Diziler

Kendinle Yaşamak!

Bir gece önce Paul Rudd’ın Netflix dizisi “Living with Yourself”e denk geldim. Kafamda deli sorular…

Öncelikle şunu söyleyeyim, Paul Rudd’un herhangi bir dizi hazırlığında olduğunu bilmiyordum. Hatta “Living with Yourself”i ilk gördüğüm anda Netflix filmi sandım. Eğlenceli 2 saat geçireyim diye düşünüp tıkladığımda bir sezonluk mini bir dizi olduğunu fark ettim. Bölümleri yaklaşık 25 – 30 dakikadan oluşan 8 bölümlük bir sezon yapmışlar. Üzerine biraz düşünmek istediğim için iki güne böldüm. Yoksa bir oturuşta da izleyebilirsiniz. 4 saat ne ki? Biz bunu kulağımıza damlatırız! =)

paulrudd_fhd

-Buradan sonrası spoiler içerir-

Dizi, tıpkı benim gibi kendisinden sıkılmış olan Paul Rudd’ın Miles Elliott karakteri ile açılıyor. Miles, aşık olup evlendiği kadınla, Kate Elliot ile sorunlar yaşıyor. Ne zamandır gerçek bir şeyler paylaşmamış olduklarını fark ediyoruz. Evlerinin içine giriyoruz, o soğukluğu hissediyoruz. Kate çocuk istiyor, tedavi görmeye çalışıyor, Miles ne istediğini bilmiyor, sürekli muayene olmaktan kaçıyor.

İş hayatında da hevesini kaybetmiş, yeteneğini köreltmiş bir reklamcı. Hiçbir şeye inancı kalmamış, işe yalandan gidip geliyor. Toplantılara gidiyor ama, hazırlıksız gidiyor ve orada zaman öldürüyor. Patronu da bunun farkında ama geçmiş yıllarda Miles’ın ona çok para ve bir o kadar da prestij kazandırdığının farkında, ayrıca zamanında yaptığı reklam çalışmaları ile ödül almış bu adamı bırakmak da istemiyor. Miles en sonunda elindeki işi “tek rakibi” Dan’e kaptırınca, işi riske girmeye başlıyor. O “tek rakip” şimdiye kadar aynı Miles gibi bezgin şekilde gezen, yaratıcılığı ölmüş bir adamken, şu an işine sarılan, rekabetten korkmayan bambaşka bir adam haline gelmiş. Miles ile bu konuyu konuştuklarında, Dan tüm bu değişimi bir spaya borçlu olduğunu söylüyor ve Miles’ın eline oranın bir kartvizitini tutuşturuyor.

Başına gelenler Miles’ı bu spaya yönlendirdiğinde ise, spanın aslında bir insan klonlama merkezi olduğunu öğreniyoruz. “Kendinizin en iyi versiyonunu” yaratmayı görev edinmiş bu adamlar, Miles’ın DNAsının en iyi yerlerini alıp olması gereken en iyi versiyonu yaratıyorlar. Yeni Miles’ı evine, eski Miles’ı da eski bir ormanın mezarlığına gönderiyorlar. Ancak çıkan “ufak” bir pürüz nedeniyle Miles ölmüyor ve kendisini mezardan çıkarıp evine götürüyor. Eve gittiğinde Yeni Miles’ın evde olması bölümün sonu ancak hikayenin başı olarak bizleri eğlendirmeye başlıyor.

Miles’ın bir de pek görüşmediği bir kız kardeşi var. Kardeşinin varlığını bile “Klon Miles” hayatına girdikten sonra öğreniyoruz. Bu Yeni Miles, Eski Miles’ın hem işini, hem eşini hem de kız kardeşini tavlarken bu gariban Eski Miles kaç cephede birden savaşsın?

Sezon oldukça naif bir şekilde pek de şok edici olmayan bir sonla final yaptı. Yeni bölümler elbette eğlenceli olabilir ama gelmezse de dünyanın sonu olmaz. Ne diziler bitti şu Netflix’te hey gidi hey!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s