Diziler

Dizi İncelemeleri

Kendimi biledim bileli çok koyu bir yabancı dizi hayranıyımdır. İzlediğimi hatırladığım ilk dizi, o zamanki adı “Kanal E” olan Cnbc-E’de izlediğim “Dawson’s Creek”ti sanırım. Bir de gündüz kuşağı dizisi “Passions”…

İlk defa evlerimize konuk olan yabancı diziler, günden güne ilgimi çekmeye başladı. “The Guardian”, “Boston Public”, “Roswell”, Robert Downey JR’a aşık olmama neden olan “Ally McBeal”, “Buffy The Vampire Slayer”, “Gilmore Girls”, “Lost”, “Dexter”, “Prison Break”, “Breaking Bad” derken tam bir yabancı dizi bağımlısı oldum.

Yıllar içinde bir çok forumda, sözlükte yazdım. Bana sürekli blog aç diyen arkadaşlarımı hiç dinlemedim. Sonra bir baktım, dizi incelemesi yapan blogger olmak bir meslek haline geldi. İnsanlar yabancı dizi konulu sitelerden para kazanmaya başladı.

Üstünden yıllar geçti, bir arkadaşımın ricasıyla ve benim merakımda bu mecraların birinde yazmaya başladım. Aşağıdaki linkte izlediğim dizilerin bazılarına ait incelemeler bulabilirsiniz. Saatlerimi harcayıp, bölüm bölüm yazdığım bu yazılardan kazancım 0 TL oldu. Bunu da bir ben başarabilirdim sanırım. Karşılaştığımız her güçlük yeni bir ders tabii =))

Geçmiş Yıllara Ait Dizi İncelemelerim İçin Buraya Tıklayabilirsiniz.

Son yıllarda da sürekli neden Youtube kanalı açmadığıma dair başımın etini yiyor arkadaşlarım. Ama artık onun için de geç sanırım. Yeni bir fikir bulup, tam zamanında aksiyona geçmek gerekiyor. Yoksa atı alan Üsküdar’ı hemen geçiyor.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Filmler

Mr. Darcy Sorunsalı..

Az önce seneleer seneleer önce yazmaya başladığım ilk bloğumdan bir yazımı buldum. En az bir 10 yılı var.  O blogda yazdığım ve sevdiğim tek yazı olabilir. Onu da burada paylaşmak istedim. Bana bir hatırlatıcı olsun diye. İnsanlar değişir, istekleri, düşünceleri, hayata bakışları, her şey değişir. Bu yazıyı yazan ilk gençliğinde küçük bir kız çocuğu, bugünkü kadınla alakası yok. Bugünkü kadının on sene sonrakiyle bir alakası olmayacağı gibi.

İnternet ülkemizde yaygınlaştığından beri yerli yabancı onlarca sitede bloğum oldu, hiçbirinin devamını getiremedim. Bakalım belki Funda’nın Harikalar Diyarı’nda işler farklı işler. Umarım.

İŞTE O YAZI (Kötü bir clickbait başlık =)))

Geçenlerde Bridget Jones’un Günlüğü romanını tekrar okumaya başladım. (Çok eğlenceli bir kitaptır bu arada okumayan varsa tavsiye ederim.) Tabi okuduktan hemen sonra günlük tutmaya karar verdim ama ne kadarını gerçekleştirebileceğim konusunda henüz hiç bir fikrim yok. Muhtemelen hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğim. Sanal alem üzerindeki bir çok platformda İngilizce Türkçe blog yazıp hepsini yarıda bırakmış biri olarak onu gerçekleştirmem imkansız!

Herneyse konuya döneyim. Biraz önce ise film uyarlamasını tekrar izledim. Kitabın orijinaline oldukça sadık kalınmış ama Hugh Grant’ten rol çalıp Colin Firth’e paslamak ihmal edilmemiş. Tamam kitabın sonu da Mark Darcy ile bitiyor ama kitaptaki gibi bir bitiş yapımcılara para kazandırmaz. Beyazperde için bazı değişikliklerin yapılması gerekir. Öncelikle Happily Ever After zırvalıklarıyla bizlerin duygularını sömürmeleri şarttır. Zırvalık dediğime bakmayın. Kanmıyor muyum? Hem de nasıl kanıyorum! Kim böyle bir peri masalı yaşamak için yanıp tutuşmaz ki?

mr_darcy_aşkına

Aşk ve Gurur’daki Mr. Darcy ile, burada Colin Firth’ün oynadığı Mark Darcy zaten aynı adam. Helen Fielding bile yazarken oradan arakladığını söylüyor. Nedir peki bu pek değerli adamın olayı? Ne değildir ki! Yakışıklıdır, karizmatiktir, sizden etkilenir hatta zamanla içten içe sever ama asla belli etmez, mağrurdur, her daim kuğldur -annesinin zorla giydirdiği geyik desenle kazağın içindeyken bile-, sofistikedir, kesinlikle üst sınıfın adamıdır, şiddete karşıdır ama bu diyetini siz söz konusuysanız hemen bozar, her daim arkanızı kollar -siz istemeseniz bile-, “işte bu” diyeceğiniz ve yanınızda gururla taşıyabileceğiniz bir adamdır. Aradığınız, arzuladığınız tam paket odur.

Diğer yandan Hugh Grant’in oynadığı Daniel Cleaver karakteri tam bir serseridir. Yakışıklı ama yılışık, çok güzel bir gülümsemeye sahip, eğlenceli ama bir o kadar çapkın, size birşey katmayan, herkesin sadece görünüşüne hayran olduğu, sığ ve sadakatsiz bir adamdır.

Peki Bridget Jones nasıl bir hatundur? Sigaraya ve içkiye bayılan, tombik, kendi sınırlarını kendisi belirleyen, çok eğlenceli ama bir o kadar depresif, saçmalamakta sınır tanımayan, kolay adapte olamayan, kişisel gelişim kitaplarıyla kendini eğitmeye çalışan,  sığ ve kendi deyimiyle 32 yaşında bir kızkurusudur. Özelliklerini bir düşünelim. Normal şartlar altında -Darcy’nin varoluşuna bir an bile inanırsak- asla onu kapamayacak bir hatun gibi gözüküyor, değil mi? 

Ama Bridget Jones kitabın ve filmin sonunda Mark Darcy’i kapıyor. Kitap ve film Bridget’i kendi sınıfının çok çok üzerindeki bu adamla ve Happily Ever After ile bırakıyor. Kendisine benzeyen ama ne yaparsa yapsın evlenemeyeceği bir Cleaver ile değil, bir kadını gözlerine bakmasıyla eritebilecek bir Darcy ile… Bu hepimize verilmeye çalışan bir umudunu kaybetme mesajı aslında…  Hey ekran başındaki! İraden bir kedininkinden bile düşük olabilir, tombik, sığ, başarısız, saftirik, alkolik veya işkolik olabilirsin ya da işinden memnun olmayabilirsin ya da hiç işin olmayabilir, saçmalamanın dibine de vurabilirsin ama senin için de bir yerlerde bir Mark Darcy var tatlım. Umudunu kaybetme, silkelen ve kendine gel.

Gerçeğe dönelim. Gerçekte Mark Darcy var mı? YOK! Bu sadece filmlerin ve kitapların ve kurgusal tüm alemlerin bizleri uyutmak ve kendimizi avutmamızı sağlamak adına yarattığı bir hayalden başka bir şey değil. Böyle adamlar var diye düşünmemizi bekliyorlar, ama yok! Hiç boşuna umutlanmayın, hiç kendinizi kandırmayın. Darcy yok, evet ama Cleaver’a benzeyen adamlar çok, onları her yerde bulabilirsiniz, hiç zorluk yaşamadan hemde. Ama Darcy’i hiçbir yerde bulamazsınız, çünkü Darcy aslında hiç varolmamıştır. Olsaydı da zaten sizin sınıfınızdan çok yukarıda olacağı için asla ona sahip olamazdınız. Bütün kurgular, etrafımızdaki bütün bu çember bizi kandırıyor!

İşi numaralara dökecek olursak.. İyisi mi siz ve ben önümüzdeki, aslında 3 olup 9muş gibi görünen ya da 9 olup 3müş gibi davranan adamlarla (Genelde 9 sandığımız 3’lerdir ama çok ümitlenmeyin) takılmaya devam edelim.. Biz onları Darcy sanalım, bizi Türk filmlerinden arak tabirle “bu hayattan çekip çıkaracak” sanalım. Ama onlar kendi yüklerini de bize yükleyip adam kılıklarını bir kenara astıktan sonra mağara adamı hallerine dönsünler ve biz Cleaver’lara bile hasret kalalım…

…Hatta yine Bridge’in deyimiyle, evimizde yalnız ölelim ve köpekler cesedimizi parçaladıktan 3 hafta sonra bizi bulmayı başarsınlar..

Şimdi bu yazıyı okuyorum. Okuyorum ve gülüyorum. Bugünkü kadının böyle bir yazıyı yazması, insanları bu kadar kategorize etmesi, “adam” sözcüğüne bu kadar takıntılı olması, ilişki hakkında bu kadar ahkam kesmesi, ezberlenmiş cümleler kurması mümkün değil. Siz siz olun çocuklarınızla doğrudan bağ kurun, sağlıklı insanlarla nasıl ilişki kurabileceğini öğretin. Kalkıp televizyondan ya da kitaptan öğrenmesin. Sonradan aklı başına gelir tabii ama hayattan ne kadar zaman çalabilirsek, ne kadar güzel yaşayabilirsek o kadar iyi olur.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Filmler, Marvel

İflah Olmaz Bir Marvel Fanı Olduğumu Biliyor muydunuz?

Robert Downey JR‘a olan aşkım, yılları aştığında ve sadece oynadığı değil içinde bulunduğu her şeyi (klipler, reklamlar, showlar vs) izlemeye başladığımda Iron Man‘i izlememem söz konusu bile olamazdı. Kendisinin bendeki yeri, bloglara sığamayacak kadar büyüktür, anlatmaya çalışsam en az dört gün laptop başından kalkmamam gerekebilir.

Iron Man ile başlayan Marvel sevgimse yıldan yıla gelişerek büyüdü. Hemen hemen her bir karakterine bayıldım (sen hariç Starlord, senin abv!) Mevcut 20 filmi hatmedene kadar izledim. Hatta Avengers 4‘dan önce bilgilerim tazelensin diye en baştan tüm filmleri izleyeme başladım. Yeniden! En baştan!

Yaklaşık 10 yıllık bir zaman diliminde, konuyu ince ince işleyerek öyle güzel bir anlatı dili yarattılar ki hayran kalmamak elde değil. Her bir karakteri gözlerimizin önünde büyüttüler, aşklar yaşattılar, bize sevdirdiler, hata yaptırdılar, affettirdiler. Her bir filmde arkalarından ekmek kırıntıları dökerek takip etmemizi sağladılar. Her bir film farklı puzzle parçalarını bıraktı avuçlarımızın içine. Öyle ki sonunda binlerce parçadan oluşan kocaman ve tamamlanmayı bekleyen bir puzzle yarattılar. Şimdi yaratılan bu büyük masalın en büyük parçası olan Avengers 4’u bekliyoruz. Yapılanların en büyüğü olacak ve anlatının bildiğimiz halini sona erdirecek.

Marvel’ın bu büyük hikayeyi “phase” adı verdikleri parçalara ayırdıklarını duymuşsunuzdur. Captain America: Civil War ile başlayan phase 3 Avengers 4 ile bitecek. Avengers 4 yazıp duruyorum. Çünkü yıl sonuna kadar gerçek ismini öğrenemeyeceğiz.

İlerleyen zamanlarda Marvel ve Avengers ile ilgili daha uzun ve daha farklı yazılar da yazmak isterim. Şimdilik sizi Saklı Kumanda ile Ant-man and the Wasp izleyip yaptığımız inceleme videosuyla başbaşa bırakıyorum. Umarım hoşunuza gider.

Saklı Kumanda ile yaptığımız Ant-man and the Wasp incelemesi

Saklı Kumanda ile yaptığımız olası Avengers 4 bağlantıları teori videosu

 

rdj_kalp_ben

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük

Peki Bu Arada Zaman Nasıl Geçiyor?

Perugia Üniversitesi bana İtalyanca kursu isteyip istemediğimi sorduğunda, kurs için normalden erken gitmem gerektiğini biliyordum. Yine de istediğimi belirttim. Akademik yıl eylülün 3. haftası gibi başlayacak, dil kursu ise 3. günü.

Eylülün 3’ünü Beklerken Neler Yapıyorum?

  • Bana yurt çıkmazsa kalabileceğim alanları araştırıyorum. Özel yurtlar, evler (ev arkadaşları), airbnb falan ne çıkarsa bahtıma artık.
  • Harçlık çıkarması açısından freelance minik işler yapıyorum. (İçerik yazarlığı, editörlük vs)
  • Evde bulunan ve asla kullanmadığım ya da artık kullanmak istemediğim şeyleri satışa çıkarıyorum. Bu uygulamalar hakkında baya tecrübe sahibi oldum ama hala hiçbir şey satmadım =))
  • Uzuuun zamandır istediğim bu bloğu açıyorum.
  • Haftada iki gün pilates yapıyorum.
  • Her gün meditasyon yapıyorum, kitap okuyorum.
  • İzlemek istediğim ama bir türlü yetişemediğim filmleri/dizileri izliyorum.
  • Daha çok sinemaya gidiyorum.
  • Latin dans gecelerine katılıyorum.
  • Ailemle vakit geçiriyorum. İhmal ettiğim arkadaşlarımı, sevdiklerimi görüyorum. En önemlisi de bu madde, çalıştığımız yerler ruhumuzu çalıyor. O kadar mutsuz ve yorgun ayrılıyoruz ki hiç kimseye vakit ayırmak istemiyoruz. İnsan 5 yıl boyunca arkadaşını görmez mi ya? Görmüyormuş işte. Başkası söylese dalga geçerim.
  • Bol bol İtalyanca çalışıyorum. İki akşam kursa gidiyorum. Kalan vakitlerde de Youtube’dan dinleme egzersizi yapıyorum. İnternet koca bir mecra, dil egzersizi için bulunmaz bir kaynak. Belki bir gün en iyi kaynakları açıklayan bir yazı da yazarım. 
  • Fırsat ve imkan buldukça tatile gidiyorum. Olmadı bir sahilde piknik yapıyorum. Ruhumu besliyorum.

Bir de şimdi Perugia’ya giden en kısa ve en ekonomik yolu bulmak zorundayım. Bugün tüm günümü buna ayıracağım. Bir uçak bir tren yolculuğu görünüyor bana.

Ekran Alıntısı 02

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük

Hayatın Akışına Güvenmeyi Deneyimliyorum

Kendi Hikayemizi Kendimiz Yazarız

İşten ayrılmaya karar verdiğim zaman, tezime mi yoğunlaşsam diye düşünmeye başlamıştım. Evet 7 senedir bitmeyen bir yüksek lisans tezim var. İşten güçten, sosyal hayatımdan, keyfimden bitiremediğim bu yüksek lisans tezinin bana yeni kapılar açabileceğinden bir haber okulun internet sitesinde dolaşmaya başladım. Sonra bir duyuru gördüm: “2018-2019 Eğitim Öğretim Yılı Erasmus Başvuruları Başlamıştır” Bunu görür görmez bende bir telaş başladı tabi. Acaba beni kabul ederler mi? Acaba gidebilir miyim?

Enstitü ile görüşmeye gidip, 7 yıldır öğrencileri olan beni Erasmus’a gönderirler mi acaba diye soruşturduğumda, memurun şahane cevabı olan “Üniversite isterse gönderir” beni başvuru yapmaya itti. Hoş bana şans vermeyeceklerini düşünüyordum. Onlarca belki yüzlerce öğrenci Erasmus’a gidiyor, 7 senedir kayıtlı olan, tezini teslim edemezse Haziran 2019’da atılacak ona beni, neden seçsinlerdi ki?

Bu gazla gidip Çanakkale’de yaşayan ve en az 5 yıldır görmediğim arkadaşımı görmek için bilet aldım. Aradan çok rahat 15 gün geçti. Erasmus için ne arayan vardı ne soran. Çünkü her şeyin mükemmel işlediğini düşünen ben, öğrencilere e-mail ya da sms falan atılacağını düşünüyordum. Çok tatlıyım değil mi? Arkadaşıma gitmeden bir gün önce, şu siteye bir bakayım bu işin takvimi vardı diye siteyi açtığımda, sınava girmeye hak kazanan öğrencilerin açıklandığını, o öğrenciler arasında olduğumu ve sınavın yarın yani benim Çanakkale’ye gideceğim gün olduğunu farkettim. Sınava girsem nasıl olur, acaba İngilizcem ne durumdadır, girmesem çok pişman olurum diye diye biletimi iptal ettim ve ertesi gün için hem İngilizce hem de İtalyanca sınavına girdim.

Değişim Korkutucu Ama Çok da Güzel Bir Duygu

Yine arada yaklaşık bir ay, belki daha fazlası geçti. Sonunda sınavlar açıklandı. Çok da fena olmayan bir puan almışım. Bu aralarda bir yerlerde okul seçimi de yaptım tabii. Bir İtalyan ruhu aşığı olarak seçimim tabii ki İtalya’dan yana olacaktı. Üç seçeneğim vardı: Sicilya, Napoli ve Perugia. Benim gibi Alman kafalı biri için Sicilya ve Napoli çok aşırı olurdu. Ben de Perugia’yı seçtim.

Olur mu olmaz mı derken, Perugia’dan bir e-mail aldım. Aday öğrenci olmamdan mutluluk duyduklarını, en kısa zamanda otomasyon sisteminden başvurabileceğimi söyleyen bir e-maildi. Olacak mı olmayacak mı derken bugün artık vize işlemlerimi başlatabilmek için kabul mektubumu bekliyorum. Bu süre zarfında Perugia Üniversitesi yetkililerine attığım hiçbir e-maile cevap alamadım ve çok darladığım hocalarımın attıkları e-maillere bile tek cümlelik yanıtlarla döndüler. İtalyanlar mı daha beter, Türkler mi? Yaşayarak göreceğim sanırım.

Değişim korkutucu tabii, ama güzel. Şikayet ederek yaşamak insanın ömründen götürüyor. Madem zamanımız kısa, yeni yeni yollara girmek zorundayız bence. Bu, yeni bir yol seçtim artık çok rahatım demek değil tabii. Şimdi başka endişelerim var. Mesela 32 yaşında yüksek lisans için gideceğim İtalya’da neler yaşayacağımı merak ediyorum. Bakalım hayat bana Perugia’da ne gibi sürprizler hazırlıyor.

wpid-wp-1443495062794

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.