Günlük Kendime Not İstanbul'da Yaşamak

Katil Merdivenler Bileğimi Nasıl Kırdı?

Nereden başlasam?

Geçtiğimiz çarşamba günü için muhteşem bir plan yapmıştık. Önce kahvaltıya, oradan Bienal’e gidecektik. Gerçi ben bugün hariç tüm haftanın blog yazılarını önceden hazırladığım için tüm haftam inanılmaz güzel planlar ile doluydu. Neyse, kısmet değilmiş diyelim!

Çarşamba günü diyordum, evet. Nişantaşı’nda kahvaltı yapıp, sonra Pera Müzesi’ndeki sergiyi gezecektik. İlk plan kusursuz işledi. Gittik misler gibi kahvaltı yaptık. Kuzenim ve halamla birlikte sohbet ede ede keyfili bir şekilde günün ilk yarısını geçirdik.

Bienal’e gitmek için ayaklandığımızda, kuzenim yol tarifini açmış bizi Pera’ya götürecek yolu bulmuştu. Biz de peşine takıldık. Chanel’e ve Çekya Konsolosluğu’na yakın olan Maçka Parkı girişindeki merdivenlerden inmeye başladık. İnmez olaydık. Kaç basamak indiğimi hatırlamıyorum ama yeşil renkli demir merdivenin başlığına tutuna tutuna iniyordum. Birden sağ ayağım boşluğa düştü dengemi sağlamaya çalışırken sol ayağım da boşluğa düştü. Dengemi kaybettim ve ben de düştüm. Düşerken iki tane çatırdama duydum (sonradan halama ve kuzenime sordum onlar duymamışlardı ben de önemsemedim). Ama inanılmaz bir acıyla kıvranmaya başladım. Önce sağ ayağımı kontrol ettim. Acıyordu, burkulmuştu. Sonra sol ayağımı kontrol ettim. Onun da burkulduğunu düşündüm ama gerçekten çok acıyordu ve şişmişti. Halam hemen gidip su aldı, kuzenim yanımda kaldı, bilek kısmım davul gibi oldu. Biraz bekleyelim dedik, burkulmaysa soğusun kendisine gelsin istedik. Bu sırada merdivenlerin altında sohbet eden iki öküz, Allah sizin belanızı versin be! İnsan bir döner, bir yardıma ihtiyacınız var mı der! Gerçi kime ne diyorum, insanların gözünün önünde birileri öldürülüyor, yaralanıyor da dönüp yardım etmiyorlar, bana mı edeceklerdi! Allah’ın belaları, nefret sebeplerim.

Neyse sakinleşeyim…

Baktım yere basamıyorum. Canım acıyor, mümkün değil ayağımın üstünde duramıyorum. Halam hemen bir doktor arkadaşını aradı, arkadaşı ayak şiştiyse zaman kaybetmeyin bir acile götürün demiş. Ayağa kalkamıyorum, adım atamıyorum. Halam ve kuzenim beni taşımak istiyor, taşıyamazlar diye düşünüyorum. Yüklenmek istemiyorum. Halamın zaten belinde sorun var, kuzenim de küçük. Ne yapsak ne etsek derken, ALLAH BİN KERE RAZI OLSUN iki kişi geldi. Biri erkek, biri kadın olan bu iki kişi beni aldıkları gibi merdivenlerden caddeye çıkardılar. Bu arada gelen geçen geçmiş olsun diyip giderken, “Siz de mi düştünüz? Ya burası da hep böyle” demeyi asla ihmal etmediler! Allah için kimse bir şey yapmamış demek ki…

Neyse caddeye çıktık da, iş çözüldü mü? Asla çözülmedi. Bu kez de durduracak taksi bulamadık. Uber’in de Bitaksi’nin de canına okunduğu için, kaldık mı normal taksicilerin eline! Durmadılar arkadaşlar! Değişim saati diyen mi istersiniz, Şişli Etfal Hastanesi’nin mesafesini beğenmeyen mi? Allah onların da bin türlü belasını versin! Umarım kendileri de buna muhtaç kalırlar. Kaç dakika sonra bilemiyorum, ayakta durmaya takatim kalmadığında halam bir taksi bulmuş ve getirmişti. Bu kez de arka koltuğunda hasta biri olduğunun bilincinde olmayan bu taksici ile sağa sola sallana sallana, çarpıla çarpıla sonunda Şişli Etfal’e gelmiştik. Panikten cve şoktan hiçbir şeyin fotoğrafını çekemedik, hiçbir taksinin plakasını alamadık ya en çok ona üzülüyorum. İlk fotoğrafım hastanede. İşte tam da bu:

IMG-20190920-WA0009

Kedili çoraplarımın şirinliğini görmezden gelebilirsek hikayenin ikinci kısmına başlıyorum. Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisi bambaşka bir dünya! Kendini yere atan hastalar, ağlayanlar, bağıranlar, çağıranlar, birbirlerine laf sokan memurlar, hasta azarlayan gencecik doktorlar, yılışık hastabakıcılar derken orada geçirdiğim yaklaşık 4 saat bana gerçek bir Bienal keyfi yaşattı slkfglsglsjglsjgs.

Bunca keşmekeşin arasında biz sakince önce röntgene, sonra tomografiye girdik. Bura ile ilgili anlatacaklarımı yarına bırakıyorum. Bu yazı bitmez yoksa.

Tomografinin ardından doktorun odasına girdiğimizde şöyle bir soru ile karşılaştım “SİZİ AMELİYATA NE ZAMAN ALALIM?” Şaka yapıyorlar sandım çünkü o zamana kadar ben hala burkulma sanıyorum. Dalga geçerek cevap verdim. Baktım doktor ciddi! Bana baya baya beni o gün (Çarşamba) hastaneye yatırıp cuma günü ameliyata alacaklarını anlatıyordu. Ameliyattan sonra ne zaman gelip VİDALARI çıkarttıracağıma kadar bir şeyler söylüyordu gerçekten büyük bir şok yaşadım! Vidaya ne zaman geldik? Ameliyatı anlatmadın bile! Tamam bir çatırdama duydum ama ben hala burkulma haberi alıp eve gideceğimi düşünüyordum. Gerçekten şoka girdim! “Yatışınızı ne zaman yapalım?” dediklerinde falan bile başka doktorlardan görüş almayı düşünüyordum. Halam hemen birilerini aradı. O sırada yeni bir haber geldi ve o gün yatarsam cumaya kadar beklemem gerekmeyeceği ve akşam 20.00 gibi beni ameliyata alabileceklerini söylediler.  Her şey aşırı hızlı ilerliyordu. Dizlerim titremeye, kaslarım seğirmeye başladı. Sonunda durumu kabullenmeye niyetlendim. Olması gereken şey ameliyatsa, ameliyat olacaktım. Bir yandan EKG, röntgen falan çektirmeye başladım. Kan verdim, damar yolum açıldı. Bir tek sanırım anestezi uzmanı ile görüşmem kalmıştı.

Şimdi evdeyim, ameliyat olmadım ama hikayenin o kısmına sonra geleceğim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

4 comments

      1. Çok haklısınız çoğu şehirde de durum aynı. Zaten bu durumun mekandan değil insanlardan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Dilerim bir daha buna benzer bir durum yaşamazsınız. Oldukça üzücü… 😦

        Like

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: