Diziler

Podcast Dinlemeyi Sevenler Bunu da Sevdi!

Yaklaşık bir hafta süren The Sims çılgınlığımdan sonra yine Damlacığımın başıma sardığı bir dertle birlikteyiz! Ama tabii böyle derde can kurban ❤

Netflix’in 8 bölümlük animasyon dizisi The Midnight Gospel’den bahsediyorum. Damla tarafından hayatımın ortasına patır kütür bırakılmak suretiyle beni içine aldı. İyi ki de almış ya. İzlediğimden beri içim bir garip. Hem üzgün, hem mutlu, hem gözleri dolu hem de umutlu bir haldeyim. Enteresan bir diziydi gerçekten!

Yalnız, son yıllarda artık animasyonların derdi de değişti. Zaten çok uzun süredir sadece çocuklar için yapılmıyorlardı (hatta direkt yetişkinler için yapılmış animasyonlar da vardı) şimdi ise izleyenleri sadece güldürmek için yapılmıyorlar. Çok ciddi dertleri var. Bunların en büyük örnekleri de en sevdiğim “Bojack Horseman” ve “Rick&Morty“den başkası değil tabii. Daha onları sindirememişken geçen ay başımıza bir de The Midnight Gospel çıktı! Animasyonlarının mesajlarının değişmesi olayını da sadece Netflix’teki içerikler için yazmıyorum bu arada. Gişe kaygısı taşıyan büyük bütçeli animasyonların da derdi değişti. Büyük mesajlar taşıyorlar.

The Midnight Gospel, Clancy’nin uzayın derinliklerinde yaşarken, simülatörünü kullanarak evrenler arasında gezmesini ve orada bulduğu enteresan konuklarda podcast yayını yapmasını konu almış. Konu ve konuk çeşitliği çekmeyen yayını ve onu içeren diziyi izlemenizi tavsiye ederek spoiler kısmına geçiyorum.

-Buradan sonrası spoiler içerir-

Meditasyon, ölüm, aşk, varoluş, uyuşturucu gibi başlıklar üzerinden yola çıkan podcastlar, Clancy’e sesini veren Duncan Trussell’in yaptığı gerçek podcastlerden alınmış. Hele bir tanesi var ki! AH! Buraya birazdan döneceğim.

Duncan’ın yaptığı podcastlerden alındığı için, konuklarının kimi zaman Clancy yerine Duncan dediğine de şahit olabiliyorsunuz. Bir yerde toplamış ama diğerinde toplamamış. AH! Yine aklıma geldi bak! Bu kez açıklayayım. 1. sezonun son bölümü “Mouse of Silver”da Duncan ile annesinin podcastini dinliyoruz. Annesi kanserden vefat ettiği için artık aramızda değil. Podcasti yaptıklarından kısa bir süre sonra vefat etmiş. O kadar etkilendim ki anlatamam! O kadar içten, o kadar güzel bir program olmuş ki.. Zaten gözyaşları içinde izlememek imkansız. O duruşlar, sessizlikler, iç çekişler. Bölümde de Clancy, vefat etmiş olan annesiyle bir simülatörde bir araya geliyor. Bölümün derdi, anne-çocuk ilişkisi, kanser, varoluş, ölüm hepsini içiçe geçirmişlerdi. Bitirdi beni bu bölüm… Clancy’nin annesinin ölümünden sonra, ailesinden kopup kuş uçmaz kervan geçmez bir yere taşınmış olması, tüm bu yastan kaçması ama yasın onu bir yolculukta yakalaması gerçekten yaralayıcıydı.

Neyse biraz hüznü dağıtayım. Bu serinin çizimleri gerçekten çok güzel. Çok orijinal. Daha önce denenmemiş fikirleri var. Size asla “bakın bu bir x’dir ve şunu temsil eder” demiyor. bu da bölümleri, bir şey kaçırmamaya çalışarak ilgiyle izlemenize neden oluyor. Yalnız ben de izlerken çoğu yerde durdurup başa aldım. Çünkü çizimi takip ederken podcasti, podcasti takip ederken çizimi kaçırıp durdum.

Demem o ki, şu karantina günlerinde 20-30 dakika arası kafamı biraz dağıtayım, dağıtırken de açayım, biraz meditasyondan biraz varoluştan bir şeyler düşüneyim diyorsanız, The Midnight Gospel’i izlemelisiniz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: