Günlük

Bir “Küçük” Ayar Meselesi

Hepimiz ayarsızız. Hiçbirimizin ağzı torba değil, büzemiyoruz. Bazılarımız ise büzmemeyi tercih ediyor. Bu “bazılarımız” dünyaya boş boş konuşmak için gelmişler ve bunu sonuna kadar kullanıyorlar. Etrafını biraz gözlemleyen, televizyon programlarına biraz maruz kalan ya da sosyal medya hesabı olan herkes maalesef aynı sonuca varabilir. Sabah yayınlanan magazin programları korkunç, öğleden sonra “kadın kuşağı” adı altında yayınlanan programlar korkunç, akşam üstü yayınlanan filmler/diziler/haber programları korkunç, gece yayınlanan açık oturumlar korkunç! Televizyondaki her şey ve herkes korkunç. Herkes birbirine saldırıyor. Türkçe ölmüş bitmiş zaten, öyle kötü bir dil konuşuluyor ki! Kanal D’nin bir programında insanlar birbirine sürekli “motivem bitti” ya da “gelinimin lezzeti iyidir” falan gibi cümleler kuruyorlar. Maruz kaldığım kısımların verdiği hasarı azaltmak için saatlerce TRT’nin arşivine dadanıyorum.

Eskiden de ağız büzülemiyordu elbette ama en azından ağız konusunda bir otokontrol vardı. İnsanlar ağızlarından çıkanı, kulaklarının duymasını sağlamaya çalışıyorlardı. Şimdi internetin verdiği anonimlik ile kendilerini bu kontrolden muaf kıldılar. Takma adını alan sosyal mecralara koştu ve anonimliğin verdiği o sonsuz gücü gönlünce kullanmaya başladı. Ağız torba değildi tamam ama ya parmaklar?

Şimdi araştırmaya başlasanız göreceksiniz ki Instagram’da fotoğraf altlarına yapılan yorumları korkunç! Twitter linçleri, Facebook linçleri almış başını gidiyor. Herkes birbirine laf sokmaya çalışıyor. Herkes bir başkasının açığını arıyor. En üst mertebedeki kişilerden, tabana kadar herkes çirkin bir üslupta bir başkasına vurmanın derdinde. İnanılmaz! Herkes kavga arıyor. Herkes birine laf sokup kendini daha iyi hissetmek için çabalıyor. Ne büyük nefret var ortalıkta. Saçma sapan konular, saçma sapan kavgalar, görünce gözlerim acıyor. Daha geçen haftalar bu blogda bile, biri benim yazılarımda, kendi ilginç bakış açısıyla takıldığı ufacık şeyler için gelmiş uzun uzun saçmalamış yorumlarda. Ya lütfen, böyle şeylerle uğraşacağınıza gidin hayatınızı yaşayın, bir işe yarayın, kendiniz için bir şey yapın. İnsanları bi’ salın =)

Bir de yazının başlığında kullandığım fotoğraf var tabii. O da bambaşka bir öykü anlatıyor bize. Görünmez bir şekilde bütün dünyamızı esir almış müthiş bir ikiyüzlülüğün hikayesini anlatıyor. Bu fotoğrafı görmeyeniniz yoktur. 10 Nisan’da yaşadığımız sokağa çıkma yasağı olayında Luppo alan beyefendinin fotoğrafı büyük ses getirmişti. Kendisinin hikayesini bilen yoktu ama fotoğrafı gören, meşalesini alıp adamı yakmaya gitti. Neler neler dediler, neler neler yazdılar, hepsi çok kötüydü. Sonra ruh hastasının biri çıktı, kendi Twitter sayfasından bu beyefendi ile ilgili bir hikaye yazdı. “Ben kendisini tanırım, çok fakirdir, o gecede parası sadece Luppo’ya yetmiş” dedi özetle. Twitter kullanıcılarının bir kısmı saçma linçlerine devam ederken bir kısmı da yüzde yüz çark etti. Bu kez de beyefendiyi korumak için yüzlerce “kendinizden utanın” mesajı atıldı. E adamı çukura atan sizdiniz, ne oldu da şimdi herkes kötü oldu ama bir siz iyisiniz?

Bu arada “ruh hastasının biri” dedim çünkü bir kaç gün içinde anlattığı hikayenin külliyen yalan olduğu ortaya çıktı. Ya beyefendinin hikayesini kullanarak daha çok takipçi kazanacağını düşündü, ya yardım toplayacağım diye milleti dolandıracaktı ya da tamamen kendi eğlencesindeydi. Bilemiyorum.

Yayılan “Luppo alan beyefendi çok fakirmiş” hikayesinden sonra Luppo’nun üreticileri beyefendiye ulaşmışlar ve hiç de anlatılan gibi fakir olmadığını, durumunun kötü olmadığını hatta iş yeri sahibi olduğunu öğrenmişler. Beyefendi o gece eşine ve kendisine sigara almak için dışarı çıkmış, bir de Luppo almış. Hikaye bu kadarmış. Ama yaklaşık 10 gün boyunca hepimizin gündemini meşgul etmişti değil mi? Çünkü sosyal mecralarda gezin ya da gezmeyin, o fotoğraf bir şekilde sizin de galerinizde var. Bir şekilde bu olayı siz de biliyorsunuz. Bunlardan kaçmak mümkün değil, hiç hesabınız yoksa bile biri whatsapp grubundan görmek istemediğiniz her şeyi görmenizi sağlıyor, bu da ayrı bir konu tabii.

Siz siz olun, orada burada bir yazı, bir fotoğraf, bir video vs görünce, okuyun-bakın-izleyin geçin. Söyleyecek güzel bir şeyiniz yoksa da hiç bir yere bir şey yazmak zorunda değilsiniz, lütfen bunu unutmayın =)

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

One comment

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: