Günlük

Peki Bu Arada Zaman Nasıl Geçiyor?

Perugia Üniversitesi bana İtalyanca kursu isteyip istemediğimi sorduğunda, kurs için normalden erken gitmem gerektiğini biliyordum. Yine de istediğimi belirttim. Akademik yıl eylülün 3. haftası gibi başlayacak, dil kursu ise 3. günü.

Eylülün 3’ünü Beklerken Neler Yapıyorum?

  • Bana yurt çıkmazsa kalabileceğim alanları araştırıyorum. Özel yurtlar, evler (ev arkadaşları), airbnb falan ne çıkarsa bahtıma artık.
  • Harçlık çıkarması açısından freelance minik işler yapıyorum. (İçerik yazarlığı, editörlük vs)
  • Evde bulunan ve asla kullanmadığım ya da artık kullanmak istemediğim şeyleri satışa çıkarıyorum. Bu uygulamalar hakkında baya tecrübe sahibi oldum ama hala hiçbir şey satmadım =))
  • Uzuuun zamandır istediğim bu bloğu açıyorum.
  • Haftada iki gün pilates yapıyorum.
  • Her gün meditasyon yapıyorum, kitap okuyorum.
  • İzlemek istediğim ama bir türlü yetişemediğim filmleri/dizileri izliyorum.
  • Daha çok sinemaya gidiyorum.
  • Latin dans gecelerine katılıyorum.
  • Ailemle vakit geçiriyorum. İhmal ettiğim arkadaşlarımı, sevdiklerimi görüyorum. En önemlisi de bu madde, çalıştığımız yerler ruhumuzu çalıyor. O kadar mutsuz ve yorgun ayrılıyoruz ki hiç kimseye vakit ayırmak istemiyoruz. İnsan 5 yıl boyunca arkadaşını görmez mi ya? Görmüyormuş işte. Başkası söylese dalga geçerim.
  • Bol bol İtalyanca çalışıyorum. İki akşam kursa gidiyorum. Kalan vakitlerde de Youtube’dan dinleme egzersizi yapıyorum. İnternet koca bir mecra, dil egzersizi için bulunmaz bir kaynak. Belki bir gün en iyi kaynakları açıklayan bir yazı da yazarım. 
  • Fırsat ve imkan buldukça tatile gidiyorum. Olmadı bir sahilde piknik yapıyorum. Ruhumu besliyorum.

Bir de şimdi Perugia’ya giden en kısa ve en ekonomik yolu bulmak zorundayım. Bugün tüm günümü buna ayıracağım. Bir uçak bir tren yolculuğu görünüyor bana.

Ekran Alıntısı 02

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Advertisements
Günlük

Hayatın Akışına Güvenmeyi Deneyimliyorum

Kendi Hikayemizi Kendimiz Yazarız

İşten ayrılmaya karar verdiğim zaman, tezime mi yoğunlaşsam diye düşünmeye başlamıştım. Evet 7 senedir bitmeyen bir yüksek lisans tezim var. İşten güçten, sosyal hayatımdan, keyfimden bitiremediğim bu yüksek lisans tezinin bana yeni kapılar açabileceğinden bir haber okulun internet sitesinde dolaşmaya başladım. Sonra bir duyuru gördüm: “2018-2019 Eğitim Öğretim Yılı Erasmus Başvuruları Başlamıştır” Bunu görür görmez bende bir telaş başladı tabi. Acaba beni kabul ederler mi? Acaba gidebilir miyim?

Enstitü ile görüşmeye gidip, 7 yıldır öğrencileri olan beni Erasmus’a gönderirler mi acaba diye soruşturduğumda, memurun şahane cevabı olan “Üniversite isterse gönderir” beni başvuru yapmaya itti. Hoş bana şans vermeyeceklerini düşünüyordum. Onlarca belki yüzlerce öğrenci Erasmus’a gidiyor, 7 senedir kayıtlı olan, tezini teslim edemezse Haziran 2019’da atılacak ona beni, neden seçsinlerdi ki?

Bu gazla gidip Çanakkale’de yaşayan ve en az 5 yıldır görmediğim arkadaşımı görmek için bilet aldım. Aradan çok rahat 15 gün geçti. Erasmus için ne arayan vardı ne soran. Çünkü her şeyin mükemmel işlediğini düşünen ben, öğrencilere e-mail ya da sms falan atılacağını düşünüyordum. Çok tatlıyım değil mi? Arkadaşıma gitmeden bir gün önce, şu siteye bir bakayım bu işin takvimi vardı diye siteyi açtığımda, sınava girmeye hak kazanan öğrencilerin açıklandığını, o öğrenciler arasında olduğumu ve sınavın yarın yani benim Çanakkale’ye gideceğim gün olduğunu farkettim. Sınava girsem nasıl olur, acaba İngilizcem ne durumdadır, girmesem çok pişman olurum diye diye biletimi iptal ettim ve ertesi gün için hem İngilizce hem de İtalyanca sınavına girdim.

Değişim Korkutucu Ama Çok da Güzel Bir Duygu

Yine arada yaklaşık bir ay, belki daha fazlası geçti. Sonunda sınavlar açıklandı. Çok da fena olmayan bir puan almışım. Bu aralarda bir yerlerde okul seçimi de yaptım tabii. Bir İtalyan ruhu aşığı olarak seçimim tabii ki İtalya’dan yana olacaktı. Üç seçeneğim vardı: Sicilya, Napoli ve Perugia. Benim gibi Alman kafalı biri için Sicilya ve Napoli çok aşırı olurdu. Ben de Perugia’yı seçtim.

Olur mu olmaz mı derken, Perugia’dan bir e-mail aldım. Aday öğrenci olmamdan mutluluk duyduklarını, en kısa zamanda otomasyon sisteminden başvurabileceğimi söyleyen bir e-maildi. Olacak mı olmayacak mı derken bugün artık vize işlemlerimi başlatabilmek için kabul mektubumu bekliyorum. Bu süre zarfında Perugia Üniversitesi yetkililerine attığım hiçbir e-maile cevap alamadım ve çok darladığım hocalarımın attıkları e-maillere bile tek cümlelik yanıtlarla döndüler. İtalyanlar mı daha beter, Türkler mi? Yaşayarak göreceğim sanırım.

Değişim korkutucu tabii, ama güzel. Şikayet ederek yaşamak insanın ömründen götürüyor. Madem zamanımız kısa, yeni yeni yollara girmek zorundayız bence. Bu, yeni bir yol seçtim artık çok rahatım demek değil tabii. Şimdi başka endişelerim var. Mesela 32 yaşında yüksek lisans için gideceğim İtalya’da neler yaşayacağımı merak ediyorum. Bakalım hayat bana Perugia’da ne gibi sürprizler hazırlıyor.

wpid-wp-1443495062794

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük

Bir Şey Nasıl Başlar?

Biz sürekli bitişleri fark ediyoruz. Peki ya başlangıçlar?

Herkese merhaba. Ben Funda. Bu harikalar diyarı da benim harikalar diyarım. Henüz tam olarak ne yapacağımla ilgili bir fikrim yok. Zamanla gelişeceğini ve yolunu bulacağını düşünüyorum.

Ne yapıyorum? Neden bu siteye ihtiyacım oldu? Neden şimdi?

Mevcut sistem ve kurulan düzen nedeniyle 7 yıllık işimi bırakmaya karar verdiğimde (Kendisi uzun ve çok enteresan bir hikayedir. Belki bir gün onu da anlatırım) içimi büyük bir korku kapladı. İlk 3-4 gün ben ne bok yedim, şimdi ne olacak diye hırpaladım kendimi. Fakat emin olun, hiçbir yer, hiçbir iş sizden, sağlığınızdan, mutluluğunuzdan daha kıymetli değil. Bu sancıların değişim öncesi bilinçaltımın beni korumak için yaşattığı sancılar olduğundan şüphem yok tabi. Şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Ben her zaman yazarak öğrenen, yazarak kafasını boşaltan, yazarak yolunu çizen bir insan oldum. Bu blogu da öncelikle tamamen kendim için açıyorum. Sonrasında da belki benim gibi kendi yolunu tekrar tekrar elleriyle çizen insanlara da yalnız olmadıklarını gösterir, yollarına devam etme gücü verir. Neyin bize nereden gelip nasıl dokunacağını kimbilir?

İtalyanca’da çok sevdiğim bir deyim vardır: “Tra il dire e il fare c’é di mezzo il mare.” Tam Türkçe karşılığı olmasa da “Söylemekle yapmak arasında dağlar kadar fark vardır.” gibi düşünebilirsiniz. O yüzden artık söylemeyi bırakıyorum. Şikayet etmeyi de bırakıyorum. Yapmaya başlıyorum. Sizlere de bunu tavsiye ediyorum.

Şimdilik kendinize iyi bakın.

 

“Tra il dire e il fare c’é di mezzo il mare.”

post

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.