Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Sıkıldığım Şeyler Var..

Size, sizin onlara verdiğiniz kadar değer vermediğini düşündüğünüz insanların arasına sıkıştığınızda ne yapıyorsunuz? Son dönemde sık sık böyle hissediyorum ve ne yapacağımı bilemiyorum.

Döndüğümden beri çoğu şeyi bıraktığım gibi bulamıyorum. Eskisi gibi tad alamıyorum, eğlenemiyorum. Buradayım ama değilim gibiyim, çözemiyorum. Gözden ırak olan gönülden de ırak mı olmuş, insanlar mı değişmiş, ben mi değişmişim çözemiyorum… İnsanlara aynı değeri veriyorum, ne eksik ne fazla. Ama aynı değeri göremiyorum ne yazık ki..

Bu baya iç dökme postu olacak, anlaşıldı…

Genel olarak çok sosyal bir insan olmamla bilinirim. Her yerde, her yerden farklı arkadaş gruplarına sahibim ve bununla da gurur duyarım. Kız grupları, erkek grupları, karma gruplar derken taşıyabileceğimden çok gruba sahibim. Ama döndüğümden beri içime sinmeyen bir şeyler var. Belki de bu insanların çoğundan fazla beklentim var, bu yüzden böyle hissediyor da olabilirim. Arasınlar, sorsunlar, hayatımda varlık göstersinler vs gibi. Artık hayatımda çok fazla yeni insan da var, yalnız da değilim yani. Kimse yalnız kalmaz zaten, eğer kendi seçimi bu değilse. Kendimi hiçbir yere, hiçbir kimseye, hiçbir gruba ait hissetmiyorum. Hissedemiyorum. Yine bir eşik atlayacağım sanırım, bu kadar sıkıntı içine düşmemi başka türlü açıklayamıyorum.

Belki ben böyle hissediyorum, bilemiyorum. Mesela şu an oturup tezimin son düzeltmelerini yapacağıma, bunu düşünüyorum. Nasıl erteleme seçeneği ama! Şahane değil mi? Belki hiçbir şey değişmedi, belki sadece ben değiştim, eğlenceye ve arkadaşlığa bakış açım değişti ama sırf teze odaklanmamak için zamanımı bunlarla öldürüyorum, kimbilir?

Ama yine de merak ediyorum, verdiğiniz değeri karşıdan görmediğinizi düşündüğünüzde bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

İstanbul’a Gelsinler mi?

“İstanbul’a geleyim mi?” diye sordu bir İtalyan tanıdığım. Gel diyemedim. Gezmeye, görmeye gelecek tabii, yaşamaya değil. Gelecek bir hafta falan neyse kalacak dönecek. Adam deli mi mis gibi İtalya’yı bırakıp, İstanbul’da yaşasın? Ben ruhumu satarım orada yaşamak için =))

Şaka bir yana şu fotoğraflara bakın, nasıl gel diyebilirim? İstanbul bu mu? Burayı mı göstereceğim adama? “Bak nasıl da çarpık kentleşmişiz, dünyanın başkentinde. Harika değil mi?!”

carpık_fhd

Sizin de içiniz yanmıyor mu her dışarı çıktığınızda?

Köprülerden her geçtiğinizde, turistik bir alana her girdiğinizde, her restorasyon inşaatı gördüğünüzde, yüksek bir yerden manzarayı izlediğinizde yahut uçaktan aşağıya baktığınızda sizin de içinizden bir parça kopmuyor mu?

carpik3_fhd

Her yeri yeşillik, her yeri park, her yeri sakin ve doğal olan bir ülkeden gelen bir arkadaşınız olsa ona burayı gösterir misiniz? Bence göstermezsiniz! Peki biz neden böyle yaşamayı kendimize reva görüyoruz? Neden daha iyisine sahip olabilecekken, kötüsüne boyun eğiyoruz?

carpik_fhd

Neden Salacak’ta, Bebek’te, Arnavutköy’de, Kuzguncuk’ta ve sahili olan tüm diğer ilçelerde rahatça gezerken, gönlümüzü doyuracak bir manzaraya değil de bu yukarıdakine tamam diyoruz? Neden insanların el birliğiyle İstanbul’u gün be gün bitirmelerini izliyoruz?  Neden rant kapısı olarak kullanılacak diye bütün doğal güzelliklerin öldürülmesine tanıklık ediyoruz? Yine buraya yazamayacağım ve kendime saklamak zorunda kalacağım cevaplarım var, tabii.

Ben yine elim mahkum gel diyeceğim arkadaşıma, gelirse gezdirebileceğim henüz bozulmamış güzel İstanbul köşeleri biliyorsanız yazar mısınız şuralara bir yerlere?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Bu Tez Biter mi?

Hava o kadar güzel ki!

Şu an tezimle uğraşmak yerine yapmak istediğim onlarca şey var.

Gezebilirim, şehir dışına yolculuk yapıp arkadaşlarımı ziyaret edebilirim, matımı alıp yoga yapabilirim, sinemaya gidebilirim, öğlen şarabı içebilirim, bunları evde de yapabilirim ya da kendime güzel bir yemek hazırlayabilirim. Ama ben tezimin şu son revizesini yapmak zorundayım…

Artık o kadar sıkıldım ki, bitsin de kurtulayım istiyorum. Akademiden nefret ettim ya, kusmak istiyorum o derece. Yaşadıklarımı buraya yazamıyorum. Ne olur ne olmaz şimdi tam mezuniyet arifesindeyim, topuğuma sıkmayayım. Bunu düşünmek bile üzücü farkında mısınız? Olay benim tezimle alakalı değil çünkü, kimi tanıdığımla ya da kiminle iyi geçindiğimle alakalı. Ben bu tezi kırk kere bitirirdim de ne bir tanıdığım var, ne de biriyle bu nedenle iyi geçinmeye niyetim…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

 

Günlük, Kendime Not

Sürekli Erteleme Hastalığı

Siz de sürekli bir şeyleri erteliyor musunuz? Ha bugün yaparım ha yarın yaparım derken, listeleriniz üstü çizilmemiş maddelerle dolu halde mi kalıyor? Dünyama hoş geldiniz o halde.

Son yıllarda, gittikçe sıklaşan bir şekilde bir şeyleri erteliyorum. Biliyorum bugün işimi yapsam, yarın diğer şeylere rahat rahat zaman ayırsam daha iyi olacak ama bir türlü bu düşünceyi hayata geçiremiyorum. Bir bakıyorum çok alakasız ve önceliği olmayan başka başka şeylerle uğraşıyorum. Yapmam gereken şeyin yüzüne bile bakmıyorum. Zaman geçiyor.

İşte her şeye isim bulma tanrıları buna da bir isim vermişler, “procrastination” demişler. “Sürekli erteleme”. İş yerindeyken bununla asla karşı karşıya kalmadım, bir kere bile işimi ertelemedim, iş benim için her zaman ilk plandadır çünkü. Ama kendimle ilgili bir şeyde, özellikle de tezimde bunu çok yaşadım. Tez yazacağıma dizi izledim, tez yazacağıma bulaşık makinesi yerleştirdim, tez yazacağıma normal zamanda asla aklıma gelmeyecek arkadaşlarımla buluştum, tez yazacağıma koleksiyon yaptım, tez yazacağıma kütüphanemi düzenledim vs vs vs şeklinde asıl yapmam gereken şeyin yani tezimi yazma işimin önüne bir ton şey koydum.

Şimdi yine aynı durumdayım. Yıl bitmeden tezimi teslim etmem lazım, yoksa atılıyorum artık. Bunun için hocamın verdiği düzeltmeleri bitirmem gerekiyor. Ama mesela gördüğünüz gibi oturdum kısa da olsa, yarın sabah 10.00’da yayınlanacak olan bu yazıyı bloğa yazıyorum. Saat şu anda 19.39 ve bu saate kadar tezimle ilgili hiçbir şey yapmadım. 4 gündür belki daha fazladır ulaştığım sonuçları yazmaya başlamam gerekiyor. Hala hiçbir şey yazmadım. Bu yazıyı yazdıktan sonra da yemek yiyeceğim, belki sonra duş alırım. Sonra yoruldum diye bir bölüm dizi izlerim. Sonra kayıt olduğum İngilizce programının canlı dersine katılırım derken uyku vaktim gelir. Hadiiii bugün de tezim için hiçbir şey yapamamış olurum. Bir gün daha uçtu ellerimden. Bu kalıbı nasıl kırabilirim bilmiyorum. Teslim günüm yaklaştıkça kendimi sıkışmış hissediyorum boşu boşuna.

“The best way to get something done is to begin” diye bir alıntı görmüştüm geçenlerde.  “Bir şeyi yapmanın en iyi yolu başlamaktır” anlamına geliyor bu. Çare başlamak, ama nasıl?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Diziler, Günlük

THE O.A’nın Ardından..

Netflix’te 2. sezonu yayınlanmış olan The OA diye bir dizi var hiç duymuş muydunuz? Sanırım ilk sezonunu 2016’da izlemiş olabiliriz. Daha sonra bana bir ömür gibi gelen bu 3 senelik arayı verdikten sonra yeni sezon 22 Mart günü Netflix’te yayınlanmaya başladı. Oldukça orijinal ve kafa açıcı bir dizi olan The OA ilk bölümünden itibaren beni dünyasının içine çekmeye başladı.

Dizi bir arabanın içinde yolculuk eden iki kişinin çektiği amatör video ile açılıyor. Video bir kadının koşarak atladığını yakalıyor ve o andan itibaren o kadının hayatına çekiliyoruz. İlk dalga o anda geliyor, baş kahramanımız Prairie Johnson yani OA bu zamana kadar kayıpmış ve bu yetmiyormuş gibi şok edici bir veri daha öğreniyoruz, kaybolduğunda OA’nın gözleri görmüyormuş! Bu kız nasıl kör olmuş, nasıl kaybolmuş, sonra gözleri nasıl açılmış ve neden intihar etmeyi seçmiş bunları ilk sezonda öğreniyoruz.

Yazının bundan sonrasında THE OA dizisi ile ilgili spoiler vermekten çekinmeyeceğimi belirteyim de öyle devam edeyim =)

theoa_fhd

Dizinin ilk sezonu boyunca sürekli gerçeklik konusunda git geller yaşadım. Bu kız bir melek mi, bir peygamber mi, doğa üstü güçleri olan biri mi yoksa aklı karışık biri mi belki de bir yalancı ya da dolandırıcı? Peki ya HAP’e ne demeli? Gerçek biri mi yoksa Prairie’nin hayal ürünü mü? Birinci sezon öyle bir yerde bitti ki dizi bize cevabı o anda vermedi. OA’nın kendi sıkıcı hayatlarında sıkışıp kalan genç arkadaşları ona olan inançlarını sorgularken, okullarında bir “mass shooting” olayı oldu. The OA bunu hissedip okula koştu ve o olayda vuruldu. Tabii o sahnenin öncesinde OA ve HAP tarafından esir tutulan diğer arkadaşlarının kullandığı çok amaçlı “hareketler”, Prairie’nin genç arkadaşları ve onların hocaları BBA tarafından çoktan yapıldı. Vurulan OA’nin yanına giden Steve, bizim için onun ağzından “başardınız” sözlerini aldı ama gençlerin gerçekten bir şeyi başarıp başarmadıklarını öğrenmek ikinci sezona kaldı.

Ben gerçekten diziyi ne tarafa sürükleyeceklerini çoook merak ediyordum ki, gerçekten bir başka boyuta atlamayı başardılar. Prairie’nin Nina olduğu, babasıyla büyüyüp kör olmasına neden olan kazayı yaşamadığı bir paralel boyuta geçiyorlar. Burada da ilk karşılaştığı insanlardan biri Homer diğer HAP oluyor. Scott, Renata ve Rachel’ın da çok uzakta olmadığını gören Prairie, HAP’i ifşa etmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Bu kez bir de bir “ev” ile ilgili yan hikaye var ki, orada ayrı bir dünya dönüyor. Ev, Ruskin, oyun, Karim hepsi ve her şey garip bir şekilde ilgili çekici ve birbirlerine bağlı. Hikayeyi görünce yeni sezon için neden 3 sene beklediklerini gerçekten çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz.

Bu gerçekliğe geçerken Homer hariç tüm ekip kendi karakterine atlamış ve maalesef Homer son bölüme kadar OA’ye ve yaşadıklarına dair hiçbir şey hatırlamıyor. Kendisini Doktor Roberts olarak biliyor ve HAP’in asistanlığını yapıyor. Ona olan hayranlığı yüzünden de bizimkiler için işleri farkında olmadan sürekli zorlaştırıyor.

Dün akşam izlemeye başladığım bu diziyi sabah gün ağırırken bitirdim. GEce seyretmemin de etkisi olmuştur ama bazı yerlerde gerçekten korktuğumu en azından irkildiğimi söyleyebilirim. Gerçekten bitirene kadar başından kalkamadım ve sezon finalini çok beğendim. Yine çılgınca bir yerde bıraktılar. Umarım bu kez geri dönmeleri 3 yıllarını almaz. Dizinin 5 bölüm olarak planlandığı söyleniyor. Kalan sezonları merakla bekliyorum.

Şimdi aklımda kalan bazı sorular var. Onları şuraya not alayım. Yeni sezondan önce açar okurum =)

  1. Final sahnesinde gördüğümüz Steve, bizim 1. evrende gördüğümüz Steve mi?
  2. Herkes ölünde herhangi bir evrene atlayabliyor mu? Gidilecek evren neye göre seçiliyor?
  3. BBA ve çocuklar 2. boyuta mı gittiler yoksa 3. boyuta geçebildiler mi? Hepsi mi atladı bazıları mı? İlla ki hepsinin dizi setinde karşılığını göreceğiz ama düşünmesi bile heyecanlı.
  4. Karim evin içine, her boyutu görebileceği bir yere mi hapsoldu? Onun “Old Night”ın bahsettiği OA’yı korumak için gönderilmiş kardeş olduğunu düşünmüştüm ama bambaşka biri de olabilir. 2. evrene dönmezsek karakteri görebileceğimiz başka bir çözüm bulunur umarım, enteresan bir karakterdi beğendim.
  5. Old Night demişken, Prairie her evrende özel bir kişi m acaba? 2 evrende de doğaüstü eğilimleri olduğunu izledik.
  6. Evi yeni sezonlarda da görebilecek miyiz?
  7. Buck ve Michelle konusunda biraz kafam karışık. Michelle’in bölüm sonunda uyandığını gördük ama o uyanan 2. evrenin Michelle’i mi, 1. evrenden atlayan Buck mı yoksa 3. evrendeki oyuncu Ian mı bilemiyorum. Uff süper bir bitişti gerçekten!
  8. 1. sezonda Prairie’nin NDE (Near Death Experience) yaşadığı evrendeydik, 2. sezonda Homer’ın NDE yaşadığı evrendeydik. Şimdi 3. sezon için de Scott’un NDE yaşadığı evrene geçtik. Hepsinin NDE yaşadığı evren farklıysa ilk etapta HAP onları nasıl tespit edip avladı? 4 ve 5’te de Renata ile Rachel’ın NDE yaşadığ evrenlere mi gideceğiz?
  9. Rachel öldü, cesedi yakıldı. Aynalar ve ekranlar vasıtasıyla çocuklarla iletişime geçmesi iyi düşünülmüştü ama öncesinde hareketler yapılmadığı için 3. evrene geçebildi mi? Bu noktada aklıma Elodie’nin söyledikleri geliyor. Bu ekip birbirine bağlı olduğu için belki de hareketlere gerek bile yok. Ya da aralarından biri ölse de diğer evrenlerde yine kavuşuyorlar. O nedenle 3. sezonda belki de ilk göreceğimiz karakterlerden biri Rachel olabilir.
  10. Peki ya Elodie kimdi? Amacı neydi? Neyin peşindeydi ve neden boyutlararası yolculuk ediyordu?
  11. Umarım en sonunda HAP’ın hiçbir şey hatırlamadığı bir evrene giderler de mutlu mesut yaşarlar =)

Daha çok sorum var ama, bakalım yeni sezona kadar ne kadarı aklımda kalacak.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.