Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Son Haliyle İstanbul Ne Kadar İyi Bir Fikir?

İstanbul benim gerçekten de çok sevdiğim bir şehirDİ.

Onca zalimliğe rağmen hala ayakta ve güzel olması, kimse yokken ışıl ışıl parlaması, bir vapur yolculuğunun dertleri silmesi gibi güzellikleri ısıtıyordu içimi. Ama döndüğümden beri bir şeyler değişti, bir şeyler yolunda gitmiyor. Şehir sanki bana artık buradan git diyor. Sanki gitmezsen seni ben göndereceğim diyor. Bunun için her şeyi yapacağından korkuyorum.

Zaten son yıllarda iyice canına okunmuştu şehrin. Kalabalık, kaos, kirlilik… Ayrıca çalışırken ben de şehirdeki hiçbir şeyin tadını çıkaramıyordum. İş çıkışı ya terapiye ya bir kursa ya da arkadaşlarla bir şeyler içmeye gidiyordum. Stres atıp iş yerinde bana yapılan iğrençlikleri unutmak için tüm paramı ve tüm zamanımı harcıyordum. İstanbul’u gezmek, tadını çıkarmak falan oooo nerdeee?

Sonra İtalya’ya gittim. Şehirleri gezdim, başka ülkelere gittim, başka şehirleri gördüm. Temizlik, ulaşım, yönetim ve insan kalitesi olarak ne kadar geride olduğumuzu görüp çok üzüldüm. Yine de İstanbul’u sevmeye devam ettim.

Sonra zaman geçti, İstanbul’a döndüm ve olaylar olabildiğine ters gitmeye başladı. Başta beni karşılayan bu kaos pek rahatsız etmiyordu. Sonra her gittiğim yerde bakışlardan rahatsız olmaya başladım. Kadın-erkek farketmeden neredeyse tüm bakışlardan hem de! Yalnız yürürken arkama bakmaya başladım. Gönlümce müzik dinleyememeye onun yerine etraftaki tehlikeleri önceden farkedebilmek için kısık seste dinliyormuş gibi yapmaya başladım. Gece daha dışarı çıkmadan eve nasıl döneceğimle ilgili strese girmeye başladım. Bindiğim tüm taksilerin şoförleri tarafından kazıklanmaya başladım. İnanır mısınız bir tanesi 30 TL tutacak mesafede beni dolaştırıp 45 TL’lik taksimetre ödetti. 50 TL ödedim, iyi geceler diyerek beni taksiden indirdi. Para üstünü vermek bir yere istememin bile önüne geçti. Bu korkunç insanlarla aynı şehirde yaşamak bile üzücü.

Yine de gezmek güzeldi, sahilde yürüyordum, vapur yolculukları yapıyordum. İnsanların mesai saatlerinde gidip Emirgan’da kahve içip dönebiliyordum. Zamanla önce tez yormaya başladı beni. Tez işi kanırta kanırta da olsa bitti, artık işe güce bakayım dedim. Malum bir kahve bile ortalama 15 lira. Para lazım yaşamak için. İş başvuruları yapayım dedim. Başka bir üniversitede işe başladım sanıyordum meğer daha işe alım sürecim yürümeden ayağım kaydırılmış. Çünkü iki başlılık, düzensizlik, liyakatsizlik her yerde. Şehrin artan korkutuculuğu yediğim ilk golse bu da yediğim ikinci goldü diyebiliriz.

Üçüncü gol, huzuru bulamamamdı. Vapur kaçamaklarım bile beni tatmin edememeye başlamıştı. İnsan tipleri gitkçe tuhaflaşmıştı ve herkes birbirini rahatsız ediyordu. Sakin bir vapur yolculuğu, mesai saatleri içinde bile huzurla yapılamıyordu. Her yerde bir gerilim vardı. Güvendiğim huzurun da bittiğini görmeye başlamıştım.

Dördüncü gol, belediyenin ihmali yüzünden kırdığım bacağım, hastanede ve takside yaşadıklarım olmuştu. Gerçekten insan olarak, İstanbullular olarak o kadar aciziz ki! Acil bir şeyimiz olsa yanmış kere yanmışız! Ne hastaneye yetişebilir, ne gerçek bir hizmet alabiliriz. Ambulans yoluna park edenleri aşıp acile varabilsek içeride işimizin yolunda gideceğinin bırakın garantisini esamesi yok 😔 Ben tomografi makinesinin düzelmesini yarım saat belki daha fazla bekledim, acil bir hasta ne kadar bekleyebilir? Bilemiyorum. Hiç umudum yok.

Yediğim beşinci gol de depremden geldi işte. Ayağım kırık olmasa bile depreme yakalanmak beni hep korkutuyordu. Bu ayakla yakalanmak da kötü oldu. İstanbul’la evimle yüzleştim. Çok korkunç. Gerçekten bir başka depremde kesinlikle İstanbul’da olmak istemiyorum. Ailemin de İstanbul’da olmasını istemiyorum. Normal bir günde yetemeyen acil servisler acil bir durumda hangimize ne kadar yetebilir? Ne zaman yardım gelebilir? Yağmadan, mafyatik tiplerden, hırsızından, uğursuzundan bizi kim koruyabilir?

Kötü bir cümle olabilir, etkilenecek olanlardan özür dilerim ama enkazda ölmek belki kurtuluş olabilir. Aksi takdirde İstanbul ve bu ‘Yeni İstanbullar’ insanı ölmekten beter edebilir. Sakat kalma ihtimalini düşünemediğim gibi depremden sağsalim çıktıktan sonra olabilecekleri de düşünemiyorum.

O yüzden diyeceğim odur ki bence İstanbul bana mesajını çok açıkça veriyor artık. Bağıra bağıra git diyor. Artık mesajı almak ve onunla ilgili bir şeyler yapmak bana kalmış durumda. Şu ayağım en hızlı şekilde iyileşse de ben de yoluma koyulsam!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s