Erasmus, Kendime Not

Yol Ayrımı

Madem ne olacağını öğrenmeme aşağı yukarı 24 saat kaldı, ben de gidemezsem ve gidersem yapabileceklerimi buraya not alayım. Böylelikle iki duruma da ne kadar hazır olduğumu görmüş olurum. Ayrıca vakit de biraz daha geçmiş olur.

Gidemezsem Yapabileceklerim

Bu ihtimal gerçekten rahatlatıyor beni. Dün de dediğim gibi, o parayı kaybetmeye razıyım. Hevesim o kadar kaçtı, o kadar her şey belirsizlikle süslendi ki inanılmaz yoruldum. Yıllarca Erasmus Ofisi’nde çalışan bir arkadaşım her Erasmus öğrencisinin bu durumu yaşadığını, bu ruh hallerinden geçtiğini ve bir kere gidince kesinlikle dönmek istemediğini söylüyor. Ona inanıyorum. Belki de dönmek istememekten korkuyorum bilemiyorum. 6 ay sonrasının Türkiye’sinin nasıl olacağını bilen var mı? Neye döneceğim bile belirsiz. Akıl sağlığımı nasıl koruyacağım bilemiyorum. Neyse bunları şimdi düşünmeyeceğim. Şimdi gidemezsem neler yapabilirim onlara bakacağım.

  • Kendime bir masaj ısmarlayacağım.
  • Güzel bir tatil yapacağım. Bu sene Bodrum’a gidemedim, bunun için üzülüyordum.
  • Memlekete gidip büyüklerimi göreceğim.
  • Mutlaka yurtdışı turu yapacağım, mutlaka.
  • Dansa devam edeceğim.
  • Pilatese/Yogaya devam edeceğim.
  • Yeni bir dil öğrenmeye başlayabilirim.
  • CVmi yenileyip iş başvurularında bulunacağım.
  • Tezimi bitireceğim.

Gidersem Yapabileceklerim

İşte bu kısım tam bir muamma. Derslerimi verdiğim için tezimi çalışacağım. O yüzden öyle sürekli okula gitmemi gerektirecek bir tempom olmayacak. Düşündüğümden daha çok boş zamanım olacak.

  • Tezimi bitireceğim.
  • O sırada İtalya’yı gezerek İtalyan kültürünü öğrenebilirim diye düşünüyorum.
  • Çalışma iznim varsa bir yerlerde çalışabilmeyi umuyorum. Hem de para kazanmış olurum. Maaşlı bir iş olursa şahane olur ama staja da varım diyorum!
  • Kazanacağım paralarla da gezeceğim alanlar sadece İtalya ile sınırlı kalmasın istiyorum. Avrupa’yı da keşfedeyim, gezmediğim yer kalmasın istiyorum.

Kendimi alternatif evrenlere eğilen bir filmin başrol oyuncusuymuş gibi hissediyorum. Ne karar verirsem diğer tarafı tamamen kaybedeceğim. Belki oradan devam eden başka bir alternatif evren var ama onu hiçbir zaman göremeyeceğim. 

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

Daralan Ruhum, Sayılı Günler, Belirsizlikler

Dün itibariyle bayram sona erdiğine göre, sıkıntılı Erasmus yazılarıma devam edebilirim bence. Yanımda insanlar varken, kalabalıklardayken aşırı kaçan hevesimin pek de farkında değilmişim gerçekten. Bayram boyunca bir kere bile Erasmus aklıma gelmemişti, canım ailem sayesinde ❤ Bugün yine korkuyla karışık kalp çarpıntılarıyla uyanınca bir anda farkına vardım. Hala ne yapacağım belli değil. Benim gibi planlı programlı, yer yer kontrol manyağı olabilen bir insan için bunlar ölümcül darbeler gerçekten. Her sabah 7 gibi uyanmamın baş nedeni bu. Ben çalışırken bile 8’den önce uyandığım gün sayısı çok azdır, öyle diyim.

Bu ayın 14’ünde vizeye başvurduğumda ekspress kargo için ekstra ödeme yapmış ve buna göre 17’sinde vizeme kavuşmayı umut etmiştim. Ama sağolsunlar Konsolosluk’ta beni pas geçtikleri için en iyi ihtimalle 27’sinde cevabımı alacağım. Boşuna hiç ekspresse falan para vermeyin arkadaşlar. Vizem çıkmışsa eğer haftaya bugün yolcuyum. Ama hala ne kalacak yerim var, ne gidince ne yapacağım belli. Plan yok, program yok. Bunlar da bende çılgınca anksiyeteye neden oluyor maalesef. Ayrıca beş gün içinde bir ton iş tamamlamam gerekecek. Nasıl yapacağım bakalım.

Vizem çıkmamışsa sevinecek hale geldim gerçekten. 200+ TLlik seyahat sigortam, 1000+ TLlik uçak ve tren biletlerim yanacak. Kaybım paradan olacak ama daha çoğu bereketiyle gelir umarım. Sadece gidip gezip dönmek istiyorum sanırım.

Her şey aslında oldukça kolay ilerlemişti, şu son 2 ay beni psikolojik olarak bitirdi. Evrak işinden, bürokrasiden gerçekten nefret ediyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

“Kısa Çöp Uzun Çöpten Hakkını Alır Elbette”

Yeni öğrendim bu sözü. Sosyal medyada yer alan bir videoda, insanların hayvanlara her bir kötü davranışının ardından hayvanların aldığı intikamların görüntüleri bu tek dize ile verilmişti. Videoyu izlerken, her bir eziyete karşılık veren hayvanları görünce biraz da olsun içim soğuyordu ama karşılık veremeyen bir o kadar da masum canlının olduğu aklıma geldikçe üzüntü duyuyordum. Hala duyuyorum. Tüm kısa çöpler bir an önce uzun çöplerden hakkını alsın istiyorum. İnsan, hayvan, ağaç hiç farketmez. Kim bir başka canlıya eziyet ediyorsa, umarım kat be kat fazlasını bulur.

Üzülerek yazıyorum ki yola kaçan kurbanlıkların görüntüleri bayramların, özellikle de kurban bayramlarının klasikleri haline geldi. Her bayram aynı hikaye ile imtihan ediliyoruz ve her seferinde aynı hikayeden sınıfta kalıyoruz. Birçoğu, hayvanlara eziyet ettiğinin farkında bile değil ve en kötüsü de gerçekten onlar.

Cennet de cehennem de bu dünyada.. En sevdiğim sözlerden bir diğeri de bu işte. Doğaya, insana saygımız olursa, kimsenin bir şeyini çalmazsak, biraz da kibar olmaya çalışırsak cenneti yaratabiliriz. Aksi halde, hepimiz için hoşgeldin cehennem!

Buna karamsar bir yazı demeyelim de, adaletin tecelli edeceğine olan umut yazısı diyelim bence. Hani bayram henüz tam bitmedi ya o açıdan.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Önce Şifa Bulmak, Sonra Şifacı Olmak

Kendimle ilgili keşfettiğim en önemli şey ne olabilir diye düşünüyorum dünden beri.

30’lu yaşlar, kendi bilgeliğiyle geliyor, bunu bir yere not edelim bir kere. Bir güncelleme alıyorsunuz, hayata bakışınız, tepkileriniz, kararlarınız hatta o kararları verme şekliniz değişiyor. Değil yıldan yıla, aydan aya hatta haftadan haftaya değişiyor, gelişiyorsunuz.  Kendinizi arıyor, içinize dönüyorsunuz. Ne yaşamış, nasıl bu hale gelmişsiniz ona bakıyorsunuz.

Her zaman kişisel gelişimle alakalı biriydim ama 28 yaşından sonra iyiden iyiye bu kanala girdim. Çok okudum, çok seminer gezdim. Her ekolden kişiyle tanıştım. Hepsini dinledim. En çok da kendimi dinledim. Kendi kalbimi, iç sesimi.

Kendimle ilgili çok şey buldum, bir çoğuyla yüzleştim. Bir çoğunun tozunu alabildim ama içini açamadım. Yol uzun, meşakkatli. Hemen sonuç almak niyetinde değilim, alamayacağımı da biliyorum. Çünkü kendine keşfetme yolunun, ancak son nefesimizi verdiğimizde biteceğine inanıyorum. Öyle hemen buldum bitti gibi bir sonucu yok bunun. Bunu bilerek kendinizle oynama işine girişin, uyarmadı demeyin =))

Kendimle ilgili keşfettiğim, sürekli karşılaştığım ve her bulduğumda mutlu olduğum nokta şifacılık. Bunu lütfen fiziki olarak algılamayın. İnsanların ağrıyan yerlerine dokunup fiziki olarak iyileştirme gibi bir mucizem olsa, ne olurdum biliyorsunuz =D Benim bahsettiğim şey daha ruhani bir şey. Ben hep kendimi kırdım. En büyük zararı kendime hep ben verdim. Ama kırıldığım yerden de şifa buldum, kendimi iyileştirdim. Sonra baktım ki diğer insanlara da faydam dokunuyor. Kimseler benim kırıldığım yerlerden kırılmasın istiyorum ve sevdiklerime hep diğer yolu gösteriyorum. Aynı yoldan geçerek kırılmış olan varsa ona da destek oluyorum. Şifa verdikçe ben de şifa buluyorum. Bu yol gerçek dayanışmanın yolu ve bu yol o kadar güzel bir yol ki..

Bir şey öğrendiğimde, onunla ilgili her şeyi merak ediyorum. Gerçek bir bilgi oburuyum. Okuyorum, araştırıyorum, dinliyorum. Onunla ilgili her şeyi öğreniyorum. Öğrendikçe çevreme öğretiyorum ve onlar da çevrelerine öğretsinler istiyorum. Çevreme öğrettikçe onlardan da birşeyler öğreniyorum. Böylelikle gelişme ve öğrenme döngüsü asla kırılmıyor. Bir araya gelirsek gökkuşağını oluşturabileceğimize inanıyorum. Kötülük yapabiliyorsak, kollektif bilinci bulanık zihinlerimizle kirletebiliyorsak tam tersini de yapabileceğimizi düşünüyorum. Herkesin iyiliği seçebileceğini ve dünyaya şifayı da bizim verebileceğimizi biliyorum. Belki daha sonra bu konuyla ilgili daha uzun bir şeyler yazabilirim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Bayramlar ve Çocukluğum

Bayramları sever misiniz?

Bayramları ben sever miyim? Bilmiyorum. Yazının sonuna doğru ne hissettiğimi anlayacağımı düşünüyorum.

Çok küçükken sevmem lazımdı sanırım. Ailenin uzunca bir süre tek kız torunuydum. (Aslında teknikte pek de böyle değildi de pratikte böyleydi. Nedenini belki bir gün yazarım.) Dedemle birbirimize çok düşkündük. Kaç yaşına geldim, benim için yeri hala ayrıdır. Gerçekten her gün dedemi görmek isterdim. O küçüklük günlerimde, kocaman adam benimle kimsenin oynamadığı gibi oyunlar oynardı. Bana sürekli çikolatalar, bonibonlar falan alıp evin çeşitli yerlerine saklardı. O çikolataların izini sürmek, tadlarını daha da güzel hale getiriyordu. Ama babannem evi dağıttığım için sürekli kızıyordu. Gerçi babannemin birine kızmak için herhangi bir sebebe ihtiyacı da yoktu =)) Sonra dedem, ben seveyim de alıp giyeyim diye eve kıyafetler getirttirirdi. Ne lüks ama! Şimdi bakıyorum da yapılması pek mümkün değil. Eve onlarca takım kıyafet gelirdi. Etekler, elbiseler, pantolonlar, bluzler, gömlekler falan. Ben bakar, giyinir, beğenir, istediklerimi alırdım. Beğenmediklerim mağazaya geri dönerdi. Mağaza bir akrabamızındı. Bir de ayakkabı alınırdı. Şimdi reklamlarda görüyorsunuz ya, ayakkabısını dahi başucuna koyan, elbisesini yatağının yanına hazırlayan çocukları. Heh işte onlardan biri de bendim. Çocukken bir elim yağda diğeri baldaymış yalnız, yazarken yavaş yavaş hatırlıyorum =) Babannem buralarda yine kızacak bir şey bulurdu, bizleri evinde pek istemediğini düşünürdüm hep. Bence hala istemiyor, o ayrı =)

Bayram olurdu, sabahın köründe babannemlere gitmek zorunda kalırdım. Çünkü eskilerin adetleri öyleydi. Sabahın köründe giderdik, hepberaber kahvaltı yapardık. O kahvaltı da öyle fazla şey olmazdı, bir kaç çeşit kahvaltılık olurdu sadece. Ne erkenden kalkmayı severdim, ne erkenden babanneme gitmeyi, ne de erkenden o kahvaltı masasına oturmayı. ERKENDİ ÇÜNKÜ, anlatabiliyor muyum? Ve babannem yine kızacak bir şeyler bulurdu. Sonra klasik bayram hazırlıkları, koşturmacalar, yemek hazırlıkları derken bayramlaşma anına geçerdik. Birden içeriden birisi “E hadi artık bayramlaşalım!” diye çıkagelirdi. En büyükten en küçüğe sıralanırdık biz de. Dedem, babannem, babam, annem, amcalarım, halam, sonra ben ve kızkardeşim, aile genişledikçe, yengelerim, kuzenlerim, eniştem derken yıllarla birlikte uzayan bir sıralamamız oldu. O sıralamadan da güzel harçlıklar aldım, ne yalan söyleyeyim. Çalışmaya başlayınca kesildi hepsi tabii. Ama bayram harçlığı kadar tatlı, çok az şey yaratılmış olabilir. Bayram sütlacı ve baklava dışında tabii.

Zorla akraba ziyaretlerine götürülme vardı bir de. Evde yalnız kalana kadar her bayram ızdıraptı. Babamın halasını neden görmek zorundayım mesela? Ya da illa babamın amcasında hiç tanımadığım teyzelere okul hayatımın nasıl gittiğini anlatmak zorunda mıyım? Bence değildim ve evde yalnız kalmaya başladığımdan itibaren tüm bayram gezmelerini protesto etmeye başladım. Sadece bayramlaşmak için dedemlere gidip yarım gün içerisinde eve dönüyordum.

Çocukken hiç sevmediğim bayramları, çalışma hayatına geçişimden itibaren sevmeye başladığımı hatırlıyorum. Elbette yüklü uzun tatiller vermelerinin etkisi vardı, ama aile içinde biz de bayramlara yüklediğimiz anlamları değiştirmeye başlamıştık. Hala da değiştirmeye devam ediyoruz. Mesela eskisi kadar erken kalkmıyoruz. Yine kahvaltıyı beraber yapmaya çalışıyoruz ama saatini kargalardan sonraya almayı başardık. Yine evden çıkıp babannemlere ya da onlar yoksa, ailenin o anki büyüğünün evine gidiyoruz ama zorla akraba ziyareti yapmıyoruz. İlk gün hepimiz seve isteye bir araya geliyoruz. Akşamına mutlaka kallavi bir rakı sofrası kuruyoruz. Bayramımız, geniş bir aile olmayı öğrenmeye başladığımızdan dolayı bayram oluyor artık bize. Aile oluşumuzu kutluyoruz aslında. Sanırım bu yüzden artık bayramları seviyorum ve herkese ailesiyle birlikte mutlu bayramlar diliyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.