Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Sosyal Medya Zehirlenmesi

Geçen hafta çok bunaldığım bir günün akşamında, elimdeki işleri yapmamak, yoğunluğumdan kaçmak için stalklamadık kimse bırakmamıştım. Az kalsın sosyal medya zehirlenmesinden ölüyordum. Eskiden işlerden kaçmak için durduk yere odamı temizlerdim, yemek yapardım, başıma başka bir iş çıkarırdım. Şimdi sosyal medyada bildiğiniz vakit öldürüyorum. Hayır başka zaman olsa, internet alışverişine falan sarardım.  Niyeyse bu kez kişilere sarasım geldi. Neyse..

Hayatıma girmiş, sevgilim olmuş, flörtüm olmuş, bir şekilde aklımda kalmış bazı adamları araştırmaya başladım. Neredeler, ne yapıyorlar, nasıl bir hayatları var bir bakayım dedim. Bazıları sürünüyordu. Dağınık hayatlarını bir türlü toplayamamışlardı. Bazıları da almış yürümüştü.

Bir tanesi -ki ben “bundan bir bok olmaz” diye düşündüğüm için ayrılmıştım. Baya toparlamış kendini, adı bilinir biri olmuş, adı bilinir bir yerde çalışmaya başlamış. Bozulmadım desem yalan olur ahaha. Evli mi bekar mı bilmiyorum. Çok da umurumda değil çünkü ben insanların yedisinde neyse 70inde de o olacağına inanıyorum. İstediği yere gelebilir ama ne kadar yükselirse yükselsin, içindeki kıro orada bir yerde hala. Ama tabi bunu şu an böyle düşünüyorum. O gün bozulmuş ve kendime hırslanmıştım.

Bir diğeri de baya çalışkan ve taş gibi bir hatunla evlenip Almanya’ya taşınmış. Bu noktada çocuğun hayatı nedir nasıldır bilmiyorum. Çünkü çocuğu stalklamayı o an bıraktım. Ama bu kez de kızı çok kıskandım. Adamla evlendiği için değil, iyi bir yerde çalıştığı ve yurtdışına taşınacak kadar çalışkan olduğu için. -Ki beni tanıyanlar bilir, ben Almanya’dan nefret ederim. İtalya’da karın tokluğuna yaşarım ama Almanya’da üstüne para verseler yaşamam. Bana göre bir yer değil çünkü, çok sıkıcı. 10 günlüğüne kardeşimi ziyarete gittim, o 10 gün 10 yıl gibi geçti bana =))

Bu adamların hepsi benim için geçmiş gitmiş şeyler, çok da umrumda olmadı nasıl oldukları, ne yaşadıkları. Sakiş’in de dediği gibi, “Bir işe yarasalardı en başından yararlardı.” Ama özendiğim ve arayışında olduğum şey hayatlarıydı. Çünkü ben de çalışkan ve disiplinli bir insanım, ben de yurtdışında adı bilinen bir yerde çalışıp adı bilinen bir insan olmak isterdim. Derdim buydu o an. “BEN NEDEN BAŞARAMADIM?”

Sonra bu konu üzerine düşünmeye başladım. Hatta bir kız grubumla Whatsapp üzerinden yazıyorduk. Olanı biteni elbette onlarla paylaşmıştım. Hatta tam olarak şöyle yazmıştım “Bu sosyal medya insanı depresyona sokar. HERKES ÇOK MUTLU ÇOK BAŞARILI ÇOKÇOK ÇOK ULAN!” Sonra evdeki sorumluluklarım aklıma geldi ve telefonu bırakırken şöyle yazdım “Ben de mutfağı toplamaya gidiyorum şimdi, yemek sonrası bulaşığı falan slkfgjlskhgfs” O anda kafamın üstünde bir ampul yandı. (Ampul diyince de artık bir tedirgin hissediyorum kendimi ya, neyse) Herkes evinde yemek sonrası mutfağı toplayıp bulaşığını yıkıyor, ama kimse bunu sosyal medya hesaplarında paylaşmıyordu. Aslında hepimiz aynı günlük hayatı yaşıyorduk ama sosyal medya hesabımız bir başka şekilde yönetiliyordu.

Ben bunları düşünerek bulaşıkları makineye yerleştirirken Whatsapp grubumdaki kızlar da boş durmamışlar. Cansu şu mükemmel açıklamayı yapmış “Herkesin hesabını, kendi markasını tanıttığı bir marka hesabı gibi düşün. Kişiler için bu bir persona oluyor. Hiçbir marka krizde iflas etmek üzere olduğunu duyurmaz. Reklamını yaparken vaatlerini, en iyi yönlerini, farklılaştığı noktaları paylaşır. Negatif kelime dahi kullanmaz. Böyle bakmak lazım. Doğalı bu işin.” O an iyice aydınlandım. Evet kimse arka tarafta ne kadar aynı olduğumuzu paylaşmıyor, hayatta çektiği zorlukları paylaşmıyor, eksikliklerini paylaşmıyor. Herkes tam tersini yakalayıp, kendisini yükseltmeye çalışıyor. Bihter’in de dediği gibi “Herkes kendisini mutlu göstermeye çalışıyor.” Ama neticede herkes kendi kaderini yaşıyor.

Biraz zayıf bir insansanız, bu döngünün içinde kaybolmanız çok kolay. “Bak şu kişi şunu yapmış”, “ayy bu da buraya gitmiş”, “o da bilmemnereye taşınmış” diye diye kendi eksiklerinizi çoğaltmanız kaçınılmaz hale gelir. Bana üniversiteden tanıdığım bir kız mesaj yazmıştı, ben yurtdışında gezip instagramda paylaşım yaparken, “Dön artık yeter” diye. Yahu görüşmeyiz, etmeyiz bu nereden çıktı diye düşünürken “Aman gelicem de ne olacak iş yok güç yok, bırak da buradayken gezeyim” diye cevap yazdım. Bana ne yazsa beğenirsiniz? “İş yok güç yok da gezecek parayı nereden buluyorsun?” Buna benzer bir şey yazdı, kelimesi kelimesine hatırlamıyorum, kan beynime sıçradı ama sakin kalmak için elimden geleni yaptım. Cesarete bakın hele! Bu kız arkadaşım kadın dayanışmasını destekleyen bir kuruluşta çalışıyor slhflshlshfslfhsl Neyse konu bu değil.

Hayatta her şeyi yapmak için şansımız, fırsatımız var. Kendini şişirip depresyona sokmak, haset edip ağlanmak isteyene de her şey mümkün, önüne bakıp çalışıp yoluna gitmek isteyene de. Bu olayı yaşadıktan sonra ben enine boyuna düşünüp ikincisini yapmaya karar verdim ve Instagram uygulamasını sildim. Uzunca bir süre bir şey paylaşmayı da düşünmüyorum. Ne kadar az “içselleştirilmiş” internet zamanı, o kadar bol güzellikler ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s