Diziler

Locke & Key

Netflix’in bir süredir bana önerdiği dizi Locke&Key’i izledim geçenlerde. Ne tam olarak bayıldım ne de nefret ettim. İkinci sezon için ölmüyorum şu anda, olsa da olur olmasa da olur modundayım ama ilk sezonu izlediğim için de pişman değilim. Locke&Key böyle enteresan duygular yaratan bir dizi oldu benim için.

O zaman spoilera doyalım.

locke_key_fhd

-Buradan sonrası spoiler içerir-

Dizi aslında oldukça iyi açılıyor. Babaları ölmüş üç yetimin hikayesi biraz alışık olduğumuz bir hikaye olmasına rağmen yine de umut veriyor. Key House‘u görüyoruz bir kere. Oradan onlarca hikaye çıkabileceğinin düşünüyoruz.

Zamanla annelerini ve çocukları tanımaya başlıyoruz. Favorim, evin en küçük çocuğu olan Bode Locke. Hem zeki, hem sevimli. Yüce yaratıcı abisinden, ablasından ve hatta anasından babasından almış bu minik yavruya vermiş adeta =) Zaten Key House’u ilk olarak o çözüyor, saklı anahtarları bulmaya ilk olarak o başlıyor. Gerçi iblisin Well House‘dan çıkmasına da o vesile oluyor ama hikayenin de bir şekilde başlaması lazımdı, çocuk ne yapsın?

Abla Kinsey Locke, dizideki en çekilmez karakterlerden bir tanesi benim için. Klasik ezik ergen tiplemesiyle karşımıza çıkan Kinsey, Head Key‘i kullandıktan sonra ufak bir ümit vermişti bana. Karakteri değişecek ve gerçekten “badass” bir karakter olacak sandım ama o da saçma bir “bully” olmaktan öteye gidemedi. Okula götürüp kıskandığı kız üzerinde denediği anahtarı, evlerine giren Sam üzerinde denemeyi düşünemedi bile mesela. Off ne büyük hayal kırıklığı!

Abi Tyler Locke ortalama bir karakter. Biraz da klişe. Ama baya yakışıklı olduğu için izletiyor ne yalan söyleyeyim =) Chad Michael Murrey ile Ryan Philippe karışımı fiziki özelliklere sahip oluşu dışında pek de ilgi çekmiyor.

Anne Nina Locke ise o kadar amaçsız ki, yaprak gibi rüzgarda süzülüyor resmen. Zaten yetişkinler anahtardı, delikti, büyüydü, sihirdi çok hatırlamıyorlar, o nedenle bu kadının olduğu sahnelerde de işte daha yetişkinlere özel klişeler yerine getiriliyor. Alkolizm ya da cinayet soruşturmasına dahil olmak falan gibi.

Bir de bu çocukların yeni okullarındaki yeni arkadaşları ile serimizin kötüsü Dodge var. Arkadaşlar arasında önemli pek birşey yok (sadece aşk üçgeninin bir yanının da Dodge olması dışında tabii), Dodge’u da anlamak için baba Rendell Locke‘a, gençliğine ve arkadaşlarına dönmemiz gerekiyor.

locke_key_2_fhd

Key House, yüzyıllardır Locke ailesine ait olan bir ev. Dolayısıyla iyiyle kötü arasında süregelen bu savaşta evin ve anahtarların koruyucusu durumdalar. Neden biri çoluğunu çocuğunu karşısına alıp bunları anlatmıyor bilmiyorum ama her jenerasyonda ergenler anahtarları kendileri buluyor. Rendell anahtarları bulmaya başladığında bunu en yakın arkadaşları ile paylaşıyor. Kendilerini “The Keepers of the Keys” ilan ediyorlar. Anahtarları kullanmak başta eğlenceli geliyor ama keşifler birbirini takip ettikçe daha ileri gitmeye başlıyorlar. En sonunda mağaralara gidip “Black Door“yı açtıklarında Rendell’ın arkadaşı Lucas’a mermiye benzer sarı bir şey isabet ediyor. Bunun o alemden gelmeye çalışan bir iblis olduğunu tabii ki başta fark edemiyorlar. Lucas’ın içinde güçlenen bu iblis, hemen tüm anahtarları istiyor. Anahtarları alamayınca orada bulunan iki arkadaşını öldürüyor. Lucas’ı Rendell öldürüyor. İblisi de kuyu evine hapsediyor. Gerçi şimdi düşünüyorum da, bunun nasıl mümkün olduğunu anlamıyorum. Günümüzde Ellie, Lucas’ı silahla bile öldüremedi, Rendell kafasına vurarak bunu nasıl başardı acaba? Neyse buradan devam edeyim. Gerçekleşen bu olay sonrası, gençlerin nasıl öldüğüne dair bir hikaye uyduruyorlar. Rendell uzaklara gidiyor. Uzaklarda kendi ailesini kuruyor.

Yıllar sonra Rendell, bir okulda rehber öğretmenlik yaparken aşırı sorunlu bir çocuk olan Sam Lesser’ı kurtarmaya çalışıyor. Bu sırada, kuyudaki iblis Sam ile iletişime geçip anahtarları alması için ona duygusal manipülasyon yapıyor. Sam de Rendell’ı öldürüyor ve ailesinin oradan taşınıp tekrar Key House’a gelmesine neden oluyor. Tüm hikaye burada yeniden başlıyor. Günümüzdeki hikayesinden, Ellie’nin salaklıklarından, çocukların hazırlıksızlıklarından falan pek bahsetmeyeyim onları da siz izleyin =)

Locke&Key tam anlamıyla bir efsane olabilecekken maalesef bir cacık olamamış. Konusu mükemmel ama senaryo yazılamamış. Casting güzel ama karakterler kötü oluşturulmuş. Mesela Aaron Ashmore dizide sadece gay olduğu bilinen ve onun dışında hiçbir şeye hizmet etmeyen amca Duncan Locke rolünde. Zaten hiçbir şeyi hatırlayamıyor, üstüne bir de hatıraları silinmiş. Arada geliyor, Boston’dan ve Brian’dan bahsedip gidiyor.

2. sezonu gelirse -ki gelir- izler miyim? Bilemiyorum ama çok ihtimal veremiyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: