Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 79. Gün

Bugün size buradaki en muhteşem şeyden bahsedeceğim, okul yemekhanesinden!

Ben böyle yemekhane görmedim arkadaşlar. Hem çeşit bol, hem lezzetli, hem temiz hem de çok uygun. Çeşit çeşit ekmek, çeşit çeşit içecek ve su hem sınırsız hem de ücretsiz. Yemekler içinse değişik bir ücretlendirme sistemleri var. İnanılmaz değil mi? Gerçekten yürüyen bir sistemleri var, ahahaha.

Önce çeşitleri anlatayım sonra ücretlendirmeyi anlatırım.

Örneğin; yemekhaneye girdiniz, tepsinizi ekmeklerinizi, krakerlerinizi aldınız. Mevsim salatası, aperatif tabağı ya da sıcak salatalardan birini alabiliyorsunuz. Mevsim salatası her daim çok taze, aparetif tabağını hiç denemedim. Sıcak salatalar da genelde ya zeytinyağlı sebze yemeklerinden ya da haşlanmış sebzelerden oluşuyor. Bu yemeklerin tümüne “Contorni” diyorlar.

Sonra “primi” kısmına geçiyoruz. Burada da binbir farklı sosla 3 farklı çeşit makarna oluyor. Limon sosundan, et sosuna, patlıcandan fasülyeye onlarca çeşit makarna sosu çıkıyor. Üstüne isteğinize göre parmesan döküyorlar. Onun dışında bir çeşit çorba ya da pilava benzer bir şey oluyor. Bazen de çorbaya pirinç atıyorlar. Ben tam bir makarnacı olduğum için makarnasını ya da çorbasını hiç denemedim.

Sonra sıra “secondi”ye geliyor. Burada da et yemekleri oluyor. Izgara, haşlama, buğulama, sebzeli.. Her gün değişik çeşitlerde yemek çıkıyor.

Son olarak da meyve ya da puding ya da meyveli yoğurt seçeneklerinden birini alarak kasaya gidiyorsunuz. Peçete ve bardağınızı buradan alıyorsunuz. Sonra salatanıza, yemeklerinize baharat, yağ, sirke ya da sos dökmek isterseniz ufak bir masaya geçiyorsunuz. Sonra içecek bölümüne gidip istediğiniz içeceği alıp yemeğinizi yiyebiliyorsunuz.

Tabii bunları yemek istemiyorsanız, pizza – hamburger ve patates kızartması alabileceğiniz bir bölümü daha var ama oraya da hiç gitmedim.

Contorni + primo + meyve ya da yoğurt alırsanız sadece 2 Euro ödüyorsunuz. Contorni + secondi + meyve ya da yoğurt alırsanız 3 Euro ödüyorsunuz. Tüm bu saydığım yemekleri alırsanız da 4,5 Euro ödüyorsunuz. Bursluysanız her şeyi bedavaya alıyorsunuz. En pahalı hali bile o kadar pahalı değil aslına bakarsanız. Bu şehir öğrenciler için bulunmaz nimet!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 78. Gün

Perugia’ya gelip eve çıkacak olanlara tavsiyeler (Vol.1):

  • Lütfen araştırmanızı çok iyi yapın. Biz çok acele etmek durumunda kaldık. Evden memnunum ama yine de daha iyisi olabilirdi.
  • Öncelikle 6 ay kalacaksanız işiniz çok zor. Çünkü ev sahipleri burada 1 yıllığına gelen öğrencilere ev vermeyi tercih ediyor. Çok gezmeniz, çok insanla tanışmanız lazım. 6 ay kalacak olan bazı arkadaşlar, 1 yıl kalacaklarmış gibi davranarak yalan söylemeyi tercih ettiler. 1 yıl kalacağınızı taahhüt ettiğiniz bir evin kirası daha uyguna geliyor, ev sahibi bir çok kıyak da yapıyor. Genelde sözleşmeye evi boşaltacaksanız 2-3 ay öncesinden söylemeniz maddesi ekleniyor. O yüzden Şubatta çıkacak arkadaşlar, ev sahipleriyle bu ay yüzleşecekler. Ev sahiplerinin tepkilerini çok merak ediyorum.
  • Emlakçılar, kalacağınız ay kadar kiranın %10’unu bir demede alıyor, o yüzden umarım araya emlakçı girmeden ev bulabilirsiniz.
  • Özellikle eğer kış dönemi kalacaksanız, evin konumuna, ısı yalıtımına, penceresinin güçlü olmasına dikkat edin. Etrafı boş olmayan, aksine dipdibe bir sürü odadan oluşan sokaklardaki evlerden seçin. Perugia gerçekten çok soğuk, ben Ocak’ta giyerim diye getirdiğim her şeyi şu an giyiyorum. Korkunç bir durum. Kışın donarak ölmezsek iyidir.
  • Evin ışık alması bir başka önemli nokta. Bizim evimiz inanılmaz karanlık oluyor. Adam bize evi günün en ışıklı anında gösterince biz farkedemedik tabii. Ama karanlık ev depresif yapar gençler, evden çıkasınız gelmez. O yüzden mümkün mertebe aydınlık evlere bakın.
  • Merkeze konumu da çok önemli ama sakın ama sakın bar etrafında oturmayın. Bizim evin karşısındaki bar, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün dolu. 12’den sonra oluyorsa bile gece 2’den sonra müşterisi inanılmaz bol. Çünkü o saatlerde açık olan çok az yer var Perugia’da. İnsanlar sarhoş olup kapımızın önüne işiyorlar. Sesler, bağırışlar, şarkılar da cabası. Ertesi gün bir işiniz varsa yandınız. O yüzden uyku düzenim çok değişti burada. Ben de aşağı inip onlarla muhabbet ediyorum. Hepsi dağılınca eve gelip uyuyorum. Günümü de ona göre düzenliyorum. Diğer türlü bu kadar İspanyol ile mücadele etmem mümkün değil.
  • Size faturaları üstünüze almanız gerektiğini söyleyecekler, inanmayın. Ev sahibinizle de halledebiliyorlar, boşuna para vermeyin. Bir de evlerin fiyatlarını iyi gözlemleyin. 50 Euro verip her şey dahil bir evde oturabilecekseniz fırsatı kaçırmayın.
  • Faturaları sayaç sisteminden takip ederek ödeyebiliyorsunuz. Ama kat sayıları gerçekten değişken, ortalama falan alıyorlar. Çok saçma bir sistem. Su faturası 2 ayda bir geliyor, gaz ve elektrik de biraz o şekilde. Su bir ay 4 katsayısı ile çarpılmış, bir ay 5,25 ile. Gerçekten anlam veremediğim şeyler de görüyorum burada.
  • “Condominio” dedikleri bir çeşit aidat var, biz ödemiyoruz çünkü apartmandan ziyade bir aile evi bizimki, zaten ne merdiveni temizleyen var ne ışığı değiştiren =)
  • Evin eşyalı oluşuna da dikkat edin. Bazı evler de lambanın ampulü bile yok. Bir kira kadar da eve harcama yapmanıza gerek yok.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Biraz daha tecrübelendikçe yine yazacağım. Takipte kalın!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 77. Gün

Burada çöplerin çılgınlar gibi ayrıştırıldığını biliyor muydunuz?

Eve taşınana kadar ben bilmiyordum. Plastikler, camlar, kağıtlar ve organikler ayrı ayrı poşetlere konulup ayrı ayrı atılıyor. Bir turşu kavanozu düşünün, altı cam poşetine, üstü plastik ya da alüminyum oluşuna göre diğer poşete atılıyor. Her kategorinin belli bir poşeti var, atılması için belli günleri var. Mesela her aklınıza geldiğinde evdeki plastikleri atamıyorsunuz. Benim bulduğum lokasyon için salı ve cumartesi günleri plastik günleri. Organik çöpleri her gün atabiliyorsunuz ama camlar, plastikler ve kağıtlar için belli günlere uymanız gerekiyor. Örneğin camlar için çarşambayı beklememiz gerekiyor. Çöp poşetleri belediye tarafından veriliyor ve çöp arabası geldiğinde bir kod sistemi ile çöplerinizi atabiliyorsunuz. Size önceden verilen anahtarlık gibi bir cisim var, onun mutlaka yanınızda olması gerekiyor. Bunun dışında çalışanlar çok kibar ve güler yüzlü. Ayrıca yardımseverler. İtalya’nın en sevdiğim tarafı bu oldu. DERT YOK, TASA YOK, HERKES EĞLENCESİNDE ABİİİİİİ!

Bu çöp ayrıştırma ve belli günlere uyma olayının artı yanları olduğu gibi eksi yanları da var. Mesela kağıt çöplerin günü perşembe ve biz 3 perşembedir çöp saatinde evde değiliz. Evet çöp saati var, canımız her istediğinde de atamıyoruz çöpü. Bizim sokağımıza gelen çöp arabasını beklememiz gerekiyor. O da 18.55 – 19.15 arası bizim sokakta oluyor. Evimizde 4 poşet kağıt çöpü var. Umarım bu hafta atabiliriz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 76. Gün

Hayatımda ilk kez bu kadar sık kütüphaneye gidiyorum desem inanır mısınız?

Türkiye’deyken ihtiyacım mı olmadı yoksa kalabalık mı gözümü korkuttu bilemiyorum ama burada her şey daha farklı benim için. bir kere kütüphaneler inanılmaz rahat ve çok sistematik.

Fotoğraflarda gördüğünüz kütüphane, “Biblioteca Umanistica” ismiyle anılıyor. Gitmeyi en sevdiğim kütüphane burası. Bunun dışında her fakültenin kendi kütüphanesi olduğu gibi, şehrin belirli yerlerine dağılmış ders çalışma alanları var. İnsanın çalışası geliyor gerçekten.

kütüphane3_fhd

Öğrencilere ücretsiz ve kaliteli bir internet bağlantısı da sağlıyorlar. Öyle her önüne gelen giremiyor tabi, önce uygulamasını yüklemeniz ve kendinizi uygulamaya tanıtmanız gerekiyor. Sonra size verilen QR kodunu kapıdaki cihaza okutup girebiliyorsunuz. Sınav zamanı çok dolu oluyor tabii. bu hafta tüm öğrenciler çalışacak yer aradığı için, Umanistica’da yer bulmak çok zorlaştı. Bu sistemin hem güzel hem kötü bir tarafı daha var. Kapasitesi belki 300 kişilik ama sistemde 150 olarak tanımlamışlar. Dolayısyla siz kahve almak için turnikeden dışarı çıktığınızda arkanızdan başka kişiler girmiş ve turnikeden 150 kişi geçmişse, birileri çıkana kadar kapıda beklemeniz gerekiyor ve bunu içeride tüm eşyalarınızın olması bile değiştirmiyor. Şarjınız mı bitti? Giremezsiniz! Telefonunuz yanınızda yok mu? Giremezsiniz! Mezun mu oldunuz? Giremezsiniz! İçerinin kapasitesi tanımlanmış kişi sayısına mı ulaşmış? Mümkünatı yok GİREMEZSİNİZ!

Ayrıca tüm kütüphaneler ve çalışma odaları inanılmaz aydınlık ve sıcak. Evden çok burayı tercih etmemin bir sebebi de bu. Diğer sebebi ise evde olduğumda içimden domestik bir kadının çıkması ve bana sürekli iş çıkarması. Hımm bulaşık birikmiş, hımm evi mi süpürsem, hımm burası tozlanmış mı acaba şeklinde yok yere kendime iş uydurmaya başlıyorum. O yüzden kendimi toparlar toparlamaz kütüphaneye gidip işlerimi halletmek beni çok mutlu ediyor.

Darısı tezime başlamamın başına…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Marvel

Macera Başladı: 72. Gün

İtalya’ya geldim diye tabii ki hobilerimden mahrum kalacak değildim. Daredevil’ın 3. sezonu düşer düşmez ben de her nerd gibi ekran başındaki yerimi aldım. İyi ki de almışım. Ne muhteşem sezon olmuş öyle be!

Bu noktada spoiler uyarımı vereyim de sonra kimseyle papaz olmayayım.

daredevil3_fhd

Bu sezonu izlemekten inanılmaz keyif aldım. Gerek ince ince işlenmiş psikolojik altyapısı olsun, gerek karakterlerin ve olayların gelişimi olsun, gerekse dövüş koreografileri olsun dizinin sezon finalini izlerken bittiğine üzüldüm bile diyebilirim.

Her şey mükemmel değildi elbette. Agent Nadeem karakteri beni sinirimden ikiye ayırdı. Her dizide böyle bir karakter koymasalar olmuyor. At gözlüklü ve ilk bakması gereken yere son bakan bir şark kurnazı dedektif. Bu kez bir arkaplan hikayesi de vermişler sağolsunlar. Tabii ki yaptığı saçmalıkları “ailesi için” yapıyor. Önce oğluna ve eşine güzel bir hayat vermek için, sonra onları kötü adamların elinden kurtarmak için.. Bu durumun bir sonunun gelmeyeceğini anlayınca da canından oluyor.

Tabii bu tarz kanser anları bir tek o yaratmıyor, Karen Page de bu senaryolardan nasibine düşeni alıyor. Gerçi mutluyum da geçen sezonlarda herkesin böyle anları vardı. Şimdi sanki hepsini Nadeem’de toplamış gibi olmuşlar. Foggy’nin kardeşini falan saymıyorum bile. Onlar apayrı bir hikaye. Karen sonra gönlümüzü on numara aldı ama onu da belirtmeden geçmeyeyim.

Gelelim bir türlü bitirmenin mümkün olmadığı Wilson Fisk ve eşrafına.. Wilson Fisk ile Matt Murdock’un karşılaştığı tüm sahneler efsaneydi ya efsaneydi. Hele o sezon finalindeki sahneler! Çok dayak döndü ama bu kez, öyle böyle değil, garibim Daredevil 3 sezonluk dayak yedi neredeyse. Kingpin’in dövüş sahneleri de her ne kadar benim için izlemesi zor olsa da çok başarılıydı. Dizinin tüm akışını çok sevdim.

daredevil3.1_fhd

Ve Daredevil 3. sezonun Anakin Skywalker’ı… “Bütünün iyiliği” adına çalışan FBI ajanı “sosyopat” Ben Pointdexter’ın, önce Kingpin’in tetikçisi sonra da Bullseye olmaya giden yolunu ilgiyle izledim. Hayatta tutunacak dalı olmayan bu adam beni derin şeyler düşünmeye sürükledi. Kötülük doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı olur? Bir kere büyük bir yara alıp travmayı atlatamayan kötü insanların iyileşmesi mümkün müdür?

Biraz daha düşünmem gerek bu konuyu sanırım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.