Erasmus, Günlük

Funda, Funda Olalı, Böyle Koşturmaca Görmedi!

Dünden beri duracak anım olmadı. Evrakları okula götür, bankalarda hesap aç, işsizlik maaşını durdur, arkadaşlarınla görüşme planı yap, ailenle görüşme planı yap derken koca gün geçti gitti. Bugünün planı çok sevdiğim arkadaşları görmek. Sabah 10.30 itibariyle Beşiktaş’ta olacağım. Güne kahvaltı ile başlayacağız. Akşama kadar arkadaşlarım gelecek, akşam ben başka bir grup arkadaşımın yanına gideceğim.

Ama eve de erken dönmem lazım. Neden mi?

ÇÜNKÜ ORTADA HALA HAZIRLANMIŞ BİR BAVUL YOK!

Bakalım 6 aylık bavulu bir demede hazırlamak nasıl oluyormuş.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

BEKLENEN GÜN GELDİ!

Sonunda vizem geldi! Bugün tarihe geçsin.

Kargoyu korkarak karşıladım. İçini açarken ellerim titriyordu. Vizenin çıktığını görünce içim rahatladı. Aylar süren sıkıntılarım, stresim en sonunda yerini mutluluk ve sakinliğe bıraksın artık. Şimdi koşturarak tüm eksikleri tamamlama zamanı ❤

Eksiklerimin neler olduğunu ve tamamlamak için neler yaptığımı daha sonra ayrıntılarıyla yazacağım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Kaygı, Korku, Kurgulama

1 seneden fazla hatta neredeyse 2 senedir kendim için meditasyonla ve mindfulness ile ilgileniyorum. Okuyorum, dinliyorum, nefes çalışıyorum. Hatta temel mindfulness için eğitim sertifikası bile aldım. Kısaca elimden gelen her şeyi yapıyorum diyelim.

Hayatımda her şeyi oturtmuştum kendimce. Her bir ses, her bir görüntü, her bir olay karşısında daha hazırlıklı olacağımı düşünüyordum. En azından hazırlıklı olamasam da tüm gücümle ve dirayetimle sakinliğimi koruyacağımı, olgun ve mantıklı davranacağımı düşünüyordum. Yanılmışım. Hiçbir şeye hazırlıklı olamıyorsunuz. Şu son iki ay beni gerçekten çok yıprattı, bu süreçte en çok kendime şaşırdım.

Bu kadar sıkı sıkıya tutup bırakamadığım şey neydi? Beni bu kadar korkutup katatonik hale getiren? Neyden bu kadar korktum da kendime güvenemedim? Bilemiyorum. Hala üzerine düşünüyorum.

Bir önceki yazımda Louise L. Hay’den bahsetmiştim. Bakın “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabında benim ağrılarımla ilgili neler diyor:

Eller

Yönüm değişiyor, hayatım değişiyor ve ben bu hayatıma sıkı sıkıya tutundum, konfor alanımdan çıkmaktan ödüm kopuyor.

Burada bitmiyor tabii, bakın parmaklar için neler diyor:

Parmaklar

İşaret parmağım başta olmak üzere, baş parmağım ve yüzük parmağım ağrılar içinde. Bugün sağ elimin başparmağı da ağrımaya başladı.

Hayatta her şey bizim için ve bizimle ilgili. Bir olay olduğunda, başımıza bir şey geldiğinde sebepleri için çok uzağa bakmamıza gerek yok, kafamızı azıcık çevirsek yeter. Bunları biliyorum, bilsem de böyle örnekler yüzüme yüzüme çarpıyor zaten ama hala yüzde yüz hayatıma uygulamakta güçlük yaşıyorum.

Kendimizle olan iletişimimizi asla kesmememiz, hatta bu iletişime ara bile vermememiz gerekir. Yarından itibaren günlük meditasyonlara geri dönüyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Sol Elimin Suçu Ne?

Sonunda aylar süren sinirim stresim bir yerden çıktı. Sol elimden. Yaklaşık 2 haftadır elimde, bileğimde ve parmak eklemlerimde bir ağrı var. Çok minik şekilde işaret parmağımın orta ekleminde başlamıştı. Yavaş yavaş baş parmağıma, orta parmağıma, bileğime ve hatta bugün artık dirseğime yayılmaya başladı.

Ben gerçekten hayattaki tüm hastalıkların psikolojik nedenleri olduğuna inanırım. Psikolojini sağlam tutacaksın, yediğini içtiğini taze ve gerçek besinlerden seçeceksin, mümkünse spor yapacaksın ve sağlıklı şekilde yaşayacaksın. Kitaplığımın baş köşesinde Louise L. Hay’in “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” isimli kitabı durur. Buna rağmen ben de düşüyorum bu tuzağa. Okuduysanız görmüşsünüzdür. Şu son iki ayda o kadar sıkıldım, o kadar strese girdim ki bir şey olacağını zaten biliyordum. Ben yine bademcik falan olabilir ya da cildimde bir şeyler çıkar diyordum ama elimden vurdu beni. ,

Bugün artık en yakın zamana bulabilirsem ortopediye randevu alacağım, bulamazsam acile falan gideceğim. Bunu çözmem lazım artık. Avucumu kapatamıyorum. Yazarken parmaklarım tuşlara değdiğinde bile canım acıyor. Of ya gerçekten sağlıktan önemlisi yok.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Tezimi Neden Bitiremedim?

Lisanstan mezun olup işe girdiğimde yüksek lisans yapmak aklımda yoktu. Okuldan o kadar sıkılmıştım ki artık çalışmalı ve okuldan olabildiğine uzaklaşmalıydım. Yaklaşık bir sene sonra beraber çalıştığım biri, “Ya sen baya başarılısın neden yüksek lisans yapmıyorsun?” diye sordu. Ben de kendime “Evet ya ben neden yüksek lisans yapmıyorum ki?” diyip hemen başvuru çalışmalarına başladım. Güzel puanlar alıp, İstanbul Üniversitesi’ne kabul edildim. Derslerimi hemen verdim. Dönem bile uzatmadım. Gerçekten ders konusunda baya başarılı ve disiplinli bir öğrenciyimdir.

Dersler bitince tez konusu seçmem gerekti. Uçsuz bucaksız bu denizdeki ilk ve en büyük hatam, esasen ilk hedefim akademisyenlik olmadığı için, bu konu hakkında pek de kafa yormamış olmaktı. Çünkü siz şimdiki düzene bakmayın, gerçekten akademisyen olmak, gerçekten bilim üretmekle alakalı bir şey. Gerçekten fikirleriniz olmalı, çok çalışmalısınız ve literatüre bir şeyler katmalısınız. Ve benim açımdan ne iş yaparsam yapayım, o işi hakkıyla yapmak çok önemli. Böyle bir ortamda benim konu seçmem çok vaktimi aldı. Kolay ve pratik şekilde yazarak zaman kaybetmeden bitirebileceğim bir konu da seçebilirdim. Ama tabii ki zor olanı ve çok çalışmam gerekeni seçtim. Bu kez de işin neresinden başlayacağımı çözmem çok vakit aldı.

Bir tez yazmakla ilgili en önemli noktayı söyleyeyim size. En ufak parçalarını bulana kadar parçalayın (atomlarına kadar ayırın=)) ve tamamen adım adım planlayın. Ben yine denize balıklama atlamayı tercih ettiğim için bir sene kadar da bu bocalamalarla zaman kaybettim.

Sonra üniversitede burada yazamayacağım tuhaf durumlar oldu, birçok insan gitmeye, kalanlar da yerlerini sağlamlaştırmak amacılığıyla kraldan çok kralcılığa soyunmaya başladılar. Tez konum böyle bir ortamda ne pişmeye ne servis edilmeye uygun değildi. Yine bir yıl kaybettikten sonra bir kez daha yolumu değiştirmeye karar verdim.

Yeni tez konum daha basit bir şeydi. Çalıştığım iş yeri ile de bağlantılıydı. Bari buraya bir faydam dokunsun diye başlamıştım. Ama bu kez de içimdeki çalışma aşkının benden koşarak uzaklaşmaya başladığını farkettim. İşlerim yoğunlaşıyor, tezime vakit ayıramıyordum. Ayıracak vaktim olsa bencillik ve tembellik yapıp o vakti kendime ayırıyordum. Tezim bana bakıyor, ben tezime bakıyorum. Bir ay gaza gelip çalışıyorsam, 6 ay tezime uzaktan bakıyordum. Sonra tekrar çalışmak istesem yine en başından her şeyi okumaya başlıyordum.

Yüksek lisans yapmaya başkalarının tavsiyesiyle başlamıştım ama gençlere yardım etme, yol göstericileri, mentorleri olma fikri içten içe hoşuma gitmişti. Heveslenip hayaller kurmaya başlamıştım ama akademisyenlerle çalışıyor olduğum her bir gün beni yavaş yavaş bu isteğimden soğutuyordu. Gereksiz çıkışlar, kaprisler, inmeyen dinmeyen egolar, açgözlülük, başkasının sırtından geçinme, kendi işini asistanlarına yaptırma falan derken, akademisyenlerin bambaşka bir yüzünü gördüm. En gencinden en yaşlısına gerçekten hiçbir faydası olmadan koltukları işgal eden hocalar var maalesef. Bu da beni yüksek lisans yapmaktan iyiden iyiye soğutan başka bir etkendi.

Derken derken böyle 7 senem geçti. Bu yıl haziran ayına kadar tezimi savunmuş olmazsam, atılıyorum. Yani en iyi ihtimalle mart ayına kadar bir taslak çıkarıp hocalarıma sunmam gerekiyor. Onu da vizem çıkarsa eğer İtalya’da yapmayı planlıyorum =) Benden nefret ettiğini düşündüren, beni görmezden geldiğini hissettiren tez hocamla bunu nasıl başaracağım hiçbir fikrim yok. Bu da çook başka bir hikaye, belki bir gün onu da yazarım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.