Blog

Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 94. Gün

Aslında niyetim tam 90. günde yolculuğumu yarıladığımda bunları yazmaktı ama yine yetişemedim tabi ki =)

Zaman ne çabuk geçiyor, bunu farketmek çok korkunç bir duygu yaratıyor. Endişe, sabırsızlık, korku ne ararsanız arka arkaya geliyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışmak da daha büyük stres yaratıyor. “Nereye gidiyorum?”, “Hayatımla neler yapacağım?”, “Yoksa geç mi kalıyorum?” bütün düşünceler bu sorular etrafında dönüp dolanıyor. Halbuki bu bir illüzyon, bu gerçek bir duygu değil. Bu bir beklenti, yanlış bir üzüntü hali. Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman, bizleri arkadaşlarımızla, yakınlarımızla akrabalarımızla sanal bir yarış haline sokuyor. Bir şey görüyoruz, hemen kendimizi kıyaslıyoruz. Peki ama biz hayatta neler istiyoruz?

Burada bunu düşünecek çok zamanım oluyor. Hala tam bir yol haritası çizemedim, doğru, ama yine de ne istediğimi biliyorum. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek istiyorum. Bunun için bir düzene, bir kariyere, başka bir insana ihtiyacım olmadığını görüyorum. Toplumun dayattığı şeylerden çok uzaktayım. Yabancı olmayı, yabancı kalmayı seviyorum. Dayatmaları ve zorlamaları reddediyorum.

Burada geçirdiğim zaman zarfında kendime daha çok güvenmeyi öğrendim. Bizler her şeyi yapabilecek güçte insanlarız. “Yapamam” dediğim zamanları hatırlıyorum da, bunu bana kim söyledi? Yapamayacağımı kim öğretti? Ne ile ne kadar baş edebileceğimi kim belirliyor benden başka? Neden bu kadar korkuyorum? Hep içimdeki o öğretilmiş ses çıkıyor karşıma. “Yapamazsın” diyor, hayır efendim, YAPABİLİRİM!

Yardım almayı öğrendim burada. Her zaman kendini yok sayıp başkalarına koşan Funda olarak artık alabiliyorum. Ve en büyük yenilik: HAYIR diyebiliyorum, sınırlarımı çizebiliyorum. Bunu yaparken de utanmıyorum, çünkü sağlıklı olan bu! Yine insanların yardımına çılgınca koşuyorum elbette ama müdahil olmayı bıraktım sonunda.

Yemek yapabildiğimi gördüm. Elim de lezzetliymiş bu arada, bunu da öğrenmiş oldum.

Kadın olduğumu hatırladım mesela. Türkiye’de kadın olunamıyor, Avrupa bu konuda çok daha özgür, güvenli ve öğretici.

Gerçek korkularımla da yüzleşiyorum mesela. Buraya geldiğimden beri karanlıkta uyuyabiliyorum. Belki de kendimi güvende hissetmemle alakalıdır, bilemiyorum.

İnsanlarla tanışırken kendimi saklamıyorum, aman ne düşünürler demiyorum, rahatsız edileceğime yönelik bir korkum yok, biriyle konuşurken endişe duymuyorum.

Daha sakinim, daha huzurluyum, daha mutluyum burada. Umarım İstanbul’a döndüğümde bu halimi koruyabilirim.

Kaldı 86 gün..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 84. Gün

Burada da kendime bir dans kursu buldum.

Dans etmeyi gerçekten çok sevdiğimi ve çok istediğimi geçen sene keşfetmiştim. Türkiye’de yaklaşık 1 yıl kursa gittikten sonra buraya dönünce, dans etmeyi inanılmaz özlemeye başladım. Çılgın gibi Latin Partisi ararken, Facebook’ta bir dans kursu buldum. Hemen mail attım. Anında cevap verdiler.

Dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Kübalı Berthy ve aşırı yetenekli sevgilisi İspanyol Toni ile tanışma hikayem böyle başladı. Beni kibarca bir deneme dersine davet ettiler. İzlemek yasak, dans etmek zorundasınız. O kadar hoşuma gitti ve o kadar eğlendim ki, bir sonraki hafta hemen kursa kaydoldum.

Ben “yeni başlayanlar” sınıfına gitmiştim, derste dans edince “orta seviye” sınıfa geçmemi istediler. Henüz “ileri seviye” sınıf açmamışlar. Belki farklı adımlar vardır diye hem başlangıç hem orta seviye derslerine birden gidiyorum.

İstanbul’daki kursumda yaş ortalaması düşüktü, burada da tam tersi oldukça yüksek. İnsanlar gerçekten yaşamayı seviyorlar. 50 yaş üstü çiftler falan var, beraber gelmişler, beraber öğreniyorlar, beraber eğleniyorlar. Harika bence!

Geçen hafta onlarla beraber partiye de gittim. Beni arabalarına aldılar. Önce partiye götürdüler, sonra evime bıraktılar. Buradaki bu olayı seviyorum. Kimse gocunmuyor, herkes bir şekilde yardım ediyor. Gün yağmurlu mu, gel ben seni eve bırakırım; partiye mi gideceksin, gel ben seni götürürüm; süpermarkete mi gideceksin, otobüsle uğraşma gel beraber gidelim. Muhteşem ya gerçekten bayılıyorum!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 83. Gün

Ah Happy Bar..

Perugia’ya ilk gelip de bu evi bulduğumuzda bize kimse Happy Bar’dan bahsetmemişti. Evimizin tam karşısındaki Happy Bar, Perugia’daki en leş barlardan bir tanesi. Alkolü leş, sahibi leş, içi leş.. İnsanlar zaten dışarısında takılıyorlar sürekli.

Perugia’da en baba yer bile en geç 02.00’de kapandığı için Happy Bar bir yasal boşluk bularak biraz da alavere dalavereyle açık kalıyor. Bunu da gizli yapıyor. Gerçi aslında herkes biliyor ama alan memnun satan memnun durumu olduğu için kimse kimseye karışmıyor.

İspanyollar da doğuştan leş oldukları için (Bunu ben demiyorum, neredeyse tüm Perugia diyor) buraya bayılıyorlar. Her gece (Pazar ve Pazartesi hariç) Happy Bar’ın önünde toplanıyorlar sabahın ilk ışıklarına kadar içip, şarkı söyleyip, dans ediyorlar. Öyle ki bazen 03.00’te FUTBOL oynadıkları bile oluyor!

Bu durum bizi deli ediyordu tabii. İçip içip sokağımıza hatta kapımızın önüne işeyenler mi dersiniz, sokağa gelip “işini” yapan torbacılar mı dersiniz ne ararsanız buradaydı. Mücadele ettiğimiz de oldu. Mesela ev arkadaşım çişini yapmaya gelenlerin üstüne su dökme konusunda üstad oldu. Bense yeterli sabra sahip olduğum zamanlarda aşağı inip onlarla partilemeyi tercih ettim. En azından ses yüzünden değil de eğlendiğim için uyuyamadım ahahahah. Bir de oranın merdivenlerinde bir anım var ki.. Bakalım zaman geçtikten sonra onu nasıl hatırlayacağım. Aşağıdaki fotoğrafı sabah 5 sularında, bar kapanıp da kimse kalmayınca çekmiştim. Ortam bu yani, bar dedikleri şey bu….

IMG_20180923_044355_801

Ama tabii mahalleli için aynı durum geçerli değildi. Bazıları polisi aramayı tercih ediyordu. Polis de gelip 5-10 dakika takılıp gidiyordu. Bu böyle devam etti. Ta ki bugün Facebook’uma gelen bu etkinlik davetini görene kadar. Happy Bar kapanıyor! Bir devir bitiyor. Artık rahat rahat uyuyabileceğim. Kapıya mı işediler derdi bile bitiyor! Nasıl mutluyum anlatamam. Konuyla alakalı bir şarkı bile yazdım:

“Bye bye Happy Bar,
Bye Bye Spanish Guys,
Hello peaceful nights,
I think i’m gonna cry-y”
fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Filmler, Günlük

Macera Başladı: 82. Gün

Dün bir film gösterimine katıldım.

Erasmus’a geldim diye her gün partileyecek değilim ya! =)

Normal bir barın alt katını film gösterimleri, konserler ve belli etkinlikler için güzel bir salon haline getirmişler. 15 günde bir film gösterimi yapıyorlar. İlk filmleri Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak” filmiydi. (Nuri Bilge Seylan şeklinde telaffuz edebiliyorlar =)) Ona katılamamıştım ama bu kez Yorgos Lanthimos’un “Alpeis” filminin gösterimine katılabildim. Film gösterimleri ücretsiz, sadece film boyunca yiyip içtiklerinizi ödüyorsunuz. Evet film seyrederken yiyecek ve içki tüketebiliyorsunuz ve inanın bunu kimseyi rahatsız etmeden de yapabiliyorsunuz. Birden sinema salonlarındaki gürültülü şekilde patlamış mısır yiyen insanları düşünmeyin lütfen.

sinema_fhd.jpg

Film gerçekten muhteşemdi. Kalkıp da filmin tüm konusunu açık etmek istemiyorum ama ilerleyen günlerde aklımdakileri buraya dökecek başka bir yazı yazmak istiyorum. Film, hayatını kaybeden insanların yerine geçmeyi işe dönüştüren bir grup insanın hikayesini, benlik yitimi ve başkalarına hayatına olan özlem gibi kavramlarla inanılmaz güzel harmanlayarak anlatmış. Gerçekten çok sevdim.

Bir sonraki film, bir müzisyenin hayatını anlatacak dediler. Heyecanla bekliyorum bakalım şapkadan ne çıkacak.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 81. Gün

Perugia’nın soğuk olacağını, gelmeden iki önceki gece öğrenmiştim. Ama yine de bu kadar erken bu kadar soğuk olacağını asla düşünmemiştim…

Ocak ayında giyerim diye getirdiğim her şeyi daha Kasım ayı bitmeden giymiş oldum. O kadar üşüyorum, o kadar soğuk ki anlatamam. Hayatımda bu kadar üşümedim sanırım. Kendimi sıcak tutmak için elimden geleni yapıyorum. Gece yatağım sıcak olsun diye almadık şey bırakmadım. Su torbası aldım, kapkalın çoraplar, termal taytlar aldım. Dün ev arkadaşımla gidip elektrikli ısıtıcı bile aldık.  Doğalgaz bizi ısıtmaya yetmeyecekmiş gibi hissediyorum. Çok pahalı olmasını geçtim bile.

Ömrümde bu kadar üşümemiştim ve kış daha yeni başlıyor burada. Hayatıma kardan kadın olarak devam edeceğim sanırım =)))

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Kendime Not

Sabretmekten yorulduğunuz oluyor mu hiç?

Bazen kendimi çok bitkin hissediyorum. Hayatım hep birilerine bir şeyler anlatmaya, öğretmeye çalışarak geçiyor. Hep en zor insanları çıkarıyor hayat karşıma. Gerçekten çok yorulduğumu hissediyorum. Sabrediyorum, nefes alıyorum, hadi bir gayret Funda diyorum. Bir gayret daha, şimdi olacak, ha oldu, ha olacak! Nah oluyor!

Sonra bir başkasıyla kesişiyor yolum. Al baştan bir daha. Sıkıldım artık. Öğretmen değilim, anne değilim, kimseye sabretmek zorunda değilim. Doğmamış çocuğuma göstereceğim sabrı saçma sapan insanlarla tüketmekten yoruldum sanırım. Arada bir biri de beni idare etsin istiyorum. Bana yol göstersin, bana bir şeyler öğretsin, hayatımı kolaylaştırsın ya da bana yardım etsin. Çok şey mi istiyorum?

Hayat hakkında hiçbir fikri olmayan, doğada nasıl hayatta kaldığını anlayamadığım insanlarla uğraşmaktan yoruldum. Şu döngü kırılsın artık lütfen!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 79. Gün

Bugün size buradaki en muhteşem şeyden bahsedeceğim, okul yemekhanesinden!

Ben böyle yemekhane görmedim arkadaşlar. Hem çeşit bol, hem lezzetli, hem temiz hem de çok uygun. Çeşit çeşit ekmek, çeşit çeşit içecek ve su hem sınırsız hem de ücretsiz. Yemekler içinse değişik bir ücretlendirme sistemleri var. İnanılmaz değil mi? Gerçekten yürüyen bir sistemleri var, ahahaha.

Önce çeşitleri anlatayım sonra ücretlendirmeyi anlatırım.

Örneğin; yemekhaneye girdiniz, tepsinizi ekmeklerinizi, krakerlerinizi aldınız. Mevsim salatası, aperatif tabağı ya da sıcak salatalardan birini alabiliyorsunuz. Mevsim salatası her daim çok taze, aparetif tabağını hiç denemedim. Sıcak salatalar da genelde ya zeytinyağlı sebze yemeklerinden ya da haşlanmış sebzelerden oluşuyor. Bu yemeklerin tümüne “Contorni” diyorlar.

Sonra “primi” kısmına geçiyoruz. Burada da binbir farklı sosla 3 farklı çeşit makarna oluyor. Limon sosundan, et sosuna, patlıcandan fasülyeye onlarca çeşit makarna sosu çıkıyor. Üstüne isteğinize göre parmesan döküyorlar. Onun dışında bir çeşit çorba ya da pilava benzer bir şey oluyor. Bazen de çorbaya pirinç atıyorlar. Ben tam bir makarnacı olduğum için makarnasını ya da çorbasını hiç denemedim.

Sonra sıra “secondi”ye geliyor. Burada da et yemekleri oluyor. Izgara, haşlama, buğulama, sebzeli.. Her gün değişik çeşitlerde yemek çıkıyor.

Son olarak da meyve ya da puding ya da meyveli yoğurt seçeneklerinden birini alarak kasaya gidiyorsunuz. Peçete ve bardağınızı buradan alıyorsunuz. Sonra salatanıza, yemeklerinize baharat, yağ, sirke ya da sos dökmek isterseniz ufak bir masaya geçiyorsunuz. Sonra içecek bölümüne gidip istediğiniz içeceği alıp yemeğinizi yiyebiliyorsunuz.

Tabii bunları yemek istemiyorsanız, pizza – hamburger ve patates kızartması alabileceğiniz bir bölümü daha var ama oraya da hiç gitmedim.

Contorni + primo + meyve ya da yoğurt alırsanız sadece 2 Euro ödüyorsunuz. Contorni + secondi + meyve ya da yoğurt alırsanız 3 Euro ödüyorsunuz. Tüm bu saydığım yemekleri alırsanız da 4,5 Euro ödüyorsunuz. Bursluysanız her şeyi bedavaya alıyorsunuz. En pahalı hali bile o kadar pahalı değil aslına bakarsanız. Bu şehir öğrenciler için bulunmaz nimet!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 78. Gün

Perugia’ya gelip eve çıkacak olanlara tavsiyeler (Vol.1):

  • Lütfen araştırmanızı çok iyi yapın. Biz çok acele etmek durumunda kaldık. Evden memnunum ama yine de daha iyisi olabilirdi.
  • Öncelikle 6 ay kalacaksanız işiniz çok zor. Çünkü ev sahipleri burada 1 yıllığına gelen öğrencilere ev vermeyi tercih ediyor. Çok gezmeniz, çok insanla tanışmanız lazım. 6 ay kalacak olan bazı arkadaşlar, 1 yıl kalacaklarmış gibi davranarak yalan söylemeyi tercih ettiler. 1 yıl kalacağınızı taahhüt ettiğiniz bir evin kirası daha uyguna geliyor, ev sahibi bir çok kıyak da yapıyor. Genelde sözleşmeye evi boşaltacaksanız 2-3 ay öncesinden söylemeniz maddesi ekleniyor. O yüzden Şubatta çıkacak arkadaşlar, ev sahipleriyle bu ay yüzleşecekler. Ev sahiplerinin tepkilerini çok merak ediyorum.
  • Emlakçılar, kalacağınız ay kadar kiranın %10’unu bir demede alıyor, o yüzden umarım araya emlakçı girmeden ev bulabilirsiniz.
  • Özellikle eğer kış dönemi kalacaksanız, evin konumuna, ısı yalıtımına, penceresinin güçlü olmasına dikkat edin. Etrafı boş olmayan, aksine dipdibe bir sürü odadan oluşan sokaklardaki evlerden seçin. Perugia gerçekten çok soğuk, ben Ocak’ta giyerim diye getirdiğim her şeyi şu an giyiyorum. Korkunç bir durum. Kışın donarak ölmezsek iyidir.
  • Evin ışık alması bir başka önemli nokta. Bizim evimiz inanılmaz karanlık oluyor. Adam bize evi günün en ışıklı anında gösterince biz farkedemedik tabii. Ama karanlık ev depresif yapar gençler, evden çıkasınız gelmez. O yüzden mümkün mertebe aydınlık evlere bakın.
  • Merkeze konumu da çok önemli ama sakın ama sakın bar etrafında oturmayın. Bizim evin karşısındaki bar, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün dolu. 12’den sonra oluyorsa bile gece 2’den sonra müşterisi inanılmaz bol. Çünkü o saatlerde açık olan çok az yer var Perugia’da. İnsanlar sarhoş olup kapımızın önüne işiyorlar. Sesler, bağırışlar, şarkılar da cabası. Ertesi gün bir işiniz varsa yandınız. O yüzden uyku düzenim çok değişti burada. Ben de aşağı inip onlarla muhabbet ediyorum. Hepsi dağılınca eve gelip uyuyorum. Günümü de ona göre düzenliyorum. Diğer türlü bu kadar İspanyol ile mücadele etmem mümkün değil.
  • Size faturaları üstünüze almanız gerektiğini söyleyecekler, inanmayın. Ev sahibinizle de halledebiliyorlar, boşuna para vermeyin. Bir de evlerin fiyatlarını iyi gözlemleyin. 50 Euro verip her şey dahil bir evde oturabilecekseniz fırsatı kaçırmayın.
  • Faturaları sayaç sisteminden takip ederek ödeyebiliyorsunuz. Ama kat sayıları gerçekten değişken, ortalama falan alıyorlar. Çok saçma bir sistem. Su faturası 2 ayda bir geliyor, gaz ve elektrik de biraz o şekilde. Su bir ay 4 katsayısı ile çarpılmış, bir ay 5,25 ile. Gerçekten anlam veremediğim şeyler de görüyorum burada.
  • “Condominio” dedikleri bir çeşit aidat var, biz ödemiyoruz çünkü apartmandan ziyade bir aile evi bizimki, zaten ne merdiveni temizleyen var ne ışığı değiştiren =)
  • Evin eşyalı oluşuna da dikkat edin. Bazı evler de lambanın ampulü bile yok. Bir kira kadar da eve harcama yapmanıza gerek yok.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Biraz daha tecrübelendikçe yine yazacağım. Takipte kalın!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 77. Gün

Burada çöplerin çılgınlar gibi ayrıştırıldığını biliyor muydunuz?

Eve taşınana kadar ben bilmiyordum. Plastikler, camlar, kağıtlar ve organikler ayrı ayrı poşetlere konulup ayrı ayrı atılıyor. Bir turşu kavanozu düşünün, altı cam poşetine, üstü plastik ya da alüminyum oluşuna göre diğer poşete atılıyor. Her kategorinin belli bir poşeti var, atılması için belli günleri var. Mesela her aklınıza geldiğinde evdeki plastikleri atamıyorsunuz. Benim bulduğum lokasyon için salı ve cumartesi günleri plastik günleri. Organik çöpleri her gün atabiliyorsunuz ama camlar, plastikler ve kağıtlar için belli günlere uymanız gerekiyor. Örneğin camlar için çarşambayı beklememiz gerekiyor. Çöp poşetleri belediye tarafından veriliyor ve çöp arabası geldiğinde bir kod sistemi ile çöplerinizi atabiliyorsunuz. Size önceden verilen anahtarlık gibi bir cisim var, onun mutlaka yanınızda olması gerekiyor. Bunun dışında çalışanlar çok kibar ve güler yüzlü. Ayrıca yardımseverler. İtalya’nın en sevdiğim tarafı bu oldu. DERT YOK, TASA YOK, HERKES EĞLENCESİNDE ABİİİİİİ!

Bu çöp ayrıştırma ve belli günlere uyma olayının artı yanları olduğu gibi eksi yanları da var. Mesela kağıt çöplerin günü perşembe ve biz 3 perşembedir çöp saatinde evde değiliz. Evet çöp saati var, canımız her istediğinde de atamıyoruz çöpü. Bizim sokağımıza gelen çöp arabasını beklememiz gerekiyor. O da 18.55 – 19.15 arası bizim sokakta oluyor. Evimizde 4 poşet kağıt çöpü var. Umarım bu hafta atabiliriz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 76. Gün

Hayatımda ilk kez bu kadar sık kütüphaneye gidiyorum desem inanır mısınız?

Türkiye’deyken ihtiyacım mı olmadı yoksa kalabalık mı gözümü korkuttu bilemiyorum ama burada her şey daha farklı benim için. bir kere kütüphaneler inanılmaz rahat ve çok sistematik.

Fotoğraflarda gördüğünüz kütüphane, “Biblioteca Umanistica” ismiyle anılıyor. Gitmeyi en sevdiğim kütüphane burası. Bunun dışında her fakültenin kendi kütüphanesi olduğu gibi, şehrin belirli yerlerine dağılmış ders çalışma alanları var. İnsanın çalışası geliyor gerçekten.

kütüphane3_fhd

Öğrencilere ücretsiz ve kaliteli bir internet bağlantısı da sağlıyorlar. Öyle her önüne gelen giremiyor tabi, önce uygulamasını yüklemeniz ve kendinizi uygulamaya tanıtmanız gerekiyor. Sonra size verilen QR kodunu kapıdaki cihaza okutup girebiliyorsunuz. Sınav zamanı çok dolu oluyor tabii. bu hafta tüm öğrenciler çalışacak yer aradığı için, Umanistica’da yer bulmak çok zorlaştı. Bu sistemin hem güzel hem kötü bir tarafı daha var. Kapasitesi belki 300 kişilik ama sistemde 150 olarak tanımlamışlar. Dolayısyla siz kahve almak için turnikeden dışarı çıktığınızda arkanızdan başka kişiler girmiş ve turnikeden 150 kişi geçmişse, birileri çıkana kadar kapıda beklemeniz gerekiyor ve bunu içeride tüm eşyalarınızın olması bile değiştirmiyor. Şarjınız mı bitti? Giremezsiniz! Telefonunuz yanınızda yok mu? Giremezsiniz! Mezun mu oldunuz? Giremezsiniz! İçerinin kapasitesi tanımlanmış kişi sayısına mı ulaşmış? Mümkünatı yok GİREMEZSİNİZ!

Ayrıca tüm kütüphaneler ve çalışma odaları inanılmaz aydınlık ve sıcak. Evden çok burayı tercih etmemin bir sebebi de bu. Diğer sebebi ise evde olduğumda içimden domestik bir kadının çıkması ve bana sürekli iş çıkarması. Hımm bulaşık birikmiş, hımm evi mi süpürsem, hımm burası tozlanmış mı acaba şeklinde yok yere kendime iş uydurmaya başlıyorum. O yüzden kendimi toparlar toparlamaz kütüphaneye gidip işlerimi halletmek beni çok mutlu ediyor.

Darısı tezime başlamamın başına…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Marvel

Macera Başladı: 72. Gün

İtalya’ya geldim diye tabii ki hobilerimden mahrum kalacak değildim. Daredevil’ın 3. sezonu düşer düşmez ben de her nerd gibi ekran başındaki yerimi aldım. İyi ki de almışım. Ne muhteşem sezon olmuş öyle be!

Bu noktada spoiler uyarımı vereyim de sonra kimseyle papaz olmayayım.

daredevil3_fhd

Bu sezonu izlemekten inanılmaz keyif aldım. Gerek ince ince işlenmiş psikolojik altyapısı olsun, gerek karakterlerin ve olayların gelişimi olsun, gerekse dövüş koreografileri olsun dizinin sezon finalini izlerken bittiğine üzüldüm bile diyebilirim.

Her şey mükemmel değildi elbette. Agent Nadeem karakteri beni sinirimden ikiye ayırdı. Her dizide böyle bir karakter koymasalar olmuyor. At gözlüklü ve ilk bakması gereken yere son bakan bir şark kurnazı dedektif. Bu kez bir arkaplan hikayesi de vermişler sağolsunlar. Tabii ki yaptığı saçmalıkları “ailesi için” yapıyor. Önce oğluna ve eşine güzel bir hayat vermek için, sonra onları kötü adamların elinden kurtarmak için.. Bu durumun bir sonunun gelmeyeceğini anlayınca da canından oluyor.

Tabii bu tarz kanser anları bir tek o yaratmıyor, Karen Page de bu senaryolardan nasibine düşeni alıyor. Gerçi mutluyum da geçen sezonlarda herkesin böyle anları vardı. Şimdi sanki hepsini Nadeem’de toplamış gibi olmuşlar. Foggy’nin kardeşini falan saymıyorum bile. Onlar apayrı bir hikaye. Karen sonra gönlümüzü on numara aldı ama onu da belirtmeden geçmeyeyim.

Gelelim bir türlü bitirmenin mümkün olmadığı Wilson Fisk ve eşrafına.. Wilson Fisk ile Matt Murdock’un karşılaştığı tüm sahneler efsaneydi ya efsaneydi. Hele o sezon finalindeki sahneler! Çok dayak döndü ama bu kez, öyle böyle değil, garibim Daredevil 3 sezonluk dayak yedi neredeyse. Kingpin’in dövüş sahneleri de her ne kadar benim için izlemesi zor olsa da çok başarılıydı. Dizinin tüm akışını çok sevdim.

daredevil3.1_fhd

Ve Daredevil 3. sezonun Anakin Skywalker’ı… “Bütünün iyiliği” adına çalışan FBI ajanı “sosyopat” Ben Pointdexter’ın, önce Kingpin’in tetikçisi sonra da Bullseye olmaya giden yolunu ilgiyle izledim. Hayatta tutunacak dalı olmayan bu adam beni derin şeyler düşünmeye sürükledi. Kötülük doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı olur? Bir kere büyük bir yara alıp travmayı atlatamayan kötü insanların iyileşmesi mümkün müdür?

Biraz daha düşünmem gerek bu konuyu sanırım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 71. Gün

Buraya geldiğimden beri inanılmaz çok yiyorum. Zaten her öğünde ya makarna var ya pizza. Nutellaları, kruvasanları, kurabiyeleri falan saymıyorum bile. Ama kiminle görüntülü konuşsam, sen zayıfladın diyip duruyorlar bana. Neyi farklı yapıyorum diye düşündüm veee diyetimi açıklıyorum =D

Olay hareket etmekmiş arkadaşlar. Ben istanbulda 5000 adım attım mı şoka giriyordum off ne kadar yürümüşüm diye. Perugia’ya geldiğimden beri telefonum 10bin adımdan aşağısını görmedi. Burada toplu taşıma kullanmıyorum, diğer insanlar da pek kullanmıyor o yüzden genelde boş oluyor ve rahat binebiliyorsunuz. Ama her yer o kadar temiz, o kadar güzel, o kadar harika manzaralarla dolu ve o kadar rahat yürüyebiliyorsunuz ki kimse toplu taşımayı tercih etmiyor.

Yollar genelde yokuş ve bolca da merdivenli ama gerçekten yürüdüğünüze değiyor. Yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara. Yazının girişindeki fotoğrafı ben çekmedim, benim çektiğim fotoğrafların çözünürlüğü içime sinmedi, o yüzden internetten buldum. Merdivenlerin bitiminde uzakta gördüğünüz o sarı binaya çok yakın yaşıyorum ve inanın bu KOOCAAAAAA merdivenleri günde kaç kere inip çıktığımı kendim bile bilmiyorum. Sürekli hareket halinde olduğum için de zayıflıyorum anladığım kadarıyla. İstanbul’da olsam, bir yerden bir yere yürümek zaten eziyet, toplu taşıma ayrı eziyet, her şey ayrı eziyet. Böyle düşünmeye başlayınca gerçekten dönmek istemiyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 70. Gün

Yine istemeden verdiğim bir aradan sonra buraya bir soruyla dönüyorum.

Erasmus’ta aşk yaşanır mı sizce?

Perugia’daki 2 aylık gözlemlerime dayanarak söylüyorum, yaşanamaz. Belki daha uzun süre kalacak olsanız falan tamam da 6 aylığına kalbinizi açtığınıza değmez bence. Çok mu pragmatik bir bakış açısı oldu? Yanlış ifade etmek de istemiyorum aslında.

Zeynep ile Andrey’in ilişkisi bile bittiyse, tüm ilişkiler biter bence burada. Gerçi ikisi de çoktan başka denizlere yelken açtılar ama ahahahah. Fotoğraftaki çiçeklerin biri Andrey’den, diğeri Marco diye çok alakasız ve hikayesi bizimle devam etmeyen bir çocuktan ama ortak özellikleri ikisinin de Zeynep’e gelmiş oluşu ❤ Burda gençler çok hızlı azizim, yeni nesil bizim gibi değil, biz böyle miydik hey gidi! =D

Tabii ki çok güzel hikayeleri olanlar da var. Erasmus’ta aşık olup yıllarca devam ettirmiş olan var, evlenip çoluğa çocuğa karışmış olan var, ayrılmış ama hala arkadaş olup sevgiyle anan var. Var da var. Güzel örnekler her zaman her yerde var.

Biraz yaşla da alakalı bence. Ben mesela gerçekten birine kalbimi açarsam diye ödüm kopuyor. Eğlenmesine çok şahane eğlenebiliyorsun burada ama iş duygusal bap kurmaya gelince sıkıntı başlıyor. Bir de İtalya’da olmak ve karşındakilerin İtalyan olması durumu var tabii. Adamlar yanyanayken harikalar ama evinize dönünce hafıza kaybına uğramış gibiler, aramak sormak yok. İtalyan erkeklerine dair edindiğim en büyük negatif izlenim budur. Ve mesela sizi bir yere davet ediyorlar, sizinle bir plan yapıyorlar ya, arkası yok. O gün planı yaptı mı yaptı tamam sonrasında unutuyor o planı. Mesela bize bir akşam yemeği yapma sözü verildi, bizimle markete gitme sözü verildi, bana Spello’ya bir gezi teklif edildi, başka bir arkadaşa akşam bir şeyler içmek teklif edildi, bir başkasına yine bir Spello gezisi teklif edildi. Ama bu kadar. Devamı yok. Sen yazmasan, adam yazıp “Napıyoruz akşam” diye sormuyor. Sen yazarsan da çok büyük ihtimalle ekildiğini öğreniyorsun ahahahaha. Çok enteresan adamlar. O yüzden birlikteyken çok eğlenip, bir sonraki gün için bile yaptıkları tekliflerini kabul etmemek gerekiyor bence =D

Sevgilisi olup başka ülkeden buraya gelen adam da sapıtıyor, kadın da. İtalya o anlamda çok garip memleket. Biraz da genişler o anlamda. Duygusal olarak çabuk bağlanan biri değilseniz ya da herhangi bir düzenli ilişki peşinde değilseniz burası aşırı eğlenceli. Ama saydığım özelliklere sahipseniz, kalbinizi özenle korumanız lazım. Çünkü özellikle erkekleri kalp nasıl çalınır konusunda uzmanlık yapmış gibiler. O kadar güzel şeyler söylüyorlar, o kadar büyük jestler yapıyorlar ki, karşı koymak elde değil.

Önümde kalan aylarımı merakla bekliyorum. Günler neyi gösterecek bilmiyorum ama umarım çok güzel şeyler gösterir ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 63. Gün

Bugün biraz yalnızlık duygusuyla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum.

Bunun, Perugia’nın zaten kapalı olan ve gittikçe de kapanan havasıyla bir ilgisi var mı bilmiyorum ama buraya geldiğimden beri içimde kocaman bir yalnızlık duygusu taşıyorum. Buraya gelene kadar anavatanını bu kadar seven bir insan olduğumu bilmiyordum açıkçası..

Nereye gidersen git, kalbini, ruhunu değiştirmediğin sürece huzursuzluğun devam eder derdi bir kaç arkadaşım. Neyi değiştirmem gerektiğini bilmiyorum belki de. İçimdeki huzursuzluk beni yakalıyor ve bırakmıyor. Bunun gerçekten insanların arasında olmakla da bir alakası yok. His geldi mi gitmiyor. Düşünüyorum, kendimi yokluyorum acaba yine mi gelecek kaygısına düştüm diye, onun da cevabını bulamıyorum. Bir şeyle oluyor ama anlamlandıramıyorum. Adlandıramıyorum.

Buraya gelmemin hayatımda büyük anlamlar taşıdığını düşünüyorum. Mesela ben bir üniversite öğrencisinin şu anda olduğu yaşta, asla onlar kadar özgür olamadım. Hele şu an Perugia’dakiler kadar asla. Bunu belirtiyorum çünkü bu fark kocaman. Gençlerin hamurunun mayasını etkileyecek kadar hem de. O yüzden burada insanlar bu kadar mutlu, bizler de mutsuzluktan ölüyoruz.

Ya da kadın erkek ilişkileri dahilinde burada yaşadıklarımı asla cesaret edip İstanbul’da yaşayamazdım. O yüzden kesinlikle daha özgür ve cesur olmam gerektiği ile ilgili ipuçlarını yakaladım. Ama benim için sonra ne var? Onu da bilmiyorum. Sürekli bir şey bekliyorum ve ne için harekete geçmem gerektiğini bulamıyorum. Kime döneceğimi, kim soracağımı da bilmiyorum. Yanımdaki insanların hepsi çok genç tabi, oradan da destek alamıyorum.

Bakalım, yarın daha güzel olur umarım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 62. Gün

İtalya’ya gelince en çok yapmak istediğim şey gezmekti. Hala öyle aslında, bir şey değişmiş değil. 2 ay içerisinde Assisi’ye, Pisa’ya, Floransa’ya ve Bologna’ya gidebildim.

İtalya’nın her yeri ayrı güzel. Her bir kültürel yapıyı çok güzel korumuşlar. Kendi yapılarına önce kendileri saygı duyuyorlar, sonra gelen konuklardan saygılı olmasını bekliyorlar. Sonuçta ihtiyaçları olan saygıyı eksiksiz alabiliyorlar.

Floransa_fhd

İçerinde en sevdiğim yer Floransa oldu. Bu Floransa’ya ilk gidişim değil ve nedense o şehre aşığım. O kadar güzel ki. Bir de hayalim var, Floransa’da yaşamak ve bir dondurmacıda çalışmak istiyorum. Minik bir evim olsun, bir Vespa alayım, işe falan onunla giderim diyorum. Akşamları da Piazzale Michelangelo’ya gidip bir kadeh şarabımı ya da Spritz’imi içeyim diyorum. Hayat bu olsun yani ❤ Bazen bu hayalimi insanlara anlattığımda dalga geçiyorlar. Çünkü illa çok BÜYÜK hayallerim olmalı, en azından o dondurmacının sahibi olmalıyım, hatta dondurmacı zinciri açmalıyım! Ne saçma hayat!

Bologna_fhd

Bologna’nın yeri ayrı, tüm sosyal aktiviteleriyle, tarih kokan yapılarıyla, hareketliliği ve yerleşim alanıyla tam bir öğrenci şehri. Perugia gibi değil, Perugia biraz kasaba gibi kalıyor onun yanında. Bologna’ya gidip tanıdık markaları görünce, İtanbul’da yaşadığımı hatırladım. Perugia’da yaşadığım yerin yakınında hiç AVM yok, dolayısıyla AVM kültürünü unutmuşum. Zaten sevmezdim ama farkettim ki yokluğunu hissetmemiş, varlığını hiç de özlememişim. Güzel ve uyguna yiyip içmek için de Bologna çok uygun.

Pisa_fhd

Assisi’den daha önce bahsetmiştim, Pisa ise o kadar sarmadı beni ne yalan söyleyeyim. Kuleden ibaret ve turist dolu. Fiyatlar ise bu anlattığım yerlerin arasında en yükseği. En komik kısmı ise Türkçe bilen esnaflardı. “Hadi bakalım Demet Akalın”, “Falan filan İnterMilan”, “Gel abla”, “Batan geminin malları bunlar” gibi deyimleri öğrenmişler, Türk olduğunuzu anlayınca peşinizi asla bırakmıyorlar.

En kısa zamanda yeni yerler gezip yepyeni şeyler görmek istiyorum ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 61. Gün

Konumuz gece hayatı…

Yazacaklarım belki sizi hayal kırıklığına uğratabilir, belki de buraya gelmek için büyük heyecan duyabilirsiniz kimbilir! Perugia’nın gerçekten enteresan bir gece hayatı anlayışı var. Bir kere her şey leş. HER ŞEY.

IMG-20181020-WA0001

Başta acaba Erasmus partilerini görüyorum, ondan mı böyle düşünüyorum dedim ama gerçekten öyle bir şey değil. Gerçek Perugialılar genelde ev partisi düzenliyorlar.

Ev partisi düzenlemedikleri zamanlarda da hepsinin arabaları olduğu için banliyödeki gece kulüplerinin partilerine katılıyorlar. Ya da evde bir önparti yapıp akabinde gece klüplerine geçiyorlar. Gece klübü partilerine binbir isim verseler de içerik hep aynı, TRASH. Mesela 3 salonda parti olacak diyorlar, birinde TRASH çalıyor, birinde REGGAETON diğerinde de bildiğimiz klüp şarkıları. Gece 2’ye kadar eğlendin eğlendin. Gece 2’den sonra ortam oldukça leşleşiyor. Tabii bundan inanılmaz zevk alan ve bununla çok eğlenen insanlar da var ama ben onlardan olamıyorum istesem bile.

Üçüncü seçenek ise Centro Storico’nun merkezinde bulunan merdivenlerde ve etrafındaki barlarda takılmak. Ne kadar soğuk olursa olsun insanlar buraya geliyorlar. Bizim ülkemizdeki kapı önü ısıtıcısı kültürünü özledim yemin ederim. Burada hiçbir yerde yok. Genelde her yer 20.00 – 22.00 gibi kapanıyor. Bazı barlar 02.00ye kadar açık oluyor. “Evimin önündeki Happy Bar’ın 05.00e kadar açık olması rezaleti”nden bahsetmiyorum bile..Perugia’daki tek açık yer inanın. Korkunç. Neyse konumuza dönüyorum. İnsanlar o barların önünde toplanıp içkisini alıp muhabbet ediyor. Bir nevi yeni insanlarla tanışıp hepberaber sosyalleşiyorlar. Arada müzik oluyor, gitarını, perküsyonunu ya da hoparlörünü alan meydana geliyor. Çeşit çeşit müzik arasından isteyen dans ediyor, isteyen muhabbet ediyor. Ama tabii 02.00’den sonra burada da işler absürdleşiyor.

Bunun dışında bir de ESN ve partileri var ki onu gelmeye yakın yazsam daha iyi olur =D

Şimdilik bunun dışında bir gece hayatı bulamadım. Umarım bulurum. Bulursam mutlaka paylaşırım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 60. Gün

Sonunda neredeyse 50 gün önce başvurduğumuz oturma izni randevumuz için “Questura” dedikleri yere gittik.

Zeynep’in randevusu 8.14’te benimki 8.28’deydi. 8.14 nedir ya? Çok komik değil mi? Erkenden kalktık gittik ve gördük ki o birimin açılış saati 8.14müş! Tabii ki hiçbir şey zamanında başlamadı. Şaşırdınız mı?

Bu kısmı sizin için yazıyorum değerli Perugia’yı seçmiş sevgili Erasmus öğrencileri! “Questura”ya gittiğinizde yanınızda mutlaka 4 fotoğraf, sağlık sigortanız ve pasaportunuzun aslı bulunmalı. Yoksa yandınız! Hele de bizim gittiğimiz saate randevu verirlerse, etrafta hiçbir şey olmadığı için çok çok uğraşırsınız. 4 fotoğrafın sadece ikisini kullanıyorlar ama yine de sizin yanınızda bulunsun. Sağlık sigortam tek kopya olduğu için fotokopi çektirmemi istediler, açık hiçbir yer bulamadık. İstanbul’da en son çıktı başına benden 4 lira alan amcayı aramadım tabii ama bu da enler arasında yer alabilir maceramda bence.

Memurlar kesinlikle İngilizce bilmiyor bir kere, baştan anlaşalım ve biraz da kafadan kırıklar. Bazı yönlerden (!) gerçekten bize benziyorlar. Oldum olası bu evrak işlerini sevmem zaten, gidip gelip bize bu konuda en benzeyen ülkeye düştüm =D Ayrıca benimle ilgilenen kadını başkaları da çıldırttı. 50 yaşlarında bir kadın geldi, “Massimo” diye birini arıyormuş, Massimo nerde diye diye benim kadını çıldırttı. Kadın en sonunda geldi, Massimo’ya telefon almış, bunu bırakacaktım dedi. Massimo belli ki genç, kanı kaynıyor falan. Ortada yok tabii! Benim memur kadın “Annesi misiniz?” diye sorunca ben bile gerildim. Değil tabi, annesi olsa böyle mi gelir? Sonra kadın da yüzü asık şekilde ortamı terketmek zorunda kaldı…

Dosyaları teslim ettikten sonra size verilen kağıtla parmak izi vermeye gitmeniz gerekiyor. Orada çok tatlı ve ilgili bir kadın vardı, asla hakkını yiyemem. Parmak izi verir vermez, geri dönüp size verdikleri kağıdı iade etmeniz gerekiyor. Bunu da yapınca işiniz bitiyor. Ama biz bununla yetindik mi? ASLA!

Aklımızda bin tane soru vardı. “Biz bunu nereden takip edeceğiz?” “Ne zaman haber alabiliriz?” “Şimdi biz taşındık ya, ama yurdun adresini vermiştik, bir şey olur mu?” Zeynep’in elinde bana verilmeyen bir kağıt vardı, o neydi, gerekli miydi mesela falan diye diye kendimizi başka bir ofiste bulduk. Çok şükür burada baya iyi İngilizce konuşan bir memur vardı. Bize o yardım etti. Kadın tüm sorularımıza teker teker güzelce cevap verdi. Adresimizi taşımamız konusunda her şeyi çok güzel anlattı.

Adres taşıma konusu başlı başına olaydı. Ev sahibimize ilişkin bilgileri vermemiz gerekiyordu. Zeynep adama mesaj attı ama kapı duvar. Ben tabii inanılmaz tedbirli bir insan olduğum için, kontratımız dosyalarımın arasındaydı. Her şeyi oradan bakıp doldurduk. Ve ANTİKRİMİNAL birimine gidip teslim ettik. Baya zili çalıp içeri giriyorsunuz ve zili çaldığımızda kapıdaki 4 adamın bize bakışlarını görmeliydiniz. Ufacık tefecik kızlar, yollarını kaybetmiş gibi napıyorlar burada der gibi bakıyorlardı. Orası daha bambaşka ve komik bir hikaye ama önce bunu bitireyim. Bizim enteresan ev sahibimiz, tırsmış bir şekilde ona haber vermeden hiçbir şey yapmamızı istediğini söyleyen bir mesaj atmış. Tabii biz eve dönerken attığı için bir hükmü yok. Bu adam kesin usülsüz kiraladı bu evi bize, o yüzden bu kadar tıstı adım gibi emindim. Daha sonra Zeynep, Andrey’inn ev sahibine mesaj atınca durum ortaya çıktı. Biz burada oturduğumuz için bunun ev sahibi tarafından yetkililere bildirilmesi gerekiyormuş. Bu adam kesin bunu da yapmadı. Tesadüfe bakın ki eve gelince emlakçımız yarın görüşmek için bize mesaj attı..

Bakalım bu iş daha nerelere uzanacak..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 59. Gün

Size radyo maceramdan bahsetmiş miydim? Şimdi bahsetmenin tam sırası! Çünkü baldan tatlı arkadaşım Rodrigo ile birlikte orada bir program yapmaya başladık ❤

Adını “Stranger’s Corner” koyduğum bu program bana çalışmayı ne kadar sevdiğimi hatırlattı. Yine bir mikrofonun karşısına oturmak, bir şeyler üretmek sonra onu düzenlemek beni çok iyi hissettirdi. Burada bazen kendimi fazlasıyla “Strange” hissettiğim için bu adı kullandım. Benden sonra buraya gelip de kendisini “Strange” hisseden birine ulaşır da bu histen biraz da olsa uzaklaşır umuduyla tabii.

Dinlemek isteyen için linkini aşağı bırakıyorum. Çok eğleneceğinizden eminim. Program bundan sonra her Çarşamba saat 18.00’de, tekrarlarıyla Cumartesi 13.30 – Pazar 14.00’te radiophonica.com’da!

Strangers’ Corner – Ep.1

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 58. Gün

Bu dil bariyeri konusu o kadar ilginç ki bugün biraz daha devam etmek istiyorum açıkçası. Şimdiden bir çok hikayem var ama en az utanç verici olanını paylaşmak istiyorum bloğumla.

Burada dünyalar tatlısı insanlarla tanıştım. Bir çoğu çok kibar ve bana yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlardan bir tanesiyle konuşurken, bana söylediği şeyin şu olduğunu düşündüm: “Cumartesi günü bir mezuniyet var. Gelmek ister misin?” Hemen evet dedim, çünkü sosyal açlık bunu gerektirir! Ayrıca buradaki mezuniyetler, bizimkilerden çok çok farklı. Fotoğraflarını gördüm, bayıldım. Başlarının üstüne yapraklardan çok güzel bir taç takıyorlar, şampanya patlatıyorlar, konfetiler uçuşuyor ❤ Ben de bunu görmeyi çok istiyorum. Hem bizimki gibi sadece yazın değil mezuniyet, her ay her hafta birileri mezun olabiliyor.

Sonra ikinci tatlı soru geldi: “Orada kurdeleyi tutan kişi olmak ister misin?” Hiç bir fotoğrafta kurdele ile ilgili bir şey görmemiştim. Ama tamam eğer böyleyse, bilmediğim bir şey var demektir, yeni bir şey öğreneceğim demektir diye düşünüp hemen buna da evet dedim.

Bir kaç gün boyunca gördüğüm İtalyan arkadaşlarıma mezuniyet töreninde kurdele tutmakla ilgili sorular sordum. Kimse ne dediğimi anlamadı. Bu da beni şüpheye düşürmeye başladı. Yine neyi yanlış anlamıştım acaba? Aralarından bir tanesi “Bunun mezuniyet olacağına emin misin? Çünkü bu etkinliğin cumartesi günü olacağını söylüyorsun ama cumartesileri burada tüm fakülteler kapalı” dedi. Artık beni davet eden diğer arkadaşa bu durumu sormamın zamanı gelmişti. Konuşmaya başladığımızda bunun “ÖĞRENCİLER İÇİN YENİ BİR YURDUN AÇILIŞI” olduğunu, açılış sırasında kurdeleyi tutacak iki kişiden biri olduğumu öğrendim. Rezalet! =D

açılış_2_fhd

Benim için bir şey değişti mi? Asla değişmedi tabii, bu da benim için yeni bir deneyimdi. Gittim, açılışta bulundum, inanılmaz eğlendim, gelinin kızkardeşi kombinimle kurdeleyi tuttum, yeni insanlarla tanıştım ve geri döndüm. Keşke tüm yanlış anlamalarım bu kadar keyifli ve eğlenceli sonlansa ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Kendime Not

Bugün Yolculuk Kalbime, Ruhumun İçine

“Kendi hayalimi bulmaya, hayalim için hedefler koyarak peşinden gitmeye, kendimi ancak ve sadece kendime teslim etmeye niyet ediyorum.” 

Bu gerçekten de etiketin hakkını verecek bir konu. Bu gerçekten de kalbimden geçtiği için yazdığım bir niyet. Sadece kendime not. Şu fotoğrafa bakıp, bugünkü hislerimi hatırlasam yeter ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 56. Gün

Bu fotoğraf, gezerken karşıma çıkan “FreeHugs Perugia” grubu bize bol bol sarıldıktan sonra çekilmişti.

Bir yeri uzaktan araştırmak ile içinde olmak arasında inanılmaz büyük bir fark varmış gerçekten. Hayatın içinde olmakla ilgili söylenen her şeyi daha iyi anlıyorum artık. Her şeyi, herkesi gerçekten tanımak, dünyanın farkına varmak, bir şeye yakından bakmak dünyanın en güzel duygusu. İstanbul’dayken dünya kadar derdim varmış gibi hissediyordum. İş, ev, okul, gündem derken günlerim stres içinde geçiyordu. Kendime zaman versem, içeriye girsem, üzerine düşünsem, bir nefes alıp devam etsem belki her şey benim için daha kolay olabilirdi. Dışarıda durup bize dayatılan belli kalıplar dahilinde düşününce bunu çok da anlayamayabiliyoruz.

İtalya’daki hayatım pek de kolay oturmadı. Bir kere bürokrasi her yerde yakamızdan yakalıyor. Sonra bir yerde gerçekten “yabancı olmak” düşündüğümüzden daha zor. Kültürel kodlar, dil bariyerleri, güven problemleri, alışkanlıklar, alışveriş yapacağın yeri hatta doğru sokağı bile bilip bilmemek her şeyi çok etkiliyor.

Kültürel kodlar mesela. Türkiye’de olsa inanılmaz ayıp karşılayacağım ya da ben bunu asla yapamam diyip yargıladığım her şeyi burada yaşadım şükür =D Bu da sanırım evrenin bana, Türkiye’deki kafanı Türkiye’de bırak artık deme şekli. Bununla o kadar çok sınandım ki anlatamam. Evet İtalyanlar bize çok benziyor ama bazı açılardan biz onların muhafazakar ananesi gibiyiz. Bunu burada daha yakından gözlemleyebiliyorum.

Dil bariyerine gelince, kendinizi anadiliniz dışında bir dilde anlatmak gerçekten çok zor. Kendimi zorla İtalyanca ifade etmeye çalışıp sürekli İngilizce’ye dönsem bile asla Türkçe’deki gibi doğru anlatamıyorum kendimi. Bir “Yok artık daha neler! O kadar da değil!” diyemiyorum mesela! Ya da iletişime geçtiğim insanlarla aramda bağlantı sorunu oluyor. Mezuniyet sandığım etkinliğin, açılış çıkması gibi. Bunu bir sonraki yazımda anlatacağım. Yaşadığım saçma anlar içerisinde en anlatılabilir olanı o.

Elbette kimseye hayatımın teslimiyetini ya da evimin anahtarını vermiyorum ama yine de bu “çılgın İtalyanlar’a” güvendiğime inanamıyorum. Kendi ülkemde, kendi şehrimde hatta bazı anlarda kendi arkadaş çevremde bile güven problemi yaşayan biri olarak burada insanlara yüzde yüz güvenmemi kendimden beklemiyordum. İnsanının huyunu suyunu bilmediğim bir yerdeyim ve en uzun zamandır tanıdığım kişi yaklaşık 2 aydır hayatımda! Daha spesifik olmam gerekirse 56 gündür! Ama buna rağmen İtalyanlar samimiyetleri ve sıcakkanlılıkları ile tavladı beni ❤ Sadece biri güvenimi suistimal etti ama onun da neden öyle davrandığını anlayabiliyorum. İnsan burada kendisinden başkasını da anlayabiliyor. Çünkü herkes açık, hayata bakışları çok farklı. Dolayısyla bir duruma ait olan tüm açıları görebiliyorsunuz.

Alışveriş yapacağım yeri bilmemek en önemli sorunlardan biri benim için. Evde ne tüketmeliyim, hangi markadan alışveriş yapmalıyım, yoğurdu nasıl tüketmeliyim, en taze sebzeyi neresi satar, eti nereden alsam beni kazıklamaz gibi milyon tane soru dönüyor kafamda. En komik kısmı da elimdeki malzemelerle özlediğim Türk yemeklerini yaptığımda tadı asla Türkiye’deki gibi olmuyor. Asla! Geçen gün karnıyarık yaptım mesela, karnıyarıktan çok her şeye benzedi. Ya da yaptığım pilav, sütlaçtan hallice, çorba da suya yakın oluyor. Adam gibi bir salça bulsam da domatesin o ekşi tadına doysak ya! Gerçi çok alıştım burada yaptığım yemeklerin tadına. Dönünce eminim köpek gibi özleyeceğim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 55. Gün

Katıldığım etkinliklerden bir diğeri de Perugia Social Film Festival – PerSo’ydu. Belki bir farklılık bir yenilik başka bir şey keşfederim diye gitmiştim. Bu anlamda bizden bir farkları yok esasında. Sadece katılım daha fazla, şaşırmayacağınız üzere.

Perugia’nın merkezinde 3 tane sinema salonu var bildiğim kadarıyla. Cinema Zenith, PostModernissimo ve Cinema Méliès en büyükleri. Film festivalinin gösterimleri bu üç sinemada yapıldı. Biletler ücretsizdi. Buradaki sinemaları görünce “movie-theatre” kelimesinin anlamını ilk kez anladım. Sinemaları çok güzel ve bana Emek’i hatırlattılar. Ah be!..

Yaklaşık 15 gün süren festivalde 5 ayrı ülkeden 5 film izledim. Aynı bizdeki sistem gibi bir İngilizce bir de kendi dillerinde altyazı vardı. Alışkanlık bu ya, hala İngilizce’yi takip ediyorum. Konuşurken de öyle. Başta İtalyanca başlayıp akabinde hemen İngilizce’ye dönüyorum. İngilizce bana kolay geliyor, İngilizce konuşurken kendimi daha güvende hissediyorum. İngilizce benim hayatımda İtalyanca’dan çok daha önce vardı. Belki de o yüzdendir ya da sadece hata yapmaktan korkuyorumdur bilemiyorum.

Tüm filmler ve festivale katılım ücretsizdi ve gerçekten 20 milyonluk İstanbul’daki bir festivalde göremeyeceğim kadar insan gördüm. -ki buranın nüfusu 160 bin civarında- Sanat dünyanın en güzel dili, paylaşabileceğin insanları bulunca daha da güzelleşiyor tabii ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 54. Gün

Madem yaklaşık bir aydır yazamadım, o zaman neden yazamadım, onun yerine neler yaptım, nerelerdeydim onları anlatayım. Bol bol etkinliğe katıldım. Mesela, buraya çok yakın Assisi isminde bir başka kasaba var. Bugünün konusu Assisi olsun!

Perugia’dan trene atladığınızda Assisi’ye gitmek yarım saat falan sürüyor. Çok güzel bir yer. Ruhunuzu doyurmaya bire bir. Gerçi İtalya’da bir çok yer öyle. Alabildiğine yeşil alan, olabildiğine korunmuş tarihi doku, güzel yemekler ve her yerden işitme alanınıza girebilecek müzikler ❤

Assisi’ye şimdiye kadar iki kez gittim. İlkinde çok sevdiğim yönetmen Ferzan Özpetek’in “Ferzan in Assisi” etkinliği vardı. Etkinliğin teması: “Il cinema a cuore aperto” yani “Açık kalple sinema”ydı. Bir macera sonucu bir kaç tatlı insanla yolum kesişince ve onların Ferzan Özpetek ile röportaj yapacağını duyunca peşlerine takılıp ben de röportaja katıldım!

Ne kadar hoş bir insan değil mi? Gülümsemesine bakar mısınız! ❤ 14 yaşımdan beri her türlü gazetecilik-sinema-radyo-televizyon eğitimine alıyorum, her türlü kameraya aşinayım, koskoca yönetmenin karşısında çekim yaptığım açıyı görüyor musunuz? Ellerim titredi! Zaten selfie çekmek de birazcık saygısızlık gibi geldi bana, baya utanarak sordum. Bütün gün herkesle selfie çektiğinden olacak, kesinlikle kırmadı beni de.

20180922_164055

Ferzan Özpetek filmlerine bayılırım. Her filmi çok güzel ama sanırım favorim “Mine Vaganti (Serseri Mayınlar)” Hatta Sense8’teki Lito-Hernando-Daniela ilişkisinin Tommaso-Marco-Alba ilişkisinden geliştirildiğini düşünüyorum. Gerçekliği, doğruluğu tartışılır tabii ama seyrederken kafamın bir yanında hep bu vardı. İnsan olarak da Ferzan Özpetek’e bayılırım. Dünyanın en açık kalbine sahip insanlardan biri bence. Her daim kibar, her daim gözleri gülümsüyor.

 

IMG_20180930_194626_115

Sonra bir kez daha gittim Assisi’ye. Bu kez ESN-Perugia (ESN-Erasmus Students Network)’nın düzenlediği rehberli bir turla gittim. Baya da eğlendim. Assisi’li Francesco’nun aziz olmaya giden hayatını dinledim, doğduğu ve öldüğü Assisi topraklarındaki kiliseleri gezdim. Sanat kokuyor her yer, memleket gibi memleket be!

Assisi’ye dair kötü şey ne olabilir diye düşünüyorum. Tabii ki meydandaki mekanların fiyat performansı! 1,5 Euroya su içtim gençler. İnanılır gibi değil. Yurdun oradaki dandik süpermaketten 17 cent’e alıyorduk biz o suyu =)) Bir de Assisi’de çeşme yok. Ya da ben bulamadım bilmiyorum. Bunların dışında suçlamam yok sayın hakim! =)

IMG_20180930_152634_654

Bir kez daha gider miyim bilmiyorum. İtalya o kadar güzel bir yer ki her bir şehri her bir kasabası, hikayelerle, sanatla, güzelliklerle dolu!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 53. Gün

Şu bloğa yazdığım kadar, hatta daha fazlasınca zaman kaçırdığıma inanamıyorum!

Burası benim günlüğüm olacak, bundan sonra daha dikkatli olup mutlaka zaman ayırmaya çalışacağım. Yıllar sonra dönüp bu sayfaya baktığımda Perugia’da geçirdiğim muhteşem günleri hatırlayacağım. Her gününü, her dakikasını, her anını hatırlamak isteyeceğim. Burada yaşadığım özgürlük duygusunu, kendini yeniden keşfetmenin verdiği hazzı, yeni insanlar tanımanın sevincini, tek yaşamanın bana kattığı gücü asla ama asla unutmak istemiyorum.

Ben İstanbul’da bir Funda olarak işimi gücümü var ettiğim her şeyimi bırakıp kendim için Perugia’ya geldim ve Funda olarak bu kez burada var olmaya çalışıyorum. Şimdilik de başarıyor görünüyorum. Bu ruhu hep saklamak, bu hissi hep hatırlamak istiyorum.

O yüzden bundan sonra, ne kadar yoğun olursam olayım, ne kadar uykusuz olursam olayım 10 kelime de olsa 50 kelime de olsa, buraya yazı girmeden uyumak yok!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Filmler

En Sevdiğim Replik

Bir sinefil olarak etkilendiğim bir çok film ve bundan çok daha fazla replik var. Ama bir tanesi var ki gerçekten hayatıma rehberlik edecek düzeyde. Bir gün bir dövme yaptırırsam, atıfı muhakkak buna olacak.

Christopher Nolan‘ın yönettiği, Christian Bale‘in harikalar yarattığı “Batman Begins“i izlemişsinizdir. En azından duymuşsunuzdur, bilirsiniz. En ilham verici, en vurucu repliği orada duydum ben. Önce sahneyi hatırlatayım. Bruce Wayne’nin yarasa korkusunun başladığı o düşüşten sonra, yardımına babası geliyor. Bruce’u kurtarıp eve götürürken kendisini kötü hissetmemesi için onunla konuşuyor, ona cesaret veriyor ve şu mükemmel soruyu soruyor.

Thomas Wayne: And why do we fall, Bruce?
So we can learn to pick ourselves up.

Thomas Wayne: Neden düşeriz Bruce?
                                Tekrar ayağa kalkabilmeyi öğrenebilmek için. 

Keşke benim de hayatımda bana böyle söyleyebilecek biri olsaydı. Biz çocukluğumuzda düşünce bir darbe de anne-babasından alan çocuklarız. Belki de o yüzden hiçbirimiz bir Batman olamadık, bilemiyorum.

Seneler sonra Bruce bir ilhama ihtiyaç duyduğunda aynı cümleyi bir de canı, sağ kolu Alfred’den duyuyor. Yine başka bir muhteşem sahne ile tabii. İki sahnenin arka arkaya montajlanmış versiyonunu buldum. Aşağıya iliştirip yavaşça kayboluyorum.

Neden düşeriz Bruce?

 

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Filmler, Günlük

Macera Başladı: 25. Gün

Bana neden Amanda Knox belgeselini izlettiniz abiiiiii!!

Perugia’ya geldiğimin ikinci günü ilk kez Amanda Knox’un adını duydum.

Amanda Knox, 2000lerin başında Amerika’dan kalkıp Perugia Yabancılar Üniversitesi’nde okumaya gelmiş genç bir kız. Perugia’da bir kaç yabancı öğrenci ile aynı evi paylaşmış. Geleli çok az zaman olmasına rağmen, kendisine bir de Raffaele adında bir sevgili bulmuş ve “büyük aşk” yaşamışlar. Buraya kadar çok normal devam eden bir hikaye. (Zeynep, senden ve Andrey’den korkmama gerek var mı acaba? Evet Zeynep ve “bizden yardımını esirgemeyen kahraman Ruslar’dan benim de en çok sempati beslediğim Andrey artık sevgililer <3)

Sonra bir gün Amanda’nın ev arkadaşı Meredith korkunç bir cinayete kurban gidiyor ve evde ölü bulunuyor. Buradan sonra olaylar gelişiyor. Olay örgüsünü anlatmayayım, merak ederseniz kalanını belgeselden izleyebilirsiniz. Meredith’in ölüm şekli, evine girişin kolaylığı, Amanda ve Raffaele’nin soğukkanlılıkları, tanıkların tuhaflığı derken olaydan korkmamak elimde değildi.

Asıl olay Zeyneple benim bu belgeseli, eve taşındığımızın 2. gecesi falan izlemiş olmamız. O kadar ürktüm ki uyuyamadım. En sonunda yorgunluktan bayılmışım. Sabah uyanınca 3 kez falan Zeynep’in kapısına gittim ses geliyor mu diye. Tam ben odama girdim, bu kez Zeynep uyanmış kapıdan bana sesleniyor “Funda, evde misin?” Artık nasıl korktuysak, minicik evde sürekli birbirimizi kolaçan ediyoruz.

Kaç gün geçti, hala etkisinden çıkamadım. Aklıma geldikçe uykularım kaçıyor. Bana böyle şeyler izlettirmeyin yaa =/

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 24. Gün

Buna çok atıf yapıyorum biliyorum ama günlerin nasıl çılgınca geçtiğini takip edemiyorum artık.

Sabah uyanmam ile gece yatağa girmem arasında 2 saat varmış gibi geçiyor zaman. Hayatımı takip edemiyorum gerçekten. Buraya yazı bile depolayamadım. Onu geçtim, sanırım annemle bile en son konuşmam geçen hafta. Zaman nasıl bu kadar hızlı geçiyor anlayabilmiş değilim! Kontrolümün kaybolması hem çok güzel, hem çok korkutucu!

Elimden geldiğince yeni şeyler görmeye çalışıyorum burada. Gerçi benim için her şeyin hissi yeni burada, neticede en bildiğim şey bile bir versiyon sadece. İtalyanların versiyonu. Dolayısıyla hiçbir şey önceden bildiğim gibi değil.

Geçtiğimiz günlerde adı “Bir Panzehir Olarak İllüstrasyon” olan bir etkinliğe katıldım. İtalyan illüstrasyon dünyasından “dev” dedikleri bir hoca, “Beppe Giacobbe” söyleşi yapıyordu. Diğer İtalyanlara nazaran tane tane konuştuğu için anlattığı şeyleri rahatlıkla anlayabildim, anlamadığım kısımlarda da standlarda duran centilmen beyler yardım ettiler. Genelde beyler yardım ediyor evet, çünkü kadınlar biraz yabani. Siz onlara güzel sözler söylemeden, onları övmeden sizinle pek konuşmuyorlar. Bir de o kadar yardımsever değiller gibi geldi bana. Ne bileyim bana ya da milliyetime ya da cinsiyetime özel bir durum değilse eğer, insanları pek de umursadıklarını söyleyemem. Erkekleri de yardım severliklerinden öldükleri için yardım etmiyor tabii, o kadar da melek değiller =D

Neyse..

Beppe Giacobbe, üniversitelerde ders vermiş, tasarımla, illüstrasyonla ilgili kitaplar yazmış, kaligrafi ve yazı tipleri ile ilgilenmiş bir sanatçı. Sanatın evrenselliğine ve dilden bağımsızlığına inanan bir insan olarak kitaplarını incelerken çok etkilendim. Sanırım dünya üzerinde bir an bile duraksamadan anladığım tek dil sanat..

Etkinlikte bir de atölye çalışması vardı. Perugia’nın bilinen yetenekli tasarımcıları bir araya gelmişler, 3 ayrı masa oluşturmuşlardı. Her masada daha önce tasarlanan bir kapak bulunuyordu ve her masadan bu kapağın yeniden yaratılması istenmişti. Fotoğraflarını çekmediğime çok pişmanım çünkü her artist kendi sanatını o kadar güzel icra etmişti ki bazı çalışmalar orijinalinden daha güzeldi.

Her bulduğum etkinliğe katılacağım bundan sonra!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 20. Gün

Artık biraz da herkesin merak ettiği soruya yönelelim. Cinsiyet farketmeden tanıdığım tanımadığım tüm insanlardan aldığım özel mesajların ortak noktası hemen hemen şu:

“İtalyan erkekleri o kadar yakışıklılar mı?”

Değiller diyip yazıyı kapatırmışım sfskjglskjgls

Yani aslında kafanızdaki yakışıklılık kavramı nasıldır ya da bu soruya spesifik bir cevap nasıl verilir bilmiyorum. Çünkü hepimizin bildiği gibi bunlar göreceli konular. Hepimizin farklı istekleri var, farklı şeylerden hoşlanıyoruz. Birimiz sarışın, mavi gözlü birini görünce yakışıklı deriz, birimiz tatlı bir gülüşü varsa, diğerimiz fitse, bir diğerimiz sempatikse, bir diğerimiz uzun boylu olduğunda vs vs vs. Örnekleri çoğaltabiliriz. Fiziksel özelliklere pek takılan bir insan değilimdir, bana çok yüzeysel gelir o yüzden şimdiye kadar burada tanıştığım adamların ortak özelliklerinden bahsedeyim, belki ortaya ortak bir şeyler çıkabilir. Koca İtalya’ya referans olamam bu kadar kısacık zamanda ama Perugia’da tanıştıklarım için bir şeyler yazabilirim belki.

Bir kere inanılmaz neşeliler.

Konuşmaya başladığınızda kahkahasız bir an bile geçmiyor. Eğlenmeyi çok seviyorlar. Çok çok sıcaklar. İçiniz ısınıyor gerçekten. Her şeyle ilgili çok komik şakalar yapıyorlar. Ama burada bilmeniz gereken en önemli şey çok azı İngilizce biliyor. Yine de en azından bildikleri kadarıyla anlaşmaya çalışıyorlar. Aynı dili konuşup, anlamaya çalışmayanlar düşünsün! (Off tam bir ergen tweetine dönmedi mi şu an yaa. Geçiyorum =D)

Çok kibarlar.

Sizi rahatsız edecek hiçbir şey yapmamaya çalışıyorlar. Her şeyi soruyorlar. Hani centilmenlik diye bir kalıp vardır ya, gerçekten hakkını veriyorlar. Çok ilgililer, anlattığınız her şeyi merakla dinliyorlar.

Çok hızlılar.

Bir bakmışsınız ki konuşurken bütün sosyal mecralardan eklenmiş, telefon numaranızı falan da vermişsiniz. Neye uğradığınızı anlamıyorsunuz genelde =D

Kendilerine çok dikkat ediyorlar.

İtalyan erkekleri her yaşta kendilerine çok güzel bakıyolar. Perugia’nın coğrafik yapısından mıdır bilemiyorum -her yer yokuş ve her yer yürüme mesafesinde- ama tanıştığım herkes çok fit. Bir gün sadece çıktığım yokuşlar ve indiğim merdivenler ile ilgili yazı yazacağım. O kadar çok yürüyoruz ki, telefonumun sağlık uygulaması bile çıldırdı bu duruma. İsteseniz de istemeseniz de burada fit bir insana dönüşeceksiniz, bu kesin.

Ayrıca bazıları çok güzel giyiniyor. Slim kesimler slim kesim olalı böyle hakkı verilmemiştir diyip bu konuyu kapatıyorum.

Sizi bir yerlere davet etmekten çekinmiyorlar.

Bu durum biraz da karşılıklı gelişiyor sanırım. “Şuraya davet edersem ne düşünür?” falan gibi kalıplara sıkışmadıklarındandır belki de, bilemiyorum. İnanılmaz samimiler ve bir anda kendinizi tatlı bir göl gezisinde ya da güzel bir kahvecide bulabiliyorsunuz. Bunu da kesinlikle sizi rahatsız etmeden ve musallat olmadan yapıyorlar. Ve sizinle ilgileniyorlarsa çok cömertler. Bu da Türk erkekleriyle olan minik bir ortak özellikleri olarak burada bulunsun.

En önemlisini en sona bıraktım. HAYIR kelimesinden anlıyorlar.

Gerçekten en güzel özellikleri bu. İstemediğinizi anladıkları anda olay kapanıyor.

Madem bu kadar merak eden var, e daha çok tecrübe kazanayım bu konuyla ilgili ben de. Kendim için değil de hani, merak edenlere yardımı olsun diye tabii =D

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 19. Gün

Hala seyahat planı yapmaya başlayamadım!

Günler o kadar hızlı ve arka arkaya geçiyor ki yetişemiyorum! Gerçekten yetişemiyorum!! Hani ilk 10 – 15 gün çokça koşturdum tamam da, her şey halloldu şimdi. Ev, okul, bürokratik işler.. Ama hala sürekli bir yerlere koşuyorum. Geziyorum, görüyorum, tanışıyorum, öğreniyorum. Oturup da nerelere nasıl gideceğime dair bir rota oluşturamadım. Sabah uyanıp kahvaltı yapıyorum, sonra bir bakıyorum gün bitmiş! İspanyollar kapımın önüne gelip, parti vermeye başlamış bile! (Benim için gün biterken, onlar için yeni başlıyor. İnanılmazlar.)

Ekim-Kasım-Aralık aylarını gezerek geçirmek istiyorum. Uygun yollu bilet, konaklama nasıl bulurum bilen varsa istediği yerden yazsın bana. Öneriye çok ihtiyacım var. Hazır vizem ve bolca vaktim varken, olabildiğince gezmek, görmek öğrenmek istiyorum. Hem İtalya’yı, hem de Avrupa’yı.

Sonra Ocak ve Şubat ayında oturup tezimi bitirmek zorundayım artık, mecbur. Ama o kısmı şimdiden düşünmek istemiyorum =)

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 18. Gün

Burası bizim yurttaki odanın kapısı. Yurttaki odaya dair pek bir şey paylaşmadığımı farkettim. İçindeyken nasıl darlandıysam =)

Ben nasılsa evimi buldum diyerek şimdi de arkadaşlarıma şehir merkezinde ev arıyorum. Buradaki ev-yerleşim kafası bizimkilerden çok farklı. Bizi götürdükleri evlerin çoğu döküntü. Hani bizde bir laf var ya “it bağlasan yaşamaz” diye, aynı o hesap. Bir de o evlerin hepsi emlakçıda. Ev sahibi utanmadan o evi kiralamaya çalışıyor, emlakçı daha da utanmadan size o evi gösteriyor. Biz de olsa insanlar kiralamaya para istemeye utanır. Onca zaman laf ettiğim bodrum kat dairelerden özür diliyorum =))

Geçen hafta arkadaşlarımla birlikte bir evi görmeye gittim. Lokasyon olarak güzel, tam merkezde, okula yürüme mesafesi. Artıları bu kadar. Şimdi eksilere geçiyorum. Bir kafenin yanı. En büyük eksi bu ve ben de bunu yeni öğrendim. Evinin karşısında bar olan bir insan olarak yazıyorum bazı geceler uyumak mümkün olmuyor. Burada insanlar sabaha kadar sohbet edip, şarkı falan söylüyorlar. Ve toplanma saatleri 02.00’den önce değil. Kış gelince dağılmalarını umuyorum, yapacak bir şey yok =/ Bir diğer eksisi girişi, inanılmaz güvenliksiz. Eve mi giriyorsunuz, hana mı belli değil. Öyle bir giriş kapısı var ki, çocuk bile açabilir. Bir diğer eksisi oda sayısı. 6 odası olan 3 katlı bir apartman, otel mi işletecek bu insanlar, neden hepsini kiralamaya çalışıyorsunuz? Bir diğer eksisi temizliği. Binanın içi dökülüyor, dökülüyor. Duvarlar bitik, kapılar bitik, eşyalar eski, mutfak araç gereçleri yağ içinde, evin içi leş yani temizlik hak getire. Zaten burada genel olarak temizlik sorunu var. Yurttaki temizlikçi, 2 haftada bir gelip odayı temizleyeceğini söylemişti. Daha ilk temizliğinde bizim eldiven takıp ovaladığımız yerler eskisinden de pis hale geldi. Yeni geçtiğimiz eve de bizden önce temizlikçi geldi, üstüne hala temizlik yapıyoruz mesela. Görünmeyen yerleri temizlememişler desem değil, odanın ortasındaki komidinin üstünü bok götürüyordu.

Sonra tabii yine dil bilme durumu var. Özellikle emlakçılarda çok eğlendim, sadece bir tanesi İngilizce konuşabildi. Genelde İtalyanca konuşuyorlar ve bazıları inanılmaz çakal. Mesela faturaları üzerine alma hikayesi var, uf! Açılış kapanış ücreti ve bitmeyen bürokrasisi ile sizi canınızdan bezdirmeye hazırlar. Kiracıyım, belli süreliğine buradayım, kazıklayabildiğiniz kadar kazıklayın tabi =/ Bu tarz şeyler var ya kesinlikle dünyanın her yerinde aynı bence. Ya da bazı konularda İtalyanlar ile korkunç benziyoruz. Bilemiyorum gerçekten.

Türkiye’de hiç kiralık eşyalı ev bakmadım, bu konuda orada durumlar nasıl bilemiyorum. En azından evleri badanalı falan veriyorlar, bu bile buraya göre müthiş bir artı.

Dünyanın neresi olursa olsun doğru yeri bulup, orayı kapıp, yerleşip, temizleyip bir de üstüne düzen kurabilmek gerçekten zor. Kendi ülkende bile çok zor bu işler, kendi vatandaşının bile ne dediğini anlamıyorsun bazen. Bizde de faydacı, paragöz, hırsız tip çok. O yüzden yurtdışında da böyle insanlar olması çok normal. Şükür, Türkiye’den geliyoruz da soyguncuyu, arsızı, hırsızı 50 metreden tanıyabiliyoruz her yerde =)))

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 17. Gün

Bugün bir başka mükemmel gençten bahsedeceğim. Rodrigo’dan!

Rodrigo 20 yaşında bir İtalyan -sanırım-. Bir Brezilya ve Colombiya durumu var ama henüz tam anlayabilmiş değilim. Çok da önemli değil nereli olduğu benim için zaten. İnanılmaz tatlı ve zeki bir insan. Ne kadar yakışıklı ve düzgün olduğunu fotoğraftan görebilirsiniz.

Genç yaşına rağmen çok birikimli, çok kültürlü. 5 dil falan biliyor. Bunların dışında bir sürü Türkçe kelime öğrendi. Bazen aramızdaki sohbetlere öyle yerinde müdahale ediyor ki özünde aslında Türk olabileceğini düşünüyorum. O yönde şakalaşmalarımız oluyor. “Evet, eveeet” diyerek kaşılık veriyor =) Çok zeki, çok dikkatli, gözlem yapmayı seviyor. Çok güzel dans ediyor, çok güzel şarkı söylüyor, tespitlerine bayılıyorum. Çok yetenekli bir çocuk. Buradaki en sevdiğim insanlardan bir tanesi.

Para konusunda asla haksızlık yapmıyor. Bir şey alıp ortak mı yediniz hemen payına düşeni ödemeyi teklif ediyor. Kendi içinde temiz ve düzenli, ayrıca yemek yapmayı da biliyor. Konuşurken ne söylediğinize çok dikkat ediyor. Özellikle kadınlara karşı inanılmaz saygılı. Çok sosyal ve güleryüzlü bir çocuk. İnanılmaz girişken. Beraber bir yere gittiğimizde bir yandan o başlıyor birileriyle tanışmaya, diğer yandan ben. Ortada buluşuyoruz. Rodrigo’ya gerçekten bayılıyorum! =))

Sonra bir Rodrigo’ya bakıyorum, bir de onun yaşında olup da benim ülkemde sınav stresiyle bilmemneyle telef olan, dünyadan habersiz ve mutsuz büyüyen ve gelişemeyen gençlere. Biz sürekli kendi ezikliklerimizi, kendi kasıntılıklarımızı gelecek nesillere aktarırken, gelişmeleri için gerekli koşulları sağlayamazken, gençlerimiz de gelişmelerinin gerekliliğini fark edemiyorken bu öğrenme seviyesine gelmemiz gerçekten çok zor.

Neşe ve eğlence seviyesinden bahsetmiyorum bile.

Kıyaslamalara başlayınca üzülüyorum gerçekten. Çünkü biz de neşeli ve eğlenceli olmayı, gelişip büyümeyi, gezerken öğrenmeyi, güzel kazanıp güzel yaşamayı hakediyoruz. Gençlerimiz, geleceğimiz mutlu olmayı, güzel yaşamayı hakediyor.

Umarım bir gün bizim ülkemizin de kendi Rodrigoları olur ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 16. Gün

Evimize taşındık ❤

Ruggero Rossi o kadar da kötü değildi aslında biliyor musunuz? Kör ölünce badem gözlü oldu galiba, bilmiyorum. Giriş katta yaşamasak, merkezden bu kadar uzak olmasa ve odalar tek kişilik olsa ben orada kalmaya devam edebilirdim. Çünkü oranın da ayrı bir havası var. Yurttaki düzgün insanları, yürüyüşe gittiğim o müthiş parkı ve sosyalleştiğimiz insanları çok özleyeceğim mesela.

Mesela inanın canım Rus komşularımız olmasa taşınmamız mümkün olmayacaktı. Gelirken Zeynep’in de benim de 6 aylık eşya ile geldiğimizi söylemiştim. Bu kişi başı, yaklaşık 35 – 36 kilo kadar yükümüz olduğu anlamına geliyor. Gelirken çektiğimiz acılar malum. Düşününce bile boynumdan ayak parmağıma tüm vücudum ağrımaya başlıyor. Bir de üstüne yanımızdaki market ucuz diye eve çıkmadan 6 aylık temizlik alışverişimizi de yaptık. Odanın her yanı eşya doluydu.

İlk olarak aklımıza taksi tutmak geldi. Bir rahatladık. Tabii yaa taksi ile gideriz diye düşünmeye başladık. Ama sonra Ruggero Rossi’nin yakınlarında taksi durağı olmadığı aklımıza geldi. Bu da en yakın taksi durağının tren garına yakın olduğunu bize hatırlattı. Açık söyleyeyim, Türkiye’de İstanbul’da bile taksicilerin kazıklamasından kaçabilmiş bir insan değilim, İtalyanların elinde kalırım =D Dolayısıyla taksi fikri benim için o an rafa kalktı.

Ne yapacağımızı düşünürken baldan tatlı Rus komşularımız bize yardım edebileceklerini söyledi. Yardımlarını teklif etti. Olmaz falan dedik tabii ama baktık adamlar ciddi, içten bu iş nasıl olur diye düşünmeye başladım. Arkadaşlarımızdan bavul rica edip tüm ıvır zıvırları bavul haline getirirsem otobüsle merkeze gelebileceğimizi düşündüm. Sonrası da sürmeli bavulla ne kadar zor olabilirdi ki? BU KISMA BİRAZDAN DÖNECEĞİM.

Burada sizi sömürmeye, sizden faydalanmaya çalışanlar, hemşehricilik ayağına size yapışanlar oluyor tabii. Her insan sınırlarının farkında, yerini bilen bireyler olamıyor. Ama inanılmaz tatlı, düşünceli, kibar ve içten insanlara da rastlıyorsunuz. Mesela NİDA. Nida’da bizim gibi İstanbul’dan kalkıp buraya Erasmusla gelmiş bir kızcağız. Birbirimizi o kadar sevdik ki! Bir kaç gece önce inanılmaz bir gece yaşandı, gerçek kahramanı da Nida. Ama benimle ilgili olmadığı için asla buraya yazmam. Nidaaa burayı okuyorsan, seni seviyoruz ❤ Neyse taşınma hikayesine geri dönüyorum. Ne yapsak diye düşünürken odaya Nida geldi. Ben ona bavul hikayesini anlatıp varsa küçük bir bavulu kullanabilir miyim diye sordum. Hem en büyük boy bavulunu hem de koca sırt çantasını getirdi bize. Her hemşehri de kötü olmuyor işte. Kimisi doğuştan minnoş =)

Nida ve Ruslar olmasa gerçekten bu kadar kolay taşınamazdık oradan.

2 Rus bizim tüm eşyalarımızı çılgınca sırtladılar bize de birer sırt çantası, laptop ve kol çantalarımız ile bavulun biri kaldı. Yurdun oradan otobüse binmek kolaydı. Daha önce anlattığım gibi toplu taşımanın çok küçük bir kitlesi var. Esas macera otobüsten indikten sonra başladı. Ben tabii bu “genius” planı yaparken, merkezde her yerin merdivenli ve yokuşlu olduğunu, tüm sokakların da birbirine benzediğini unutmuşum. Yanlış yola girmeyeyim diye o kadar strese girdim ki anlatamam. Gerçekten her yer birbirine benziyor. Ve inişi-çıkışı-yokuşu-bayırı çok olan bir memleket burası. Merdivenlerin ve yokuşların bizi nasıl yorduğunu ise varın siz düşünün. Eve gelene kadar herkes kan-ter içinde kaldı.

Türkiye’den ilk gelenle rakı ve Türk kahvesi isteyeceğim. Ruslara ve Nida’ya bir Türk gecesi düzenlemek şart!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 15. Gün

İtalya ile ilgili en ama en dikkat edilmesi gereken şey sivrisinekler. Geldiğimden beri canıma okudular. Hepimizin canına okudular.

Aslında ben biliyordum ve hazırlığımı yapmıştım. İstanbul’dan gelirken, üzerimize sıkılan spreylerden aldım. Ve yine de ısırılırsam, sürmek için biraz medikal krem aldım. Spreyin esamesi okunmadı. İstanbul’da ne zaman ısırılsam hayatımı kurtaran, tüm kaşıntıyı alan kremse, hiçbir işe yaramadı. İnanılmaz gerçekten!

İstanbul’dan getirdiklerim hiçbir işe yaramayınca çareyi marketten bir şeyler almakta buldum. Prize takılan günlük tabletlerden ve onların likit versiyonlarından aldım. Bir de sinek kovucu spreylerden aldım. Bugün oda biraz temizlendi gibi ama bacaklarım, kollarım, sırtım ve inanamayacaksınız ama kalçam ısırık dolu. Kıyafetlerin üstünden ısırabilme becerisine sahip bu sineklerin sesi de yok. Geldiklerini asla farkedemiyorsunuz. Sizi şişirip kaşınmaya başladığınızda farkediyorsunuz sadece. Her yerimizi kanayıncaya kadar kaşıdık. Bizi tüketen tek şey bu sinekler oldu. Umarım soğuyan havalarla birlikte kaybolup giderler. Ve her yerde var. Yani sadece yurda özel değil, okulda da var. Merkezde de var. Her yerdeler =(

Pis bir memleket olsa yine anlayacağım ama her yer olabildiğine temiz. Bu sinekler nereden geliyor?

Bu sineklerin özel bir adı da varmış. “Zanzara Tigre” diyorlar, “Kaplan sinek”.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 14. Gün

Yan odamdaki Ruslar’dan bahsetmiştim.

Toplamda 5 kişiler. 5’i de Finans/Ekonomi öğrencisi. bir kaçı yirmilerine yeni adım atmasına rağmen master yapmak için gelmiş.

Aralarında 20 yaşında Ukraynalı ama St. Petersburg’da yaşayan bir kız var. The Royal Tennenbaums’daki Margot Tenenbaum gibi geziyor etrafta. Yaş işi çok garip, ben onun yüzüne bakınca bebek olduğunu görebiliyorum ama muhtemelen o kendini çok yaşlı hissediyor. Sigara içişi, dalıp dalıp gitmesi falan baya romanlarda okuduğum kahramanlara benziyor. Çok güzel bir kız, tam bir bebek, burada olmaktan çok gerildiği de yüzünden okunabiliyor. İçindeki çocukluk hissedilebiliyor.

Yine 20 yaşında genç bir çocuk var. En şirinleri o. Esprileri falan çok komik. Ruslar espri yapabiliyormuş ben de çok şaşırdım. Zaten arkadaş olduğumuzdan beri Rus sterotipleri ile dalga geçiyorlar. Vodka, Balalayka, aşırı alkol tüketimi, soğuk, ayılar vs vs. O yüzden de çok eğleniyorum.

22 yaşında bir bebek çocuk var. O da kız gibi büyük davranmaya çalışıyor ama gözlerini kaçırmasından falan küçük olduğunu anlayabiliyorsunuz. Onların sistemi daha farklıymış. Okulları 3 yıllık olduğu için bu çocukların hepsi yüksek lisans öğrencisi. Hayata baya erken başlamışlar, iş tecrübeleri falan var. Belki de bu yüzden üstlerinde bu büyüklük gömleğini görebiliyorum.

Bir diğeri 23 yaşında. Sanırım en çok onu sevdim. İnanılmaz kibar. Arkadaşları kendi arasında Rusça konuşunca en ufak konuda bile hemen bize tercüme ediyor. Kendimizi dışarıda hissetmememiz için elinden geleni yapıyor. Düzgün bir tip olduğu baya belli. Temiz ve disiplinli. Sadece biraz fazla hareketli. İzlerken yoruluyorum.

Bir de 27 yaşında gerçekten ne yaptığı belli olmayan bir tip var, işte o tam bir sterotip. Kafası sürekli güzel ve ne anlattığı genelde anlaşılmıyor. Seviyor mu sövüyor mu anlayamıyorum =D

Geceleri bir araya gelince “sessiz sinema” oynuyoruz. Genel kültür olarak da baya iyi durumdalar. Kitapsa kitap, filmse film, müzikse müzik hiç bir alanda geride değiller. Yetişme şekillerini gerçekten beğendim. İnanılmaz temizler. Odaları bizimkinden iyi durumda. Her şeyi düşünüp getirmişler. Geçen gün bir tanesinin pantolonuna bir şey sıçramış, ben lekeyi göremedim neredeyse. Gitti yıkadı pantolonunu. Her gün çamaşır yıkıyorlar. Çok dikkat ediyorum neler yaptıklarına. Bambaşka bir kültür çünkü.

Geçen sabah çok sıcaktı, merkeze çıkamadık. Ben onlara pişti ve pis yedili öğrettim. Onlar da bana bir çeşit koz oyunu öğrettiler. Baya eğlendim açıkçası. Sürekli vodka ikram ediyorlar ama vodkayı normalde de pek sevmiyorum. Onların içiş tarzını da sevemedim. Nefessiz yuvarlıyorlar. Önce derin bir nefes veriyorlar, shot yapıp ağızlarına kocaman bir salatalık turşusu atıyorlar. Çiğneyip yuttuktan sonra tekrar bir nefes veriyorlar. Bitti gitti. Tad almak yok bir şey yok. Genç işi bunlar azizim, içki böyle mi içilir?

Bir rakı getirebilseydim şuraya..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 13. Gün

Buraya günü gününe yazmadığımı farketmişsinizdir belki. Depolayarak devam ediyorum. Mesela bu yazıyı ayın 9’unda yazıyorum ama 13’ünde yayına girecek. 13’üne kadar yayına girecek diğer yazılar da hazır. Koşturmaca sırasında 13’üne kadar yazamazsam diye bu yöntemle devam ediyorum. O güne kadar yeniden bir boş vakit bulduğumda yine birden fazla maceramı yazıp takvime yayacağım. Böyle böyle devam edecek gibi görünüyor. Çünkü burayı kendim için önemsiyorum.

Bu aslında benim bir nevi günlüğüm. Kendime notlarım. Döndüğümde her şeyi anı anına hatırlamak isteyeceğim çünkü biliyorum. Bu blog, yaşadıklarımın canlı şahidi. Arada birine yardımcı oluyorsa ne mutlu bana. En azından Erasmus öğrencilerine İtalya’ya gelirken ne yapması gerektiğini anlatan bir rehber gibi aynı zamanda. Çünkü gelirken beni neyle karşılaşacağıma dair uyandıran hiçbir şey yoktu. Buraya az da olsa göz gezdiren bir Erasmus’lu baya öne geçer bürokratik ıvır zıvır konularında. Benden söylemesi =)

Bu yazı da bir Erasmus yazısı olsun o zaman.

Yurdumuzun bulunduğu konum çok ıssız olduğu için, geçen akşam son otobüsle dönerken -son otobüs dediğim saat 22.00’de bu arada- mesaisine başlamış bir hayat kadınına rastladık. Kadın otobüs durağını ofisi olarak kullanıyor. Sonradan öğrendiğime göre bizim yurdumuzun bulunduğu bu bölge – Ferro di Cavallo –  ıssız olduğu için bu tarz aktiviteleri ile ünlüymüş.

Sonra, İtalyan olduğunu iddia eden Faslı müslüman bir çocuk var mesela, kendisi tıp öğrencisi ama aynı zamanda torbacı. Adı müslüman adı olduğu için, soyadıyla hitap ettiriyor kendisine. Ve evet, hemen hemen tüm Erasmuslular bu yurtta.

Yurdun çok hoş bir direktörü var. Eski askermiş. Tek kelime İngilizce bilmiyor. Neyse ki yakışıklı bir adam ve ben İtalyanca biliyorum. Diğer Erasmuslulara da çevirmenlik yaparız canım ne var =D Ama yine de tek kelime İngilizce bilmeyen adamı, international bir ortama yönetici yapmanın mantığını çözen varsa bana da anlatabilir mi?

Eğer İtalyanca bilmiyorsanız, İtalyanca öğrenmek gibi bir niyetiniz de yoksa boşuna Perugia’yı seçmeyin. Çünkü burada umduğunuz kadar çok insan size İngilizce cevap veremeyebilir. Bunlar rahat insanlar, sıkıntıya gelemiyorlar. İngilizcesi en iyi olan, sizi en iyi anlayan bile konuşmanın bir yerinde İtalyanca’ya dönebiliyor. Benim için bazen tam tersi de olabiliyor. Ben yorulup İngilizce’ye dönüyorum. Çünkü ben de rahat insanım, sıkıntıya gelemiyorum. Demiştim, ruhum İtalyan =D

Benim de en zorlanacağım nokta -ki burada kafam Alman gerçekten- sistem ve iş kavramı. Burada bir sistem yok, baştan söyleyeyim. Mesela dil sınavı olmaya gittik. 9.00 dediler 10.00’da konuşmaya başladılar. Her şeyi İtalyanca anlattılar. Bir isim sırası vs olmadığı için araya kaynayan sınavlarını olup çıktı. Türküz biz, bize koyar mı? Hepimiz ilk ekipte araya kaynayıp sınavımızı olup çıktık. Diğerleri bekliyordu kapıda. Garibanlar.

İtalyanca bilmeyen Erasmuslular perişan haldeler. Yan odamdaki Ruslar hala neye uğradıklarını anlamadılar. 3 ders vermişler, okulda muhattapları yok, sistem yok, İngilizce bilen yok, ayrıca ev bulamıyorlar. Haliyle devreye biz girip yardım ettik. Bizim emlakçımıza yönlendirdik. 4 kız 1 erkek, 5 kişi kalabilecekleri bir ev arıyorlar şimdi.

Ama İtalyanca biliyorsanız ya da ilginiz varsa, geliştirmek istiyorsanız, girişkenseniz, insan tanımayı, saatlerce yürümeyi, özgürlüğü, sohbet etmeyi seviyorsanız burası tam size göre bir yer olabilir. Ne demişti Vizontele’deki Belediye Başkanı: “Burayı seversen, burası Dünya’nın en güzel yeridir. Ama Dünya’nın en güzel yerini sevmezsen, orası Dünya’nın en güzel yeri değildir.”

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 12. Gün

Çok tatlı etkinlikler, müzeler, sergiler görüyorum ama ıvır zıvır işlerimi bir türlü bitiremediğim için hiçbirine katılamıyorum henüz.

Sonunda okuluma gitmeyi de başardım. Muhteşem bu arada, en az kendi üniversitem kadar sevdim. Bilenler bilir, her şeye rağmen İstanbul Üniversitesi’ni çok severim. Perugia Üniversitesi’ni de çok sevdim. İnanılmaz güzel bir yerde, binalarına falan bayıldım. Tamamen tarihi binalar, dışları çok güzel korunmuş, içleri de çok modern. Şimdiye kadar gördüğüm hiçbir bina beni hayal kırıklığına uğratmadı. Sadece biraz karışık. Mesela İletişim Departmanı’ndaki koordinatör hocamın odasını arıyordum. 6 kişiye sordum. İngilizce olarak sordum daha kolay anlarım diye. 4’ü İTALYANCA cevap verdi =)))) Tam onlara sövecektim ki İngilizce cevap veren iki kişinin de ne anlatmaya çalıştığını anlamadım. Dolandım dolandım adamın odasını bulamadım. Sanki bir yerde benim göremediğim sihirli bir kapı vardı da, oda oranın ardındaydı. İnanılmaz bir maceraydı gerçekten. Kimbilir bu oda nerede çıkacak? Yarın tekrar deneyeceğim.

Düşününce, birine adres anlatmak gerçekten çok zor. Türkçe bile anlatmakta/anlamakta zorlanıyordum çoğu zaman. Buradaki maceralarımı bu yüzden de merakla bekliyorum. Buradayken kaybolmaktan korkmuyorum ama. Çoğunlukla haritamı açmıyorum. Her yer yeni, herkes yeni benim için. Her seçeneğe açığım. Zamanım bol. Nefes alıyorum. Geziyorum. Dünyanın farkına varıyorum. Anlamaya çalışıyorum.

Perugia’nın bu ilk karşıma çıkışı değil biliyor musunuz? İtalyanca kursuna giderken İtalyan Kültür Merkezi, Universita Per Stranieri (Yabancılar için Üniversite)’de bir aylık bir vermek için sınav açmıştı iki sene üstüste. Oralı olmamıştım. Önünden geçerken düşünüyorum hep. O zaman gelseydim nasıl olurdu acaba diye. Ama sadece meraktan. Hayatta her şeyin bir zamanı olduğuna ve zamanı gelmeden hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğine inanan bir insanım ben. Şu an Perugia’da olduğuma göre, en doğru zaman bu zaman, şu an benim için.

(“Simge Pınar – Yeni Bir Hayat” çalıyor şu an. İlk kez dinliyorum ama bu yazıyı yazarken tam da her şeyin üstüne çok iyi geldi)

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 11. Gün

Madem eve çıkacağız, yurttan da toplu taşıma ile çıkmamız imkansız, belli ki taksi falan çağıracağız, bari market alışverişimizi de buradaki marketten yapalım dedik. Çünkü ikimizin de çılgınlar gibi bavulları olduğu için, o çileyi tekrar çekmeden taksiye atlayıp gidelim istiyoruz. Deterjan, çamaşır suyu vs gibi temizlik malzemelerini büyük boylardan alalım, bizi 6 ay götürür diye düşündük. Ev ekonomisinden bu kadar anlıyoruz, inşallah doğru anlamışızdır.

Her neyse, ne lazımsa alalım diye güzel bir liste yaptık. İkimizin de diğerine güvenip listeyi odada unutması dışında bir sıkıntı yaşamadık =) Aklımızdakilerin hepsini aldık. Hiçbir şeyi geri bırakmadık. Aldığımız şeylere bakıp kasaya doğru yürürken kişibaşı 50-60 EURO veririz artık diyip kendimi olaya alıştırmaya çalıştığımı farkettim. Kendi içimde kısa bir pazarlıktan sonra ikna da oldum zaten. Kasada görevli tatlı kadın satın aldıklarımızı tek tek geçirirken gözüm kasanın dijital ekranındaydı. En sonunda kadının sesiyle kendime geldim. Aldıklarımız bitmişti ve tutan meblağı istiyordu. Ben bittiğini farketmemiştim bile. Hepsi 45 EURO tutmuştu. Gerçekten inanılmaz! Her yazımda buradaki yaşamın rahatlığını anlatıyorum belki ama gerçekten öyle. Keşke tüm aldıklarımızın birarada fotoğrafını çekip yükleseydim buraya. Yaşadığım şoka ortak alabilirdiniz böylece.

Taksiye güvenip gitmeden önce diğer alışverişlerimizi de buradan yapacağız sanırım. Et, sebze, makarna.. Hepsi çok uygun. Ayrıca marketlerde hazır sıcak yemek de satıyorlar. İstersen dondurulmuş sebzelerden alıp pişirme/ısıtma şansın da var. Gerçekten tam öğrenci memleketi burası.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 10. Gün

Günler ne çabuk geçiyor, inanılmaz! 10 gün oldu bile.

Bu 10 günde neler yaptım? Şöyle bir anımsıyorum hemen. Aslına bakarsanız bir sürü bürokratik ıvır zıvır ile uğraştım, ev tuttum, telefon ve banka işlerimi hallettim. Ulaşım sistemini çözdüm.

Hiçbir şey bilmediğim için bana her şey çok yeni ve çok eğlenceli geliyor. Her gördüğüm şeye heyecanlanıyorum. Dün bizim “bi milyoncu”lar gibi bir dükkan buldum, inanılmaz hevesle gezdim. Ama belirtmeliyim aşırı temiz ve düzenliydi. Yine belirtmeden geçemeyeceğim, fiyatları gerçekten çok uygundu. Bunları görünce biraz üzülüyorum, biliyor musunuz? Biz saatlerce, vahşi insanların arasında çalışıp üç kuruş kazanmaya çalışıp kalitesiz yaşıyoruz. Burada insanlar ortalama 5 saat çalışarak, ev araba sahibi olabiliyorlar, her şeyi ucuza alabiliyorlar ve çok kaliteli yaşıyorlar.

Bulunduğum yere 15 dakika yürüme mesafesinde inanılmaz büyük bir park var mesela. Okçuluk alanından, bisiklet alanına, yürüyüş alanından basketbol sahasına her şey var. İnanılmaz güzel bir yer. İstersen spor yap, istersen maç yap, istersen matını al gel yoga yap. İstersen voleybol takımının maçını izle. O kadar fazla seçenek var ve o kadar özgürler ki…

Ben de ülkemde böyle yaşamak isterdim. Bazı alışverişlerde kıyaslıyorum da, 8 ile çarpsam bile Türkiye’den daha ucuza geliyor. Özeniyorum. Üzülüyorum.

Henüz yaşı benimkine yakın bir iki kişi ile tanışabildim. Merak ediyorum, onlar da Perugia’dan bıkıp başka ülkelere gittiler de burada kimse kalmadı mı acaba?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 9. Gün

Bugün evimizi de bulduk!

O kadar fazla yere yazdık, o kadar insana ulaştık ki sonunda içlerinden biri işe yaradı! Merkeze çok yakın, tatlı, iki odalı bir evimiz oldu. Yurttan daha pahalıya geliyor tabii ki ama daha rahat edeceğimize eminim. En azından ikimiz için de birer odası ve birlikte oturup yemek yemek istersek yemek masası olan bir salonu var. Ve gerçekten tam merkezde.

Yurdun kendince sıkıntıları var. Mesela okula ve merkeze gitmek için sürekli otobüs kullanmamız gerekiyor. Bileti kendi yerindeki büfeden aldığınızda 1,5 EURO, otobüsten aldığınızda 2,00 EURO ve sadece 70 dakika geçerli. Öğrenciler için en uygun aylık 45, 3 aylık 110 EURO’luk kartlar hazırlamışlar ama bizdeki akbil mantığında mı çok çözemedim. Her türlü en az 35 EURO falan yol masrafım olacaktı. Oda giriş katta olduğu için dışarının tüm tozu, kiri yaprağı daha şimdiden bizim odamızda. Kışın bunun yağmuru var, karı var. Buz gibi odada pislikten ya da soğuktan ölme ihtimalimiz var. Şaka bir yana odamız yemek pişirmek için de çok küçük. Yurtta bir yemekhane ya da kantin yok. Sadece yan tarafta kocaman bir BİM klasmanında market var. Her şeyi halletsek ve tek mesela bu olsa bile fena, oda ve kıyafetlerimiz sürekli yemek kokacaktı.

Bir de şu an Zeynep farkında değil ama mahremiyet olmadan yaşamak çok zor. Ben kesinlikle kendi özel alanımı istiyorum.

Her kararın farklı zorlukları ve sonuçları mevcut işte.

Bir önceki denememizde gezdiğimiz evi de beğenmiştik; okula ve merkeze daha uzun bir yürüme mesafesi vardı ama ev çok genişti. İçinde de hiçbir şeyi yoktu. Her şeyi en baştan almamız gerekecekti -ki ev taşıyanlar bilir, inanılmaz masraflı bir iş. Bunu da geçtik ev sahibi ve emlakçı bizi gözümüzün içine baka baka kazıklamaya çalıştı. Sürpriz bir şekilde faturaları üstümüze almamız gerektiğini söyledi (bu işlemin yüklü meblağlarda açılış-kapanış ücreti olduğunu daha sonra farklı bir emlakçıdan öğrendik.). Yine sürpriz bir şekilde iki aylık depozito istediklerini öğrendik. (Geri alabilir miydik Allah bilir!). Ve şaşırmayacaksınız ama yine sürpriz bir şekilde emlakçının da bir aylık kiranın %10’u çarpı kalacağımız ay kadar ücret alacağını öğrendik. Hepsi de son dakika bilgisiydi. Tabii ki kabul etmeyip oradan ayrıldık.

İyi ki de ayrılmışız. Şimdi tamamıyla eşyalı bir ev tuttuk. Kirası ilkiyle hemen hemen aynı fiyatta hem de. Ev sahibimizin tam 5 evi daha varmış. İnanılmaz değil mi? İnsanlar burada rahatlıkla yaşayabiliyorlar. Perugia diğer Avrupa ülkelerine göre daha uygun. Herkesin evi ve arabası var. Günlerdir gözlemliyorum, bu otobüs hattını da bir biz kullanıyoruz bir de siyahi kardeşlerimiz =) Diğerlerinin ne iş yaparak geçindiğini pek çözemedim henüz.

Emlakçı bizim için son çareydi, biraz havadan para saçmış olduk ama gerçekten kısa dönem kalışlar için başka bir çare yok burada. Bugün yanımızdaki Ruslara da yardım ettik. Onlar da yurdun konumu ve dezavantajları yüzünden kendi arkadaş grubuyla 5 kişilik bir eve çıkmaya karar verdiler. Biz de 1 EURO 8 TL, onlarda 1 EURO 80 Ruble… Gerçi enflasyon oranı ve yaşam kalitesini göz önünde bulundurduğumuzda onlar yine de bizden iyi durumda.

Yurtta bizim dışımızda Ruslar, Çinliler, Tayvanlılar var. Sanırım Avrupa Birliği vatandaşı olmayanları buraya yönlendiriyorlar. Bunun altında faşist bir duygu var mı bilmiyorum. Ama bu organizasyonun başındaki kişi ben olsam, esas yabancıları merkeze yerleştiririm. Yol bilmez iz bilmez gariban, bırak merkezde takılsın işte!

Paramız çokmuş gibi bir de nelerle uğraştırdılar ya!

Neyse, evimizi de hallettik. Sonrası daha güzel olacak eminim ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Bugün Macera Yok, Bugün Farkındalık Var

Bugün macera yok, bugün farkındalık var.

Buraya geldikten sonra ağrılarımın geçtiğini biliyor musunuz?

İstanbul’dayken ne kadar kötü hissettiğimi yazmıştım. O sürede o kadar sıkıntı çektim, sancılar, ağrılar derken acile gidip 2 saat bekledim, karşılığında doktorun beni görmesi 2 dakikamızı bile almadı. Üstüne çözüm de bulamadık falan ama buraya gelince ağrılarım azalarak bitti.

Hemen uçaktan iner inmez geçmedi tabii. 36 kilo ile iskeletime zarar vermemem mümkün değildi zaten. Ama geldim, eşyalarımı bıraktım, bir tur attım, havasını soludum. Sonunda burada olduğumu ve yeni bir dünyaya adım attığımı anladım. İşte o an o ağrılar gitti.

Her şey kafamızda bitiyor, hayatı kendimize kendi koyduğumuz kurallarımızla, kendi yüklediğimiz anlamlarla dar ediyoruz. Hiç gerek yok. Esas önemli olan şey nefes alıp ana konsantre olmak. Bu da bana not olarak burada kalsın, bu koşuşturmaca arasında.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 7. Gün

Yurt dışına çıkarken en büyük korkularımdan biri de banka işleriydi. 1 Euro’nun 8 TL’ye dayandığı memleketimde en az zararla en büyük faydayı hangi bankadan alacağımı hesaplayıp durdum. Ders çalışır gibi, kesinti oranlarını falan hesaplamaya başladım.

Hiç araştırdınız mı ya da bağlantı kurmaya çalıştınız mı bilmiyorum, diğer tüm konularda olduğu gibi, muhtaç olduğumuz her fırsatta bize geçiren bankalar burada da kendilerini geri tutmuyorlar tabii ki. Sağlı sollu kesinti show yapıyorlar bol bol. Yok parayı TL’den o günkü kura göre çeviriyorlar, yok yurtdışından çekildiği için ayrıca kesinti yapıyorlar, nerdeyse kesintinin de kesintisini yapıyorlar. O derece!

Bankaların kesintisini görünce, tüm paramı yanıma mı alsam, İtalya’da banka hesabı mı açsam ne yapsam ne etsem derken TEB’i duydum. TEB’in İtalyan bankası BNL ile bağlantısı olduğu için, oradan açtığınız bir vadesiz Euro hesabına İtalya’nın her yerinden kesintisiz ulaşabiliyorsunuz. Şansıma Perugia’da da büyük bir atm’si var. Param bittikçe gidip oradan kesintisiz şekilde çekebiliyorum. Aklınızda bulunsun. Bu konuda en büyük karı edebileceğiniz banka TEB.

Bir de mesela benim her şeyim çok geç belli olduğu için gitmeden bir gün önce banka hesabını açtım. Koştura koştura hem de. Of ne gündü ama! Üstünde adım yazmayan, sadece numarası olan bir kart verdiler bana (Fotoğraftaki gibi). Bu sizi korkutmasın. Bu kartla da para çekme işleminizi gayet yapabiliyorsunuz.

En büyük dertlerden biri bu arkadaşlar. Bunu çözünce yanınızda yüklü miktarda para taşımak zorunda kalmıyorsunuz, onun stresini de yaşamıyorsunuz tabii.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 6. Gün

Avrupa Birliği vatandaşı olmadan, Avrupa’da okumak/çalışmak istiyorsanız, uğraşacağınız konulardan bir tanesi de “Permit of Stay”. Oturma izni olarak çevirebileceğimiz bu izne başvurmak için giriş yaptığınız tarihten itibaren 8 gününüz var. 8 gün içerisinde en yakın postaneye gitmeniz gerekiyor. Yapılacakları adım adım yazacağım, belki birine faydası olur gerçekten. Çünkü bu konularda size yardımcı olabilecek insanlara rastlamanız biraz zor açıkçası.

Perugia’nın merkezinde 3 tane postane var. İkisi öğlen 13.30’a kadar çalışıyor. Diğeri ise 19.00’a. Bu neye göre belirlenmiş bilmiyorum ama tam olarak öğrenince Perugia’daki çalışma saatleri hakkında da bir şeyler yazmayı düşünüyorum. Çok enteresan çünkü. 12.30’da kapanıp 16.30’da açılan yerler olduğu gibi, 15.30’da kapanıp 19.30’da açılan yerler de var. Henüz çözemedim mantıklarını. Yavaştan çözeceğimi umuyorum.

Açık bir postane bulursanız, hemen girip oturma izni için kit almak istediğinizi söylüyorsunuz. Size kalın bir zarf veriyorlar. O an ödeme yapmıyorsunuz. Bunu zarfın kalınlığını görüp gözünüz korktuğu ve unuttuğunuz için yapmıyorsunuz tabii, prosedür böyle =) Bu arada gerçekten gözünüz korkmasın, doldurmak çok kolaymış. Biz de çok korkmuştuk. Stranieri Üniversitesi bizim üniversitemiz olmamasına rağmen bize çok yardımcı oldu mesela. Kendi bilgilerinizi, burada nerede kaldığınızı, neden ve ne kadar kaldığınızı doldurup pul almaya gidiyorsunuz. Pulu “Tabaccaio/Tabaccheria” dedikleri, sigara satan dükkanlardan alıyorsunuz. Pulun adı da “Marca da bollo” ve evet her şeyin farklı bir adı var burada =)

16 EURO verip pulu aldıktan sonra, tekrar postaneye gidiyorsunuz. Muhtemelen hiç İtalyanca bilmeyen göçmenlerle uğraşmaktan bezmiş bir görevliyle karşılaşacaksınız. Pulu, doldurduğunuz belgeleri, okulun kabul mektubunu, vize ve pasaport fotokopinizi veriyorsunuz. O sizden yeni bir ödeme yapmanızı istiyor. 70,46 EURO ödediğinizi yazmanıza rağmen 71,46 EURO ödüyorsunuz. Bu noktada biraz Türk gibiler bence, o 1 Euro’nun nereye gittiğini anlamadım mesela ahahahaha. Neyse ödemeyi yapıp görevlinin yanına gelince, kit için de son olarak bir 30 EURO ödüyorsunuz.

Bitti mi sandınız? BİTMEDİ tabii ki.

Bunların sonunda size polis merkezi ile bir randevu veriyorlar. Bana verdikleri randevu 25 EKİM’de. Oturma iznim de 3 aya çıkarsa, gitmeden elime geçer inşallah =))

Bazı insanlar, buna gerek yok, uğraşmayın diyorlar. Güneye gidildikçe doğru olabilir ama ben sorun yaşamak istemeyen bir insan olarak bu izne başvurdum. Hem İtalya’da hem Avrupa’da gezmek istiyorum. Bu yüzden risk almak istemiyorum.

Bu arada tüm bu olayın en komik kısmı, postaneye gidince, tontiş bir memurun bana bakıp beklemeyin isterseniz sırada bir sürü insan var, yarın sabah gelebilirsiniz demesiydi. Arkama dönüp bir sürü insan kim diye baktığımda 6 tane başka Erasmus öğrencisi gördüm. Ah amca ah, ben nereden geldim, sen bir bilsen! BENİM İÇİN EN AZ BİR SAAT BEKLEMEDİĞİM SIRA, SIRA DEĞİLDİR!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 5. Gün

Yurtdışında bir yere gittiğinizde en önemli sorunlardan biri de telefon hattı. Bir kere interneti olması gerek, belki biraz dakikası, belki sms’i vs vs. İtalya’ya geldiğimde her bulduğum öğrenciye en az on kez GSM operatörleri ile ilgili sorular sormuşumdur muhtemelen.

Mesela TRE diye bir operatör var, inanılmaz güzel tarifeleri var ama kendi vatandaşlarına. Yani henüz belli bir yerimiz yurdumuz, bir banka kartımız ya da herhangi bir şeyimiz olmadığı için TRE’yi es geçmek durumunda kaldık.

ILIAD diye başka bir GSM operatörü var. Ayda 7 Euro’ya 40 GB internet veriyor. Ama Perugia’da sadece bir satış alanı var, o da bulunduğum yere oldukça uzaklıkta bir süpermarketin otomatında. TRE bin tane belge isterken, Iliad’ın otomattan alınmasını çok anlamamış olsak da o kadar uzağa gitmek istemedik.

En çok bilinen ve en kaliteli olduğu söylenen TIM, Turkcell’den farksız. 30 GB açılış ücreti istiyor, ilk 3 ay 30 GB, sonraki 3 ay 10 GB internet veriyor ve bunlar için aylık 10 Euro daha istiyor. Ayrıca hattı en yakın 4 gün sonra açabileceğini söylüyor. Sessizce terkettik orayı.

Vodafone’dan bahsetmiyorum bile..

Sonunda seçimimizi Wind’den yana kullandık. Yine açılış için ücret istediler tabii. Kapıyı 30 Euro ile açtılar ama biz arkadaşlarımızdan 25 Euro olduğunu duymuştuk diyince satıcı geri adım attı. 25 Euro açılış bedeli sonrası, her ay 20 GB internet + 1000 dk İtalya içi konuşma aldık ve bunlar için aylık 9 Euro ödeyeceğiz. Benim hattı geç takmam sonucu ertesi gün açıldı ama Zeynep’in hattı 2 saat içinde açılmıştı. En azından günlerce beklemedik.

Şimdi bunları da telefonumdan laptopa bağladığım o internetten yazıyorum. Çünkü yurtta hala Wi-Fi yok (Offf). Her gün yarın hallolacak diyorlar. İtalyanlar için Avrupa’nın Türkleri dendiğinde pek inanmamıştım. Keşke inansaymışım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 4. Gün

Bugünün konusu ev arama.

Kirli, soğuk ve uzak olma konularından sonra yurtta uzun süre kalamayacağımı anlayınca ev bakmaya başladım. Zaten Erasmus Koordinatörü olan kadın da yetişkin olduğum için yurtta belli süre kalmamı önermişti. Aslında önermek bir yana, beni baya korkutmuştu diyelim.

Aslında ev aramak eğlenceli, bir sürü insanlar tanışıyorsunuz. Ayrıca ne olursa olsun şu an yine tuzum kuru, akşam kalabileceğim bir yer var. Olmadı hostele gidebilirim, olmadı “severler!” diyip eve dönebilirim. Ama gerçekten ihtiyacım olsa sokaklarda ağlardım sanırım. Şu an çok muhtaç olmadığım için işin geyiğindeyim tabii.

Öncelikle şunu söyleyeyim gördüğüm kadarıyla Perugia’da yaşam inanılmaz rahat. Yani insanlar burada kolaylıkla ev ve araba sahibi olmuşlar. Turist olarak gelsem doya doya yer içer gezerim ama daha geniş fotoğrafta turist olmayı planladığım için dikkatli harcama yapmaya çalışıyorum. Yine de bizim öğrencilerimiz ile onların öğrencilerinin sahip olduklarını karşılaştırdığımda üzülüyorum. Bizler neden böyle yaşayamıyoruz?

Evleri Facebook üzerinden bulmaya çalışıyoruz. Öğrencilere ve çalışanlara ev kiralamak için bir çok grup açmışlar. İlk tanıştığımız kişi çok tatlı ve genç bir adamdı. Bize evi gösterdi, üstüne aldı bizi gezdirdi, geldi yurttaki odamızı kolaçan etti, sonra tekrar gezdirdi, bıraktı etti falan. Baya eğlendik onunla. Hatta ben “Türkiye’de olsak kesin yürümüştü, ne kibar çocuk! Demek ki İtalya’da bu işler böyle” diye düşünmüştüm.  Çünkü ben Türk gruplarına yazdığımda ya yardım etmiyorlar ya yardım etmek ayağına asılıyorlar ya da yardım umurlarında olmuyor, vakit kaybetmeden asılıyorlar. Genelde işler böyle yürüyor hepiniz bilirsiniz. Bu çocuk da ertesi gün Zeynep’e çıkma teklif etti ama çok tatlı bir şekilde ve itici olmadan, zorlamadan. Böyle bir dünya mümkünmüş kadınlarım!

Ev bulmadaki temel sorun şu ki, bütün ev sahipleri 1 yıllık kontrat yapabilecekleri kiracı arıyorlar. Bizse 6 aylığına buradayız. O yüzden sıkıntı yaşıyoruz. Bu konuda siz gidince kalacak 2 kişi bulun diyen de oldu, ev sahibine yalan söyleyin, 1 sene kalacağız diyin 5. ayda sözleşmeyi fesh edin ve gidin diyen de. Burada da insanların birbirini kazıklama sevdası tam gaz devam ediyor anlayacağınız.

Bir ara dinlenmek için bir merdivene çöktüğümüzde torunu ile birlikte yaşlı bir kadın geldi. Size yardım edelim mi dedik, istemedi. Ne yapıyorsunuz, öğrenci misiniz diye sordu. Evet ev arıyoruz, diyince benim kızım öğrencilere ev kiralıyor, bekleyin birazdan gelir dedi. Kızı geldiğinde tanışırken ismimi söylediğimde, Funda, evet, seni hatırladım, Facebook’tan ev için yazmıştın bana değil mi dedi. İnanılmaz bir hafıza! Tabi yine patladık o ayrı, o da şu bir yıl olayını tekrarlayıp durdu. Ama Ekim ayında bir şansımız olabilirmiş. ekim itibariyle kimse 1 yıllık kontrat için gelmiyormuş, belki ev sahipleri 6 aya da ikna olur dedi.

Çalışmalarım sürecek!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 3. Gün

Bugün okulun ilk günüydü. Daha doğrusu dil kursu için tüm yabancı öğrencileri bir araya topladılar. 9’da başlayacağı yazılmıştı ama 9’da orda olmamaya karar verdik. ÇÜNKÜ İTALYA. Zaten biz gittiğimizde bile henüz hiçbir şey başlamamıştı. Erasmus Koordinatörü konuşması boyunca bir kez bile İngilizce kelime kullanmadı. Sağolsun herkesin anadili İtalyancaymışçasına İtalyanca kullandı. İngilizce çeviriye ihtiyaç olup olmadığın bile İTALYANCA sordu. O derece.

İlk bilgi dosyalarını doldurduktan sonra, bilgisayar odasında yazılı sınav olacağımızı söylediler. Diğer ülkelerin öğrencileri, bir sıra bir liste falan beklerken biz alışkınız tabi koyar mı TÜRK ÖĞRENCİSİNE! Milleti yara yara bilgisayar sınıfına gidip masalara oturduk. Yanımdaki güzeller güzeli, canım yurt arkadaşım Meltem sınav boyunca aşırı paniklediği ve sürekli olarak benimle konuştuğu için 22 alabildim. İnanır mısınız oda cevapları sallayarak 22 aldı. Burada önemli olan nokta şu ki Meltem BUONGIORNO dışında İtalyanca kelime bilmiyor =))))) Şahane bir ölçme sistemi değil mi? 48 puanlık sorudan 22 alınca kâğıdınıza A2 yazıyorlar. Uzaklarda bir yerde de olsa kendilerince bir sistemleri var sanırım.

Sonra bir de sözlü mülakata gireceğimizi söylediler. Tabii ki bunda da bir sıra ya da benzeri bir şey yoktu. Biz Çinlilerin ve Rusların bakışları arasında yine yara yara yolumuzu bulduk. Benimle tanışan müthiş tatlı kadına derdimi anlattım. Sınavın zor olduğunu, İtalyanca eğitim aldığımı hatta C1 sertifikam olduğunu söyledim. “Bir dili kendi ülkende öğrenmekle o ülkede öğrenmek arasında farklar olur elbette” dedi. Ayrıca daha ilk dakikada aksanımdan Türk olduğumu anladı. Kadına hayran kaldım. Müthiş tatlı olduğundan bahsetmiş miydim? Umaım ileride bir gün dersine girerim.

Kâğıdımın üstüne tüm anlattıklarımı not aldı. A2 yazan yere de B2 yazdı. Bilemiyorum belki B1’de buluştururlar en sonunda. Cuma gününe kadar sonuçlar açıklanacakmış. Bu ay sonuna kadar A2, Ekim ayında ise B1 kursu başlayacakmış. B2 ve üstü içinse kurs yokmuş zaten. Yani yine tam bir sistem yok. Ne çıkarsa bahtımıza. Yine de ben gezmek ve öğrenmek için burada olduğumu, seviyesi B1’den daha az bir sınıfa girmek istemediğimi söyledim. Umarım hayrıma sonuçlanır bu durum.

Aslında bu kadar sistem arama konusu benimle ilgili bence. Kafam bu kadar Almanken, ruhum baya İtalyan. Bu 6 aydan öğreneceğim şeyleri çok merak ediyorum! Devam etmem gereken bir kurs yoksa eğer, havalar daha soğumadan gezmeye başlamak istiyorum. Heyecanla bekliyorum bakalım neler olacak!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 2. Gün

Yurda gelip yerleştikten sonra diğer öğrencilerle tanışmaya başladım.

Önce yurdu anlatayım. Yurt, saatte bir gelen ekspres otobüsü bulursanız merkeze yarım saat uzaklıkta. İtalya’da kurallar ve disiplin güneye gidildikçe daha çok bozuluyor dolayısıyla tam bir saati saatine duraktan geçme durumu yok. Bugün bazı bölgelerde otobüs yoktu mesela. Anlayana kadar anamız ağladı. Pazar günleri hayat duruyormuş gerçekten. Açık dükkan bulmak çok zor. O yüzden telefon hattı da alamadım, diğer işlerimi de halledemedim. Ama en azından şehir merkezini gezmiş, etrafı bir kolaçan etmiş oldum.

Neyse yurt diyordum. Yurt baya açık bir yerde ufak bir göle yakın olduğundan merkezden daha soğuk. Odamız hemen bahçeye açıldığı için soğuktan baya etkileniyoruz. Dün gece inanılmaz üşüdüm. Yazlık pijamamı da, mevsimlik pijamamı da giyemedim. Kasım ortası giyerim dediğim pijama geçtim hemen.

Odada Zeynep’le kalıyorum. İki kişi için çok küçük olan odamız aşırı pis aynı zamanda. Elbette bir otel konforu beklemiyorum ama bu kadar pis olmak zorunda mı? Tavanda ayak izi var. Ne yapmışlardı bizden öncekiler acaba? Yatak kıl içinde. Evden getirdiğim nevresim takımı olmasa bitiktim gerçekten. Her yerin kırık dökük olmasını normal karşılıyorum zaten. Umarım en yakın zamanda kendime kalacak başka bir yer bulabilirim.

En azından günlüğü 5 euro diye mutluyum. Ne kadar az Euro harcarsam o kadar mutlu olurum bence ahahaha.

Yurtta tanıştığım ilk kişilerin hepsi Türk. Biz aceleci milletiz ya ondan erken geldik sanırım. Bir 40 kişi falan olacakmışız burada. Bizden başka Ruslar, Çinliler ve “beyaz olmayan İtalyanlar” var bu yurtta. Kendilerince düşük gördükleri milletleri ayrıştırmışlar. Sürekli zaten “EU Citizen (AB Vatandaşı Olanlar)” ve “Non-EU Citizens (AB Vatandaşı olmayanlar)” şeklinde ayrımcılıkla karşılaşıyorsunuz.

Yurdun yanında büyük sayılabilecek, BİM klasmanında bir market var. En kısa zamanda çevreyi de keşfetmeye başlayacağım tabi. Şu büyük işler bir bitsin de.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 1. Gün

Siz siz olun, gideceğiniz yere doğru yol alırken tüm ayrıntıları düşünmüş olun. Genel olarak öyle bir insanımdır aslında ama bu Erasmus işinin başından beri tüm akışım karman çorman oldu. Planlayarak yaptığım tek bir işlem, aldığım tek bir karar yok.

Bir kere biletimi ucuz olsun diye çok saçma sapan bir şekilde aldım. Bilet fiyatları gerçekten inanılmaz yüksekti. Kapitalizmin gözü kör olsun, bir şeyi herkes isteyince inanılmaz kıymete biniyor. Perugia’ya gitmek için uçak biletimi Pisa’ya aldım. En ucuzu bu yöndü. 892 TL verdim, üstüne bir de iki tren aktarması yapacağım 21 Euroluk tren bileti aldım. Yaklaşık 1100 TL gibi bir fiyata yol işini hallettim. Çünkü en son aynı bilete baktığımda sadece uçak biletinin 3200 + TL gibi bir fiyata yükseldiğini gördüm.

Yani normal zaman olsa Pisa’ya inip bu noktadan Perugia’ya geçmek çok mantıklı, gezerek görerek gidilebilir ama 36 kilo valizim varken ve daha önce gitmediğim bir yere giderken bunu yapmak pek de mantıklı olmadı tabii. O bavulun 36 kilo olma macerası dillere destan zaten. Ama ona biraz sonra geçeceğim. Sadece uçak ve trenle değil, hesapta olmayan şekilde otobüs ve minimetro adı verilen başka bir toplu taşıma aracıyla da yolculuk yaptım. Oldukça enteresan bir deneyimdi. Neredeyse kilomun yarısı kadar belki de daha ağır bir yükle, sabah 8’de İstanbul’da başlayan yolculuğum akşam 8’de Perugia’da son buldu. Yardım edenlerden korktum, etmeyenlere sövdüm. İstanbul’da yaşama kafasıyla gidersek dünyanın her yerinde sorun yaşarız sanırım. Yardım etmeye kalkışan insanların bana tecavüz edeceğini, boğarak öldüreceğini ya da en azından paramı çalıp kaçacağını düşünmekten kimseden yardım alamadan geldim bu 12 saatlik yolu. İskelet sistemim de bana sövüyor şimdi.

Şimdiye kadar gitmiş olduğum her yere sırt çantasıyla gidebilmemle ünlüyümdür. Ama bir yere daha önce hiç 6 aylığına gitmemiştim.  Onun vermiş olduğu gerginliği alıp cebimize koyalım. Bu gerginliğe Perugia’nın iklimini hiç bilmediğim bir yer olmasını ekleyelim. Yazın son günleri, bahar, mevsim, geçişi ve kış olarak o 6 ayı bölelim falan diye düşünürken, Erasmus Whatsapp grubuna gelen “Perugia’nin soğuğu hiçbir şeye benzemez. -5 burada -20 hissedilir” mesajlarını katalım. Ne koysam, ne koymasam, ama yazlık da olsun ama ince pijamamı sakın unutmayayım, laptopu da ekleyeyim, ilaç da koyayım, ilk gün aç mı kalayım endişeleriyle süsleyelim. Onu da yapalım bunu da koyalım aman bu da böylemiymiş derken benim eşyam oldu mu size 36 kilo!

Daha Atatürk Havalimanı’nda beni yormaya başlayan bavulum, 12 saat boyunca ağırlaştıkça ağırlaştı. Siz siz olun daha sistematik hareket edin. Vizemin çıkmasından umudu kesmeyip işlemlerime erken başlasaydım muhtemelen benim de başıma böyle bir şey gelmezdi.

Ama bir yandan da mutluyum biliyor musunuz? Kimseye minnet etmeden, yine kendi başımın çaresine kendim baktım! Kendi çapımda bir survivor’ım bence ben.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Funda, Funda Olalı, Böyle Koşturmaca Görmedi!

Dünden beri duracak anım olmadı. Evrakları okula götür, bankalarda hesap aç, işsizlik maaşını durdur, arkadaşlarınla görüşme planı yap, ailenle görüşme planı yap derken koca gün geçti gitti. Bugünün planı çok sevdiğim arkadaşları görmek. Sabah 10.30 itibariyle Beşiktaş’ta olacağım. Güne kahvaltı ile başlayacağız. Akşama kadar arkadaşlarım gelecek, akşam ben başka bir grup arkadaşımın yanına gideceğim.

Ama eve de erken dönmem lazım. Neden mi?

ÇÜNKÜ ORTADA HALA HAZIRLANMIŞ BİR BAVUL YOK!

Bakalım 6 aylık bavulu bir demede hazırlamak nasıl oluyormuş.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

BEKLENEN GÜN GELDİ!

Sonunda vizem geldi! Bugün tarihe geçsin.

Kargoyu korkarak karşıladım. İçini açarken ellerim titriyordu. Vizenin çıktığını görünce içim rahatladı. Aylar süren sıkıntılarım, stresim en sonunda yerini mutluluk ve sakinliğe bıraksın artık. Şimdi koşturarak tüm eksikleri tamamlama zamanı ❤

Eksiklerimin neler olduğunu ve tamamlamak için neler yaptığımı daha sonra ayrıntılarıyla yazacağım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Kaygı, Korku, Kurgulama

1 seneden fazla hatta neredeyse 2 senedir kendim için meditasyonla ve mindfulness ile ilgileniyorum. Okuyorum, dinliyorum, nefes çalışıyorum. Hatta temel mindfulness için eğitim sertifikası bile aldım. Kısaca elimden gelen her şeyi yapıyorum diyelim.

Hayatımda her şeyi oturtmuştum kendimce. Her bir ses, her bir görüntü, her bir olay karşısında daha hazırlıklı olacağımı düşünüyordum. En azından hazırlıklı olamasam da tüm gücümle ve dirayetimle sakinliğimi koruyacağımı, olgun ve mantıklı davranacağımı düşünüyordum. Yanılmışım. Hiçbir şeye hazırlıklı olamıyorsunuz. Şu son iki ay beni gerçekten çok yıprattı, bu süreçte en çok kendime şaşırdım.

Bu kadar sıkı sıkıya tutup bırakamadığım şey neydi? Beni bu kadar korkutup katatonik hale getiren? Neyden bu kadar korktum da kendime güvenemedim? Bilemiyorum. Hala üzerine düşünüyorum.

Bir önceki yazımda Louise L. Hay’den bahsetmiştim. Bakın “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabında benim ağrılarımla ilgili neler diyor:

Eller

Yönüm değişiyor, hayatım değişiyor ve ben bu hayatıma sıkı sıkıya tutundum, konfor alanımdan çıkmaktan ödüm kopuyor.

Burada bitmiyor tabii, bakın parmaklar için neler diyor:

Parmaklar

İşaret parmağım başta olmak üzere, baş parmağım ve yüzük parmağım ağrılar içinde. Bugün sağ elimin başparmağı da ağrımaya başladı.

Hayatta her şey bizim için ve bizimle ilgili. Bir olay olduğunda, başımıza bir şey geldiğinde sebepleri için çok uzağa bakmamıza gerek yok, kafamızı azıcık çevirsek yeter. Bunları biliyorum, bilsem de böyle örnekler yüzüme yüzüme çarpıyor zaten ama hala yüzde yüz hayatıma uygulamakta güçlük yaşıyorum.

Kendimizle olan iletişimimizi asla kesmememiz, hatta bu iletişime ara bile vermememiz gerekir. Yarından itibaren günlük meditasyonlara geri dönüyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.