Günlük

Anneannem: Bölüm 2

Bugün anneannemin hikayesinden birazcık daha bahsetmek istiyorum. İlk bölümü kaçırmış olan varsa buradan ulaşabilir.

Etrafında bu kadar ölüm olan, ardı ardına çocuklarını kaybeden biri normal kalamaz. Anneannemin de normal kalamadığını düşünüyorum. Ama o zamanlar böyle şeylere (insan olmaya, insani duygular taşımaya) kıymet vermedikleri için hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmişler. Kendilerini en iyi bildikleri şeylere vermiş, kalplerini ve acılarını asla dinlememişler. Mola vermemişler. Bu sırada dedem, babadan dededen kalan şeyleri sağa sola savuruyormuş sağolsun. Gerçekten ben ömrümde paraya pula bu kadar değer vermeyen bir tek dedemi gördüm. Nurlar içinde yatsın, çok bonkördü. Kuru ekmeği bile kalsa bölüşürdü. Evin kapısının önünden geçen, yakında etrafta çalışan kim varsa eve davet eder yemek yedirirdi. Dedem için güzel bir şey tabii ama onlarca sorumluluğu olan anneannem için, omuzlarına binen bir başka yük aynı zamanda.

Ben kendimi bildim bileli anneannem hep bağda bahçede çalışırdı. Sürekli iş yapardı. Bahçede iş bittiyse evdeki işe başlardı. Oturmazdı. Dinlenmezdi. Dedemin ağzından çıkan her isteği anında yerine getirirdi. Kendisi için bir şey yapmazdı. Hoş şimdi de bunlar çok değişmiş sayılmaz (dedemi içeren kısım hariç). Anneannem hala her fırsatta bağına kavuşmak için hazırda bekliyor. Gidince iş yapabileceğini düşünüyor. Yemeğini zor yiyen, güçlükle hareket edebilen biri için bu artık imkansız. Bütün gücünü, gençliğini, sahip olduğu her şeyini toprağa vermiş olan birini böyle görmek çok acı verici esasen.

Ananemin şu an en az 86 yaşında olduğunu düşünüyoruz. Yaşını süt kardeşi olan dedem (babamın babası) ile kıyaslıyoruz. Nüfus cüzdanı, vefat eden ablasından kalma olduğu için gerçek yaşı hakkında bir bilgimiz yok. O dönem çoğu aile bunu yapıyormuş. Bir çocukları öldüyse ardından gelene, ölenin nüfus cüzdanını veriyorlarmış. Ne mükemmel bir hayata hoşgeldin hediyesi değil mi? Yokluk, yoksulluk, bilinç yokluğu, cahillik adına ne derseniz artık ama bu hikayenin gerçeği bu. Bu insanların gerçeği bu. Neyse, anneannem hala her gün bağına geri dönmenin ve orada çalışabilmenin hayalini kuruyor işte.

Anneannemin yılları, bu yoğunlukla ve koşturmaca ile geçti. Çocukları evlendi, hepsi bambaşka şehirlere gittiler. Çoluğa çocuğa karıştılar. Son kalemiz, en son gidenimiz, en büyük teyzem de bir yerden sonra memleketi bırakıp başka bir şehre göçtü ailesiyle. Memlekette dedem ve anneannem başbaşa kaldı.

Takip eden yılların birinde dedem hastalandı. (Dedemin de çok enteresan bir hikayesi var, bakmayın bir kaç kelimeyle değinip geçtiğime. Babası savaş zamanında köyün muhtarı ve koruyucusuymuş. Tek bir kişiyi bile aç bırakmamış, herkesin hayatta kalmasını sağlamış ve onları sağsalim tutmuş köyde. Dedemle ilgili çok fazla enteresan şey duydum ama en enteresan şey sanırım şuydu, dedem 7 yaşına kadar toprak yemiş. Günlerden bir gün daha fazla başı boş bırakmayıp doktora gösterdiklerinde, doktor, tütün verin içsin, böylelikle toprak yemeyi bırakır demiş. Dedemi topraktan kurtarmış ama sigaraya başlatmış. O günden sonra hastalanana kadar dedem hep tütün sardı. Sanırım rahat bir 70 yılı vardı sigara ile geçen.) Yıllarca hastalıklarıyla boğuştu. En zor bölümü yendikten sonra, tam her şey yoluna girecek diye beklerken daha kolay bir bölümünde mücadeleyi kaybetti.

Dedemi kaybettiğimizden beri ananemin de bir kısmını kaybettik. Dedeme ne kadar kızsa da onunla yaşamış, onunla bütünleşmiş hatta onun olmuş olan bir kısmını kaybettik. Anneannem bazen hala dedemin ona seslendiğini duyuyor, onu rüyasında görüyor. Dedem çağırır da geç kalırsa diye koltuğun ucunda oturuyor. İyisiyle kötüsüyle en az 60 yıllık hayat arkadaşlığı işte…

Anneannemin doğurduğu 12 çocuktan 6 çocuğu hayatta, 3 kızı 3 de oğlu var. Annem 5 numaralı evladı. Annem ve teyzelerim dönüşümlü olarak anneanneme bakıyorlar. Dayılar arazi tabii. (Kimi tanısam dayıları hep arazi. Yerli dizilerde, filmlerde bile dayılar kof =D Siz bir dayı iseniz lütfen kof çıkmayın. Konuya dönüyorum.) Annem ve teyzelerim başta dönüşümlü olarak memlekete gidip anneannem ile kalıyorlardı. Artık sistem değişti, anneannemi alıp evlerine götürüyorlar. Yazın yine anneannemi de alıp memlekete, bağa bahçeye gidiyorlar. Bu da yıl içinde anneannemin biraz gezmek zorunda kalmasına neden oluyor. Anneannem ev ev geziyor çünkü artık iyiden iyiye güçten düştü. Üstelik zihni de eskisi gibi çalışmıyor. Evde yalnız kalabilmesi artık imkansızlaştı. Kendine bakamayacağını düşünüyoruz.

Yaşlanmak enteresan bir şey. Bir yerden sonra senin adına başkaları karar vermeye başlıyor. Senin kendine yetip yetemeyeceğine, bir yere gidip gidemeyeceğine, bir yemeği yapıp yapamayacağına başkaları karar vermeye başlıyor. Tek başına dünyaları yerinden oynatabilmekten, tek başına yatağını bile yapamamaya dönüşmek çok zor. Umarım -eğer yaşlanacak kadar yaşayabilirsek- hepimiz çok sağlıklı yaşlılar olarak hayatımıza devam ederiz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

One comment

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: