Diziler, Marvel

Gözlerimi Kanatan Bir Efsane: Iron Fist

Daha önce çeşitli yazılarımda Marvel’a olan aşkımı defalarca ilan etmiştim. Hatta o yazıların ilkini okumak isterseniz, burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Netflix, Marvel ile birlikte Daredevil’i, Jessica Jones’u, Luke Cage’i ve Iron Fist’i uyarlayacağını söylediğinde baya meraklanmıştım. Hele Defenders’ı ve Punisher’ı yayınlayacaklarını açıkladıklarında çok heyecanlanmıştım. Hepsini en kısa zamanda izlemek istiyordum.

Daredevil izlemekle işe başladım. Çok temiz, çok güzel bir iş çıkarmışlardı. Açık ara içlerinde en iyi uyarlama Daredevil olmuştu. Charlie Cox ve Vincent D’Onofrio rollerine çok güzel uymuştu. Dizi hem senaryosuyla, hem kötü adamıyla, hem çekimleriyle hem de dövüş koreografileri ile aklımı almayı başarmıştı. 3 sezonun 3’ünde de heyecanı ve merak seviyesini azaltmadan izlettirmeyi başardılar.

Ardından Jessica Jones geldi. İlk bölümleri şahaneydi ama 10. bölümden sonra biraz sapıttılar. Çok daha iyi yerlere gidebilirdi, potansiyelini körelttiler. David Tennantcığımın kötü adamı Killgrave hatrına izleyip bitirdim. Ayrıca Black Widow filmi ya da Captain Marvel ile ilgili henüz konuşulmuyorken bir kadın karakter için yapılmış en güzel şeydi. Bunlara rağmen 2. sezonu gerçekten kötüydü, kurtarabilecek hiçbir şeyi yoktu. Bir Iron Fist kadar kötü değildi ama yine de kötüydü. Tam 3. sezonda toplayacak gibi oldular, güzel bir hikaye örmeye başladılar ona da ömrü vefa etmedi dizinin.

Sonra Luke Cage geldi. Luke Cage’in ilk sezonu fena değildi. Hikayesini ve müziklerini sevdiğim için bazı kısımlarında sıkılsam bile tahammül ettim. Kimi zaman çok güzel örnekler verdiler, felsefesi yerindeydi. Arkasından gelen 2. sezonu da henüz izlemeye başlamadım. Ne desem doğru olmaz. Belki izleyince yazarım.

En son Iron Fist geldi. Gelmez olaydı diyebilir miyim? Iron Fist, şimdiye kadar takip ettiğim en kötü şey olabilir. İyisi mi nedenlerini aşağıda sıralayayım.

if_fhd

-Buradan sonrası spoiler içerir-

Çocuk sakızından çıkmış gibi görünen dövmesi mi dersiniz, başrolün tam bir ergen gibi davranması mı dersiniz, davranışlarını bir kenara alsak bile zeka seviyesinin çok düşük olması mı dersiniz, akmayan senaryosu mu dersiniz, kötü efektleri mi dersiniz hangisini seçersiniz bilmiyorum ama gerçekten çok kötü. İlk sezonu çok kötüydü, ikincisinde birazcık toplamış gibi ama yine de çok kötü.

Oyuncular açıklandığında, Game of Thrones’dan iki oyuncuyu alıp başrol yapmaları çok hoşuma gitmişti ama karakter ve hikaye olarak içlerini dolduramamaları izleme şevkimi kaçırdı. Bir tek Ward Meachum karakteri izlemeye değer. Gelişimi, değişimi mükemmel. Onun dışında beğendiğim pek bir şey yok.

İlk sezonda Danny Rand’in Iron Fist olduktan sonra evine geri dönmesini (K’un L’un’u sahipsiz bırakarak kaçıp gelmesini) ve etrafında gelişen olayları izliyoruz. Zaten en başından uçağının düşmesine, anne ve babasının ölmesine neden olan kişinin babasının ortağı olduğunu öğreniyoruz. Şaşırdık mı? Hayır. Bu kişinin yani Harold Meachum’ın kendi ölümünü de tezgahladığı, sezonun (Daredevil’in ve daha sonra da Defenders’ın) kötüsü olan The Hand ile ilişkide olduğu ortaya çıkıyor. Şaşırdık mı? Hayır. Buradan sonrası Türk işi entrikalı holding dizisi resmen. Harold’ın iki çocuğu da (Ward ve Joy) Rand Holding’in başına geçmişler, Danny’nin hayatta olduğunu öğrenince ilk tepkileri onu holdingten uzaklaştırmak için kafa yormak oluyor falan filan. Bu kısımla ilgili tek güzel şey, diğer dizilerde de gördüğümüz Jeri Hogarth karakteri. Carrie-Anne Moss tarafından canlandırılan Jeri, Rand’in avukatı ve şansımıza Danny’ye yardım etmek isteyen tek insan. Bunun dışındaki her şey çok gereksiz. Yok Danny’i akıl hastanesine gönderiyorlar, yok davalar açılıyor, yok ayak kaydırmaya çalışıyorlar. Yazarken bile ruhum sıkıldı. Öf. Mistik dizi diye açtık, ne çıktı!

Bir yandan da Iron Fist, The Hand’in yeminli düşmanı olduğu için onlarla ilgili bir şeyler yapmaya (onların kökünü kurutmaya) çalışıyor ama bu arada birlikte yaşadığı dövüş sanatları ustası Colleen Wing’in onlardan biri olduğunu bilmiyor, anlamıyor. Ayrıca 3 dakikada bir herkese “I’m the immortal Iron Fist” diyip duruyor. Tamam öylesin de, ne işe yarıyorsun gerçekten diye sormuyor kimse de lskgjlskgj. Gerçekten senaryo anlamında baya kötü bir dizi. Bizim “Protector” ile kapışır. Yine ruhum daraldı. Hem söylenip hem izliyorum işte, hiçbir şeyi yarım bırakma huyum yok.

Diğer bir yandan da Iron Fist’i bulmak için K’un L’un’dan gelmiş olan Davos giriyor oyuna. Oradan bambaşka şeyler öğreniyoruz tabii. Bir nevi Danny’nin düşman kardeşi gibi biri Davos. Iron Fist olmayı, Danny’nin ondan çaldığına inanıyor. Iron Fist olmanın, kendisinin doğuştan hakkı olduğunu düşünüyor da diyebiliriz. Danny’e yardım ediyor ama içten içe ona çok bilenmiş durumda. Ama o kısım ikinci sezonda kendine daha büyük yer ediniyor. Iron Fist’i çalmak için Joy ile birlik oluyor falan filan. En sonunda bir kaç cephede birden savaşan Danny, düşmanlarını yeniyor, sevdiği kızı kapıyor ve K’un L’un’a gitmeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum, çünkü gittiğinde orayı bulamıyor. İlk sezon bu şekilde son buluyor.

Sonra Defenders ekranlara geldi. Defenders fena değildi, Iron Fist’ten çok daha iyiydi. Danny hariç diğer üç kahramanı birlikte görmek gerçekten çok güzeldi. Dövüş koreografilerine, müzik seçimlerine ayrıca bayılmıştım. Elektra da vardı mis gibi! Keşke devamı gelse.

Ayrıca Punisher’ın da 2 sezonu geldi, Daredevil’den sonra en iyi uyarlama Punisher’dı. Frank Castle’ın hem hikayesi hem de Jon Bernthal’in oyunculuğu muazzamdı. Bunları izledikten sonra geri dönüp Luke Cage’in ya da Iron Fist’in 2. sezonunu izleyemezdim. Ayıp olurdu =))

Şimdi bol bol zamanım olunca Iron Fist’in 2. sezonu ile izlemeye geri döndüm. Bitirince kendime söveceğimi bile bile tüm sezonu izledim. İlk sezonundan güzeldi ama hala olmamıştı. Ben, bu kez K’un L’un’u bulacak biraz mistik şeyler izleyeceğiz diyerek izlemeye başladım ama Davos’un saçma kan davasını, Joy’un ergence çıkışlarını, gereksiz çete savaşlarını ve Danny’nin Iron Fist’i nasıl da hak etmediğini (deyim yerindeyse piç ettiğini) izledik durduk. Sezona ait tek iyi şey, Mary Walker karakteriydi. Çoklu kişilik bozukluğuna sahip karakterler her zaman ilgimi çekmiştir, Mary’den Walker’a, Walker’dan Mary’e geçerken beni meraklandırmıştı, şimdi üçüncü karakterini de merak eder oldum. Onun dışında zaten önüne gelen ejderin kalbine ortak çıktı, tek bir yumruk parlıyor derken, parlaklık ellere, kollara, silahlara kadar sıçradı. Colleen’in ilk kadın Iron Fist’in kızı olmasını biraz zorlama buldum, çizgi romanda da böyle mi acaba? Ayrıca daha bir insanı nasıl iyileştireceğini bile bilmeyen, hediyesini kabullenmeyen, üstüne onu elleriyle başkasına sunan bir Iron Fist, o kadar kısa bir sürede o silahları nasıl yaktı o da pek inandırıcı değildi ya neyse!

Unutmadan bir iyi şey daha vardı 2. sezon ile ilgili o da Misty ve biraz da Colleen ile geliştirdikleri arkadaşlık (Ejder’in Kızlarına ait minik bir öngösterim). Eğer benim gibi bol zamanınız yoksa Iron Fist’i izleme işine hiç girmeyin. İlla girecekseniz de atlaya atlaya izleyin benden söylemesi =))

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s