Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 6. Gün

Avrupa Birliği vatandaşı olmadan, Avrupa’da okumak/çalışmak istiyorsanız, uğraşacağınız konulardan bir tanesi de “Permit of Stay”. Oturma izni olarak çevirebileceğimiz bu izne başvurmak için giriş yaptığınız tarihten itibaren 8 gününüz var. 8 gün içerisinde en yakın postaneye gitmeniz gerekiyor. Yapılacakları adım adım yazacağım, belki birine faydası olur gerçekten. Çünkü bu konularda size yardımcı olabilecek insanlara rastlamanız biraz zor açıkçası.

Perugia’nın merkezinde 3 tane postane var. İkisi öğlen 13.30’a kadar çalışıyor. Diğeri ise 19.00’a. Bu neye göre belirlenmiş bilmiyorum ama tam olarak öğrenince Perugia’daki çalışma saatleri hakkında da bir şeyler yazmayı düşünüyorum. Çok enteresan çünkü. 12.30’da kapanıp 16.30’da açılan yerler olduğu gibi, 15.30’da kapanıp 19.30’da açılan yerler de var. Henüz çözemedim mantıklarını. Yavaştan çözeceğimi umuyorum.

Açık bir postane bulursanız, hemen girip oturma izni için kit almak istediğinizi söylüyorsunuz. Size kalın bir zarf veriyorlar. O an ödeme yapmıyorsunuz. Bunu zarfın kalınlığını görüp gözünüz korktuğu ve unuttuğunuz için yapmıyorsunuz tabii, prosedür böyle =) Bu arada gerçekten gözünüz korkmasın, doldurmak çok kolaymış. Biz de çok korkmuştuk. Stranieri Üniversitesi bizim üniversitemiz olmamasına rağmen bize çok yardımcı oldu mesela. Kendi bilgilerinizi, burada nerede kaldığınızı, neden ve ne kadar kaldığınızı doldurup pul almaya gidiyorsunuz. Pulu “Tabaccaio/Tabaccheria” dedikleri, sigara satan dükkanlardan alıyorsunuz. Pulun adı da “Marca da bollo” ve evet her şeyin farklı bir adı var burada =)

16 EURO verip pulu aldıktan sonra, tekrar postaneye gidiyorsunuz. Muhtemelen hiç İtalyanca bilmeyen göçmenlerle uğraşmaktan bezmiş bir görevliyle karşılaşacaksınız. Pulu, doldurduğunuz belgeleri, okulun kabul mektubunu, vize ve pasaport fotokopinizi veriyorsunuz. O sizden yeni bir ödeme yapmanızı istiyor. 70,46 EURO ödediğinizi yazmanıza rağmen 71,46 EURO ödüyorsunuz. Bu noktada biraz Türk gibiler bence, o 1 Euro’nun nereye gittiğini anlamadım mesela ahahahaha. Neyse ödemeyi yapıp görevlinin yanına gelince, kit için de son olarak bir 30 EURO ödüyorsunuz.

Bitti mi sandınız? BİTMEDİ tabii ki.

Bunların sonunda size polis merkezi ile bir randevu veriyorlar. Bana verdikleri randevu 25 EKİM’de. Oturma iznim de 3 aya çıkarsa, gitmeden elime geçer inşallah =))

Bazı insanlar, buna gerek yok, uğraşmayın diyorlar. Güneye gidildikçe doğru olabilir ama ben sorun yaşamak istemeyen bir insan olarak bu izne başvurdum. Hem İtalya’da hem Avrupa’da gezmek istiyorum. Bu yüzden risk almak istemiyorum.

Bu arada tüm bu olayın en komik kısmı, postaneye gidince, tontiş bir memurun bana bakıp beklemeyin isterseniz sırada bir sürü insan var, yarın sabah gelebilirsiniz demesiydi. Arkama dönüp bir sürü insan kim diye baktığımda 6 tane başka Erasmus öğrencisi gördüm. Ah amca ah, ben nereden geldim, sen bir bilsen! BENİM İÇİN EN AZ BİR SAAT BEKLEMEDİĞİM SIRA, SIRA DEĞİLDİR!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Kaygı, Korku, Kurgulama

1 seneden fazla hatta neredeyse 2 senedir kendim için meditasyonla ve mindfulness ile ilgileniyorum. Okuyorum, dinliyorum, nefes çalışıyorum. Hatta temel mindfulness için eğitim sertifikası bile aldım. Kısaca elimden gelen her şeyi yapıyorum diyelim.

Hayatımda her şeyi oturtmuştum kendimce. Her bir ses, her bir görüntü, her bir olay karşısında daha hazırlıklı olacağımı düşünüyordum. En azından hazırlıklı olamasam da tüm gücümle ve dirayetimle sakinliğimi koruyacağımı, olgun ve mantıklı davranacağımı düşünüyordum. Yanılmışım. Hiçbir şeye hazırlıklı olamıyorsunuz. Şu son iki ay beni gerçekten çok yıprattı, bu süreçte en çok kendime şaşırdım.

Bu kadar sıkı sıkıya tutup bırakamadığım şey neydi? Beni bu kadar korkutup katatonik hale getiren? Neyden bu kadar korktum da kendime güvenemedim? Bilemiyorum. Hala üzerine düşünüyorum.

Bir önceki yazımda Louise L. Hay’den bahsetmiştim. Bakın “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabında benim ağrılarımla ilgili neler diyor:

Eller

Yönüm değişiyor, hayatım değişiyor ve ben bu hayatıma sıkı sıkıya tutundum, konfor alanımdan çıkmaktan ödüm kopuyor.

Burada bitmiyor tabii, bakın parmaklar için neler diyor:

Parmaklar

İşaret parmağım başta olmak üzere, baş parmağım ve yüzük parmağım ağrılar içinde. Bugün sağ elimin başparmağı da ağrımaya başladı.

Hayatta her şey bizim için ve bizimle ilgili. Bir olay olduğunda, başımıza bir şey geldiğinde sebepleri için çok uzağa bakmamıza gerek yok, kafamızı azıcık çevirsek yeter. Bunları biliyorum, bilsem de böyle örnekler yüzüme yüzüme çarpıyor zaten ama hala yüzde yüz hayatıma uygulamakta güçlük yaşıyorum.

Kendimizle olan iletişimimizi asla kesmememiz, hatta bu iletişime ara bile vermememiz gerekir. Yarından itibaren günlük meditasyonlara geri dönüyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Tezimi Neden Bitiremedim?

Lisanstan mezun olup işe girdiğimde yüksek lisans yapmak aklımda yoktu. Okuldan o kadar sıkılmıştım ki artık çalışmalı ve okuldan olabildiğine uzaklaşmalıydım. Yaklaşık bir sene sonra beraber çalıştığım biri, “Ya sen baya başarılısın neden yüksek lisans yapmıyorsun?” diye sordu. Ben de kendime “Evet ya ben neden yüksek lisans yapmıyorum ki?” diyip hemen başvuru çalışmalarına başladım. Güzel puanlar alıp, İstanbul Üniversitesi’ne kabul edildim. Derslerimi hemen verdim. Dönem bile uzatmadım. Gerçekten ders konusunda baya başarılı ve disiplinli bir öğrenciyimdir.

Dersler bitince tez konusu seçmem gerekti. Uçsuz bucaksız bu denizdeki ilk ve en büyük hatam, esasen ilk hedefim akademisyenlik olmadığı için, bu konu hakkında pek de kafa yormamış olmaktı. Çünkü siz şimdiki düzene bakmayın, gerçekten akademisyen olmak, gerçekten bilim üretmekle alakalı bir şey. Gerçekten fikirleriniz olmalı, çok çalışmalısınız ve literatüre bir şeyler katmalısınız. Ve benim açımdan ne iş yaparsam yapayım, o işi hakkıyla yapmak çok önemli. Böyle bir ortamda benim konu seçmem çok vaktimi aldı. Kolay ve pratik şekilde yazarak zaman kaybetmeden bitirebileceğim bir konu da seçebilirdim. Ama tabii ki zor olanı ve çok çalışmam gerekeni seçtim. Bu kez de işin neresinden başlayacağımı çözmem çok vakit aldı.

Bir tez yazmakla ilgili en önemli noktayı söyleyeyim size. En ufak parçalarını bulana kadar parçalayın (atomlarına kadar ayırın=)) ve tamamen adım adım planlayın. Ben yine denize balıklama atlamayı tercih ettiğim için bir sene kadar da bu bocalamalarla zaman kaybettim.

Sonra üniversitede burada yazamayacağım tuhaf durumlar oldu, birçok insan gitmeye, kalanlar da yerlerini sağlamlaştırmak amacılığıyla kraldan çok kralcılığa soyunmaya başladılar. Tez konum böyle bir ortamda ne pişmeye ne servis edilmeye uygun değildi. Yine bir yıl kaybettikten sonra bir kez daha yolumu değiştirmeye karar verdim.

Yeni tez konum daha basit bir şeydi. Çalıştığım iş yeri ile de bağlantılıydı. Bari buraya bir faydam dokunsun diye başlamıştım. Ama bu kez de içimdeki çalışma aşkının benden koşarak uzaklaşmaya başladığını farkettim. İşlerim yoğunlaşıyor, tezime vakit ayıramıyordum. Ayıracak vaktim olsa bencillik ve tembellik yapıp o vakti kendime ayırıyordum. Tezim bana bakıyor, ben tezime bakıyorum. Bir ay gaza gelip çalışıyorsam, 6 ay tezime uzaktan bakıyordum. Sonra tekrar çalışmak istesem yine en başından her şeyi okumaya başlıyordum.

Yüksek lisans yapmaya başkalarının tavsiyesiyle başlamıştım ama gençlere yardım etme, yol göstericileri, mentorleri olma fikri içten içe hoşuma gitmişti. Heveslenip hayaller kurmaya başlamıştım ama akademisyenlerle çalışıyor olduğum her bir gün beni yavaş yavaş bu isteğimden soğutuyordu. Gereksiz çıkışlar, kaprisler, inmeyen dinmeyen egolar, açgözlülük, başkasının sırtından geçinme, kendi işini asistanlarına yaptırma falan derken, akademisyenlerin bambaşka bir yüzünü gördüm. En gencinden en yaşlısına gerçekten hiçbir faydası olmadan koltukları işgal eden hocalar var maalesef. Bu da beni yüksek lisans yapmaktan iyiden iyiye soğutan başka bir etkendi.

Derken derken böyle 7 senem geçti. Bu yıl haziran ayına kadar tezimi savunmuş olmazsam, atılıyorum. Yani en iyi ihtimalle mart ayına kadar bir taslak çıkarıp hocalarıma sunmam gerekiyor. Onu da vizem çıkarsa eğer İtalya’da yapmayı planlıyorum =) Benden nefret ettiğini düşündüren, beni görmezden geldiğini hissettiren tez hocamla bunu nasıl başaracağım hiçbir fikrim yok. Bu da çook başka bir hikaye, belki bir gün onu da yazarım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

Yol Ayrımı

Madem ne olacağını öğrenmeme aşağı yukarı 24 saat kaldı, ben de gidemezsem ve gidersem yapabileceklerimi buraya not alayım. Böylelikle iki duruma da ne kadar hazır olduğumu görmüş olurum. Ayrıca vakit de biraz daha geçmiş olur.

Gidemezsem Yapabileceklerim

Bu ihtimal gerçekten rahatlatıyor beni. Dün de dediğim gibi, o parayı kaybetmeye razıyım. Hevesim o kadar kaçtı, o kadar her şey belirsizlikle süslendi ki inanılmaz yoruldum. Yıllarca Erasmus Ofisi’nde çalışan bir arkadaşım her Erasmus öğrencisinin bu durumu yaşadığını, bu ruh hallerinden geçtiğini ve bir kere gidince kesinlikle dönmek istemediğini söylüyor. Ona inanıyorum. Belki de dönmek istememekten korkuyorum bilemiyorum. 6 ay sonrasının Türkiye’sinin nasıl olacağını bilen var mı? Neye döneceğim bile belirsiz. Akıl sağlığımı nasıl koruyacağım bilemiyorum. Neyse bunları şimdi düşünmeyeceğim. Şimdi gidemezsem neler yapabilirim onlara bakacağım.

  • Kendime bir masaj ısmarlayacağım.
  • Güzel bir tatil yapacağım. Bu sene Bodrum’a gidemedim, bunun için üzülüyordum.
  • Memlekete gidip büyüklerimi göreceğim.
  • Mutlaka yurtdışı turu yapacağım, mutlaka.
  • Dansa devam edeceğim.
  • Pilatese/Yogaya devam edeceğim.
  • Yeni bir dil öğrenmeye başlayabilirim.
  • CVmi yenileyip iş başvurularında bulunacağım.
  • Tezimi bitireceğim.

Gidersem Yapabileceklerim

İşte bu kısım tam bir muamma. Derslerimi verdiğim için tezimi çalışacağım. O yüzden öyle sürekli okula gitmemi gerektirecek bir tempom olmayacak. Düşündüğümden daha çok boş zamanım olacak.

  • Tezimi bitireceğim.
  • O sırada İtalya’yı gezerek İtalyan kültürünü öğrenebilirim diye düşünüyorum.
  • Çalışma iznim varsa bir yerlerde çalışabilmeyi umuyorum. Hem de para kazanmış olurum. Maaşlı bir iş olursa şahane olur ama staja da varım diyorum!
  • Kazanacağım paralarla da gezeceğim alanlar sadece İtalya ile sınırlı kalmasın istiyorum. Avrupa’yı da keşfedeyim, gezmediğim yer kalmasın istiyorum.

Kendimi alternatif evrenlere eğilen bir filmin başrol oyuncusuymuş gibi hissediyorum. Ne karar verirsem diğer tarafı tamamen kaybedeceğim. Belki oradan devam eden başka bir alternatif evren var ama onu hiçbir zaman göremeyeceğim. 

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Önce Şifa Bulmak, Sonra Şifacı Olmak

Kendimle ilgili keşfettiğim en önemli şey ne olabilir diye düşünüyorum dünden beri.

30’lu yaşlar, kendi bilgeliğiyle geliyor, bunu bir yere not edelim bir kere. Bir güncelleme alıyorsunuz, hayata bakışınız, tepkileriniz, kararlarınız hatta o kararları verme şekliniz değişiyor. Değil yıldan yıla, aydan aya hatta haftadan haftaya değişiyor, gelişiyorsunuz.  Kendinizi arıyor, içinize dönüyorsunuz. Ne yaşamış, nasıl bu hale gelmişsiniz ona bakıyorsunuz.

Her zaman kişisel gelişimle alakalı biriydim ama 28 yaşından sonra iyiden iyiye bu kanala girdim. Çok okudum, çok seminer gezdim. Her ekolden kişiyle tanıştım. Hepsini dinledim. En çok da kendimi dinledim. Kendi kalbimi, iç sesimi.

Kendimle ilgili çok şey buldum, bir çoğuyla yüzleştim. Bir çoğunun tozunu alabildim ama içini açamadım. Yol uzun, meşakkatli. Hemen sonuç almak niyetinde değilim, alamayacağımı da biliyorum. Çünkü kendine keşfetme yolunun, ancak son nefesimizi verdiğimizde biteceğine inanıyorum. Öyle hemen buldum bitti gibi bir sonucu yok bunun. Bunu bilerek kendinizle oynama işine girişin, uyarmadı demeyin =))

Kendimle ilgili keşfettiğim, sürekli karşılaştığım ve her bulduğumda mutlu olduğum nokta şifacılık. Bunu lütfen fiziki olarak algılamayın. İnsanların ağrıyan yerlerine dokunup fiziki olarak iyileştirme gibi bir mucizem olsa, ne olurdum biliyorsunuz =D Benim bahsettiğim şey daha ruhani bir şey. Ben hep kendimi kırdım. En büyük zararı kendime hep ben verdim. Ama kırıldığım yerden de şifa buldum, kendimi iyileştirdim. Sonra baktım ki diğer insanlara da faydam dokunuyor. Kimseler benim kırıldığım yerlerden kırılmasın istiyorum ve sevdiklerime hep diğer yolu gösteriyorum. Aynı yoldan geçerek kırılmış olan varsa ona da destek oluyorum. Şifa verdikçe ben de şifa buluyorum. Bu yol gerçek dayanışmanın yolu ve bu yol o kadar güzel bir yol ki..

Bir şey öğrendiğimde, onunla ilgili her şeyi merak ediyorum. Gerçek bir bilgi oburuyum. Okuyorum, araştırıyorum, dinliyorum. Onunla ilgili her şeyi öğreniyorum. Öğrendikçe çevreme öğretiyorum ve onlar da çevrelerine öğretsinler istiyorum. Çevreme öğrettikçe onlardan da birşeyler öğreniyorum. Böylelikle gelişme ve öğrenme döngüsü asla kırılmıyor. Bir araya gelirsek gökkuşağını oluşturabileceğimize inanıyorum. Kötülük yapabiliyorsak, kollektif bilinci bulanık zihinlerimizle kirletebiliyorsak tam tersini de yapabileceğimizi düşünüyorum. Herkesin iyiliği seçebileceğini ve dünyaya şifayı da bizim verebileceğimizi biliyorum. Belki daha sonra bu konuyla ilgili daha uzun bir şeyler yazabilirim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.