Filmler

Gerçek Bedel

Bakış açımı değiştiren belgesellerden bahsetmişken, “The True Cost” ile ilgili bir şey yazmasam olmazdı. Çünkü bu belgeseli izlediğimden beri, büyük markalardan tek bir kıyafet almadım. Hoş, küçük markalardan da almadım. Hatta pazardan bile almadım. Çünkü moda sektörünün ne kadar büyük bir KATİL olduğunu bu belgesel tamamen gözlerimin önüne serdi.

Giyim-kuşam artık öyle bir hal aldı ki tüm insanların delirdiğini düşünüyordum. Bu delirmeye ben de dahildim tabii. Sürekli alışveriş yapıyordum. Bir bluzun, sarı rengi elimde olmasına rağmen yeşilini de alıyordum. Çizmem var, bir de botum olsun diyerek gidip ihtiyacım olmadığı halde kar botu bile aldım, düşünün. Muhtemelen sizin de böyle dönemleriniz olmuştur. Sonra zaten online alışverişini keşfettiğimde, freni boşalmış kamyon gibi hareket etmeye başladım. Almadığım şey bana küsüyordu. Online alışveriş sitelerinin “Elite” üyesi bile olmuştum ve bu dönem oldukça uzun sürdü. Aldıklarımın çoğunu giymiyordum bile. O dönem iş yerimdeki çalışanların bir kısmı ayıydı zaten istesem de aldıklarımı orada giyemezdim, akşamları ise aldıklarıma bir türlü sıra gelmiyordu.

Sonra bir gün The True Cost‘u izledim. Ve yaptığımın, yaptığımızın ne kadar manyakça olduğunu gördüm. Belgeselde kimler yok ki? En küçüğünden en büyüğüne üreticiler, satıcılar, pamuk tarlası sahipleri, çiftçiler kimi ararsanız var!

true_cost1_fhd

Filmi izlerken ilk olarak bu sektörün ne büyük bir emek sömürüsü üstüne kurulduğunu görüyorsunuz. En az 20 dolara satılan kıyafetlerin, onu yaratanların eline sadece 1-2 dolar geçirdiğini görüyorsunuz. O insanların kötü hatta korkunç şartlarda, hayat güvencesi olmadan Bangladeş’te, Hindistan’da nasıl çalıştıklarını izliyorsunuz. Bundan yıllar önce çöken bir konfeksiyon atölyesinde ölen 1000’den fazla işçiyi duymuş muydunuz? Peki ya, çıkan yangında penceredeki demir parmaklıklar yüzünden dışarı çıkamayıp hayatını kaybeden işçileri? İşçiler gidip patronlarını uyarmışlar, bu şartlarda çalışılamayacağını ve binaların iyileştirilmesi gerektiğini ifade etmişler. Kim duymuş sizce? Kimse tabii! Çünkü lanet olası para, herkese tatlı geliyor, iyi paralar kazanan kimse huzuru düzeni bozulmasın istiyor.

Çocuklarını köylerinde bırakıp çalışmaya giden kadınların da hikayesi var filmde. Gencecik bir kızın röportajı var, henüz 20’li yaşlarının başında. En çok da onu izlemenizi öneririm. Şartları iyileşsin diye direndiğinde, ilk olarak kendi çalışma arkadaşlarının onu nasıl dövdüğünü anlatıyor. Çünkü patronlar kızın bu davranışı kabul edilemez bulup, tüm birimine mobbing uyguluyorlar. Herkesin ailesi aç olduğu ve o paraya ihtiyaçları olduğu için de geri adım attırmak için kızı dövüyorlar. “Bu aldığınız kıyafetler kanlı, bizim kanımızla dikiliyor, lütfen giymeyin” diyor. Bunları söylerken de ağlıyor. Ben daha nasıl bir şey alıp giyebilirim!

Filmin başında moda dünyasından bir uzman konuşuyor. “Eskiden 2 sezon vardı, 4 mevsim vardı modada, şimdi 52 hafta var” diyor. Her hafta kreasyon değişiyor ve yeni şeyler üretiyorlar. Biz burada bayıla bayıla her yeni ürünü alırken, bu kıyafetlerin üretildiği yerlerde insanlar can veriyor.

Sonra bir o kadar çarpıcı başka bir şey anlatıyor film. 3. dünya ülkelerinde üretilip kapitalizmin kalesi olan ülkelerde çılgın gibi satılan bu ürünler, bir süre sonra “yardımlaşma” adı altında biriktirilerek 3. dünya ülkelerindeki insanlara giymeleri için geri gönderiliyor. Düzenine tüküreyim dünya!

true_cost2_fhd

Tabii emek sömürüsüyle, israfla falan da kalmıyor bu sektörün zararları. Bir de çevreye verdiği zararlar var ki izlerken inanamazsınız. Derilerin işlenmesi yüzünden tabakhanelerden çıkan atıklar sulara karışıyor. Bu mikroplu sular, tüketen köylülerde deri hastalıkları görülmesine neden olduğu gibi, yeni doğan çocuklarda da fiziksel ve zihinsel hasara neden oluyor. Bir iki kez kendimizi iyi hissedeceğiz diye yaptığımız alışverişler yüzünden gelecek nesillere verilen zarara bakar mısınız? Neden olduğumuz şeylere bakar mısınız?

Ayrıca ilk üretici bazında pamuk tarlası sahiplerinden ve çiftçilerden de bahsediyorlar. Kullanılan ilaçlardan ve yetiştirilen sentetik pamuklardan ötürü bir çok pamuk tarlası sahibinin de hayatını kaybedişini anlatıyor belgesel. Ne pahasına diye soruyor sonrada, tüm bunların GERÇEK BEDELİ ne diyor. Kendi izlediğim zamandan en etkilendiğim kısmı aşağıya bırakıp yazıyı burada sonlandırıyorum.

gercek_maliyet_fhd

“Suyu kirletme pahasına, alın teri pahasına, fabrikada yangın çıktığında pencere demirleri yüzünden kaçamayıp ölen insanlar pahasına, eğitime, sağlık sigortasına kavuşamayan çiftçiler pahasına. Yani aslında GERÇEK BEDEL hesabını çıkarmış değiliz”

Benden önermesi, umarım izlersiniz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: