Filmler

Bir Zehir Türü Olarak Şeker

Belgeseller ile aranız nasıl? Herkesin belgesel izleyip caz dinlediği, kimsenin reality show izlemediği bir ülkede benimki de soru mu ya! Değil mi? =)

Çok uzun zamandır aklımda olan bir belgeseldi “That Sugar Film”. İyi ki izlemişim. Son yıllarda beni vuran ikinci en büyük belgesel oldu. Birincisi ise “True Cost” isimli giyim sektörünü anlatan bir belgeseldi. Hazır aklıma gelmişken yarınki yazı olarak da onu düşüneyim bakalım. Belki birilerinin daha izlemesine vesile olurum. “True Cost” bir şekilde bir alışkanlığımı yıkmayı başardı, “That Sugar Film” de bir başkasını yıkacak. En azından ben öyle umut ediyorum.

“That Sugar Film” son 3,5 yılını sağlıklı bir hayata, dolayısıyla sağlıklı bir beslenme ve spor düzenine adayan bir adamın, 2 aylığına piyasada bulunan ve “sağlıklı beslenmeye yardımcı olduğu” iddia edilen besinleri tüketmeye karar vermesi ile başlıyor. İçinde buram buram şeker olduğunu bildiğimiz besinlere gitmiyor. Yani direkt dondurma, çikolata, kek bulup onlara dalmıyor. Gidip marketten, fit ürünler, diyet ürünler, zayıflamaya yardımcı ürünler olarak bildiğimiz ve “sağlıklı beslenme” olarak bizlere satılan şeyleri alıyor.

Filme gayet fit başlayan bu adam, önce tüm sağlık kontrollerini, kan testlerini dikkatlice yaptırıyor. 60 gün bitince, bu testleri yeniliyor. Filmin sonundaki karşılaştırma ise korkunç! Oraya birazdan geleceğim.

damon_fhd.png

Filmde çok enteresan istatistikler de var. Mesela Avusturalya ortalamasında, herkesin günde 40 çay kaşığı şeker tükettiği söyleniyor. Bunu erkeklerin 10, kadınların 6 çay kaşığına düşürmesi için çalışmalara başlamışlar.

Film, tek tek çok şekerli besinlerin ve “sağlıklı besinlerin” taşıdığı şeker miktarını çay kaşığı olarak karşılaştırıyor bizlere. Çoğu “sağlıklı, %100 organik” denilen besinler, kekler ile, gofretler ile, meyve suları ile neredeyse aynı kaloride çıkıyor. Yulaf ezmeleri, protein barlar, diyet bisküviler derken Damon Gameau bu deneyini 8,5 kilo alarak bitiriyor. 8,5 kilo! Sadece iki ayda alıyor bu kiloyu. Vücudundaki yağ oranı %7, bel ölçüsü oranı 10 cm artış gösteriyor. Karaciğeri en sağlıklı %20’nin içindeyken, en sağlıksız %10’un içine giriyor. Bu iki ay içinde Damon’ın karaciğeri yağlanıyor, insülin direnci başlıyor, doktorlarından biri böyle devam etseydi tip-2 diyabet hastası olabileceğini söylüyor. Bu durum bir çok hastalığında kapısı aralayabiliyor, damar tıkanıklıkları, kalp hastalıkları, şeker hastalıkları, karaciğer hastalıkları, mental hastalıklar ve neler neler! Sadece iki ay, sektörün pompaladığı “sağlıklı besin”leri tükettiği için başına bunlar geliyor.

Benim de kendimle ilgili yenilenme sürecine girdiğim bu dönemde, bu belgesel benim için çok önemli oldu. Önemli olanın sağlıklı bir insan haline gelmek olduğunun altını bir kez daha çizdi. Film bitmeden, Damon eski düzenli beslenme alışkanlıklarına ve dolayısıyla eski kilosuna dönüyor. Bu da bir kez daha kalorinin miktarından ziyade kaynağının önemli olduğunu gözlerimizin önüne seriyor.

Bir de Mountain Dew içeceği ile ilgili bir kısım var ki, bırakın buraya yazmayı, aklımdan geçmeye başladığı anda dişlerim kamaşıyor, canım acıyor. Ne dediğimi anlamak ve bu konusunun üstüne gitmek istiyorsanız, “That Sugar Film”i mutlaka izlemelisiniz!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: