Diziler

En Tatlı 10 This Is Us Karakteri

Bütün karakterlerin harika işlendiğine hepsinin birbirinden tatlı olduğuna inanıyorum ama yine de This Is Us ile ilgili hazır bir giriş yapmışken bir de en sevdiğim karakterleri sıralayayım dedim. Favori karakterimin kim olduğunu görünce kimse şaşırmayacak bence ama olsun =))

10. Sophie

sophie_fhd

Sophie hayatımıza Kevin’in ilk ve uzatmalı aşkı olarak girdi. Sophie’nin Kevin’e olan sevgisi, sabrı, tahammülü inanılır gibi değildi. Zaten bir kere onu bırakıp gitmiş Kevin’e ikinci şansı verdiğinde, Kevin bu kez de bağımlılığa yenik düşüp onu terketti. İlk aşklarımızın yeri hepimizde farklıdır tabii. Ben de düşünüyorum, ben de ilk aşkıma o şansı verirdim ama Sophie’nin Kevin’e bundan başka da bir düşkünlüğü var gibi. Ben Sophie’nin hikayesinin bittiğine inanmıyorum. Aksine sezon sonunda gördüğümüz çocuğun annesi bile olabilir diye düşünüyorum.

9. Kate Pearson

Küçüklüğünden beri kilolarıyla başı dertte olan Kate, dizinin en problematik karakteri olabilir. Gerek ateşli ergenliği olsun, gerek annesiyle girdiği ömürlük yarış olsun, gerek içinde tuttuğu suçluluk duygusu olsun etrafındakilere kan kusturmanın her daim bir yolunu bulabiliyor. Hayatımızda sürekli kendi topuğumuza sıkan tarafımız, bitmek bilmeyen vicdan azaplarımız, hiçbir şeyi hak etmeyen tarafımız Kate. Bizim onunla, onun da kendisiyle barışması gerekecek bir yerde.

8. Rebecca Pearson

rebeccca_fhd

Dizinin en büyük çilekeşi. Benim, bile zamanında izlemekten sıkıldığım, derdini hiç anlamadığım, bencillikle suçladığım esas karakter. Halbuki izlediğimiz kadarıyla ömrü boyunca insanları memnun etmeye çalışmak dışında hiçbir şey yapmadı. Ne gençliğinde gençliğini yaşadı, ne kariyerinin peşinden koştu, ne de Jack’ten sonra doğru düzgün bir aşk hayatı oldu. Onun için varsa yoksa çocuklarıydı. Kevin ve Kate ile arasındaki fırtınalı ilişkiye karşılık Randall ile arasındaki huzurlu ilişkinin onu ayakta tuttuğuna inanıyorum. Gerçi Rebecca da az patavatsız değil hani, özellikle Beth ile Randall konusunda çenesini pek de sıkı tuttuğunu söyleyemeyeceğim.

7. Toby Damon

Toby için Jack’in reankarnasyon ile yeniden dünyaya gelmiş hali desem yanlış olmaz! Sevdikleri için, yoktan var eden adam Toby. En başka Jack’in inşa ettiği Kate’in o stadyumunu Toby’den başka kim yeniden inşa edebilirdi? HİÇKİMSE! Toby ile Kate bu durumda kızlar babalarına benzeyen adamlarla evlenirler önermesini de haklı çıkarmış oluyorlar ama neyse iyi günde kötü günde hangimiz hayatımızda bir Toby istemeyiz ki?

6. Randall ve Beth’in Kızları (Tess-Annie-Deja)

tessannie_fhd

Randall’ın lotoyu sadece iki kez değil, tam beş kez kazandığının kanıtı olan güzel ve akıllı kızlarını sevmeyen var mı? Minik sevimli Annie, hassas Tess ve aileye yeni girmesine rağmen gerçekten o ailede doğmuş gibi uyum sağlayan zeki Deja sizce de dizinin en tatlı ve aklıselim karakterleri değil mi?

5. William H. Hill

william_fhd

Randall’ın baba yönünden de şansının gerçekten kuvvetli olduğunun kanıtı olan William’ı görür görmez sevdik. Başlarda Randall’ı neden bıraktığını anlamamış olsak da, gelişen hikayesiyle ona da hak verdik. O coolluğu, ruhunun genç oluşu ve torunlarına olan sevgisi ile kalbimizi çaldı. Böyle karizmatik dede gördünüz mü hiç?

4. Beth Pearson

beth_fhd

Listenin bundan sonrası gerçekten pek de ayırt edemediğim karakterleri içeriyor. Hepsini resmen kendi ailemdenmiş gibi çok çok seviyorum. Beth’e gelince.. Beth, sadece bu dizide değil, son önemde izlediğim tüm dizilerdeki en iyi kadın kahraman olabilir. Güçlü oluşuna, evli ve 3 çocuklu olmasına rağmen hayallerinin peşinden gidiyor oluşuna, ateşli ve dik duruşuna bayılıyorum. Eşine, çocuklarına hatta eşinin ailesine olan sevgisine ve sabrına ayrıca hayranım. Neşesine, otoritesine, her haline bayılıyorum.

3. Kevin Pearson

kevin_fhd

Kevin’i gerçekten çok seviyorum ama sevgim onu ilk 3e koymaya yeter mi tek başına bilemiyorum. Ama şimdi sevgim dışında ilk üçte olma nedeni dışarıdan alamadığı sevgi nedeniyle kendi içindeki burukluğu. Kıyılamayan bir hali var. Küçüklüğünde alamadığı/alamadığını düşündüğü o sevgi, sürekli onay alma arzusu, sürekli birilerinin sevgisini kazanması için çırpınması ister istemez ona sempati duymama neden oluyor. Hem büyük, hem küçük haline sarılıp görünmez değilsin, seni görüyorum ve seviyorum demek istiyorum. Özellikle o havuz gününde, havuzun içinde kendi kendine mücadele etmiş olması içime inanılmaz işlemişti. Sırf o sahne için bile Kevin sonsuza kadar benim ilk 3’ümde yer alabilir sanırım. Kevin’in hikayesini merakla izliyorum. Şimdi yine bir bağımlılık batağına düştü, Zoe ile ayrıldı, işi var mı o bile belli değildi. 3. sezon finali itibariyle en azından harika bir evde oğluyla birlikte yaşadığını görmüş olduk ama bakalım o noktaya nerelerden geçerek kavuşacak.

2. Randall Pearson

randall_fhd

Gelelim en sevdiğim ilk ikiye. Randall’ın hassas yapısı, Kevin’inkinden daha belirgin ve ortada, neredeyse Randall hariç herkes bu hassasiyeti görebiliyor. Ama Randall öyle biri değilmiş gibi davranırken daha çok kırılıyor. Mükemmel için uğraşması, sürekli adapte olmaya hatta hep oradaymış gibi görünmeye çalışması, ona sempati duymanıza neden oluyor. Ailesine olan düşkünlüğü, evdeki rolü, çocuklarının hayatındaki yeri, gidip biyolojik babasını bulup getirmesi, imkanı olmayan bir çocuğu evlat edinmesi ve yaptığı onlarca başka güzel şey ile gerçekten Jack’in oğlu. Hayatı yaşamayı doğru kişiden öğrendiği çok belli. Çocuksu neşesi, çalışkanlığı, etrafına ışık ve umut saçmasıyla benim de kalbimde ikinci sırayı kimseye kaptırmıyor.

1. Jack Pearson

jack_fhd

Gelelim aşk mektubuma. Bu yazacaklarımı Milo Ventimiglia aşkımdan tamamen bağımsız yazıyorum. Kendisini “This Is Us”tan da “Gilmore Girls”ten de önce “Boston Public”teki minik gizli polis rolüyle görmüş ve aşık olmuştum zaten ❤ İnanılmaz tatlı, mütevazi bir tip. Yeni olan, popüler olan her şeyden bihaber. Bu işlerin içinde ama sektöre çok uzak. Ben de onu en çok bu nedenle seviyorum zaten. Ama Jack Pearson’a olan aşkım bambaşka. Jack Pearson, o kadar katmanlı, o kadar derinlikli bir karakter ki, sürekli altından yeni bir şey çıkıyor. Muhteşem bir aile babası diyorsun, kendi babasının yaptığı kötülükleri görüyorsun. Bazı şeyler aileden görülmüyor işte, içeriden de gelmeli. Çocuklarıyla, eşiyle olan diyaloğu, onlarla iletişimi, ailedeki en zor krizleri bile yönetebilmesine hayran kalıyorsun. Muhteşem bir eş diyorsun, babasının annesini dövdüğünü görüyorsun. Bir anda Rebecca’nın kariyerine set koyarken, ailesini hatırlayıp durmayı ve desteklemeyi biliyor. Ailesine elleriyle ev yapıyor. Çocuklarını her şey için cesaretlendiriyor, her anlarında yanlarında olmaya çalışıyor. Hepsiyle ayrı bir denge kuruyor. İyi bir çalışan diyorsun, gizliden babası gibi bir bağımlı olduğunu görüyorsun. Sonra bağımlılıkla olan savaşına tanıklık ediyorsun. Jack Pearson anlatmakla bitmez. Çok başka bir yerden Vietnam Savaşı ve kardeşi Nicky ile olan ilişkisini görüyorsun. Her yerden başka bir zorluk geliyor ve en sonunda da onu Jack Pearson’lık yaptığı için kaybediyoruz zaten. Kaç kişi bir köpeği yangından kurtarmak için cayır cayır yanan bir binaya Jack Pearson gibi gözü kapalı dalabilir ki?

Ölürken de bir kahraman gibi öldü adam…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.