Diziler Kendime Not

Rise Of Empires: Ottoman

Netflix’in çalışmalarına ne ara başladığını pek duymadığımız bir içeriği geldi geçen günlerde. Çağ açıp çağ kapayan İstanbul’un fethi olayını ele alan yeni Netflix içeriği “Rise Of Empires: Ottoman” gelir gelmez oldukça ses getirdi.

Netflix içeriklerine ekleneli daha 3-4 gün olmasına rağmen kendisinden sıklıkla söz ettirmeyi başaran “Rise Of Empires: Ottoman” için 6 bölümlük bir mini dizi/mini belgesel diyebiliriz. Hem tarihçilerin yorumuyla hem de kurgulanmış hikayesiyle dikkatleri üstüne çeken belgeselin başrollerinde Cem Yiğit Üzümoğlu, Tommaso Basili, Birkan Sokullu, Selim Bayraktar ve Tûba Büyüküstün yer alıyor.

ottoman_fhd

Dizinin eksik yanları olsa da bence artı yanları çok daha fazla. Çoğunluk, dizinin İngilizce olmasından rahatsızlık duymuş ama bu bence tam da ihtiyacımız olan şey! Neticede sürekli biz çalıp biz oynuyorduk, bu kez deplasmana bu şekilde çıkmamız beni mutlu etti. Oyuncular da altından gayet iyi kalkmışlar. Hepsi gayet Türk aksanıyla çatır çatır konuşuyorlar, ben sevdim. Birkan Sokullu’nun İtalyan aksanıyla İngilizce konuştuğunu görsek belki güzel olurdu ama bu da batmadı gözüme. Neticede bu bir belgesel.

6 bölümlük dizide, Fatih Sultan Mehmet’in hayatını, İstanbul’u fethetmeye kendisini nasıl adadığı, başarısızlıklara uğrasa da vazgeçmediği çok güzel bir şekilde, yabancı bilim adamlarının da katkılarıyla işlenmiş. Fatih’in işlenme tarzıyla sorunları olanlar da var tabii ama maksimum 21 yaşındaki halini gördüğümüz için kendisinden 50 yaşında bir devlet adamı olgunluğu beklemek de biraz abes.

Diziyi izlerken benim gördüğüm şey, yetiştirilme tarzımızın tüm dünyayı etkileyebilme gücü oldu. Mehmet, 4 yaşından beri, babası tarafından görülmeyen, annesi tarafından dönemin “normlarına” uygun yetiştirilmeye çalışılan, kısaca sevgisiz büyümüş bir çocuk.  Biraz büyüyünce Padişah olan ama sonra sadrazamların endişeleri nedeniyle bu büyük görev onların gözü önünde elinden alınan Sultan Mehmet ise öfkeli ve hırslı bir genç adayı. Durum böyle olunca da tüm enerjisini, kendisini önce anne ve babasına sonra tüm dünyaya göstermek için İstanbul’u fethetmeye adıyor. Gecelerce ve gündüzlerce çalışıyor. Kendisine Büyük İskender’i örnek alıyor. Bu çok önemli ve incelenmesi gereken bir psikoloji. Bu denli bir adanmışlığın başarısız olması mümkün değil.

Sonra tabii, devreye herkesin egosu giriyor. Sadrazamın, Bizans İmparatoru’nun, İtalyan paralı askeri Giovanni Giuliani’nin… İzlerken bir de şunu düşündüm, sadece sağduyulu bir kadın lider olsaymış aralarında bunların hiçbiri yaşanmazmış belki de. Bu noktada Tûba Büyüküstün’ün dizideki varlığını çok sevdim. İzleyicilerin çoğu astroloji ile ilgili kısma da tepki göstermişler ama bence o da gayet yerindeydi. Eskiden astroloji özellikle devlet meselelerinde çok kullanılırmış, neden yokmuş gibi davranalım ki?

Cem Yiğit Üzümoğlu’na gelince, yerli dizi kültürüm olmadığı için pek tanımıyorum ama bence yolu açık bir kardeşimiz. Dile hakimiyeti olsun, role girmesi olsun çok hoşuma gitti. Sadece yer yer bana İlhan Mansız’ı hatırlattığı için sırıttığım oldu =)

Tabi en büyük spoilerı hepimiz biliyoruz, İstanbul fethediliyor =D Ama yine de başka bir spoiler vermeyeyim, bu mini belgesel dizisini izlemenizi tavsiye ederim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: