Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 20. Gün

Artık biraz da herkesin merak ettiği soruya yönelelim. Cinsiyet farketmeden tanıdığım tanımadığım tüm insanlardan aldığım özel mesajların ortak noktası hemen hemen şu:

“İtalyan erkekleri o kadar yakışıklılar mı?”

Değiller diyip yazıyı kapatırmışım sfskjglskjgls

Yani aslında kafanızdaki yakışıklılık kavramı nasıldır ya da bu soruya spesifik bir cevap nasıl verilir bilmiyorum. Çünkü hepimizin bildiği gibi bunlar göreceli konular. Hepimizin farklı istekleri var, farklı şeylerden hoşlanıyoruz. Birimiz sarışın, mavi gözlü birini görünce yakışıklı deriz, birimiz tatlı bir gülüşü varsa, diğerimiz fitse, bir diğerimiz sempatikse, bir diğerimiz uzun boylu olduğunda vs vs vs. Örnekleri çoğaltabiliriz. Fiziksel özelliklere pek takılan bir insan değilimdir, bana çok yüzeysel gelir o yüzden şimdiye kadar burada tanıştığım adamların ortak özelliklerinden bahsedeyim, belki ortaya ortak bir şeyler çıkabilir. Koca İtalya’ya referans olamam bu kadar kısacık zamanda ama Perugia’da tanıştıklarım için bir şeyler yazabilirim belki.

Bir kere inanılmaz neşeliler.

Konuşmaya başladığınızda kahkahasız bir an bile geçmiyor. Eğlenmeyi çok seviyorlar. Çok çok sıcaklar. İçiniz ısınıyor gerçekten. Her şeyle ilgili çok komik şakalar yapıyorlar. Ama burada bilmeniz gereken en önemli şey çok azı İngilizce biliyor. Yine de en azından bildikleri kadarıyla anlaşmaya çalışıyorlar. Aynı dili konuşup, anlamaya çalışmayanlar düşünsün! (Off tam bir ergen tweetine dönmedi mi şu an yaa. Geçiyorum =D)

Çok kibarlar.

Sizi rahatsız edecek hiçbir şey yapmamaya çalışıyorlar. Her şeyi soruyorlar. Hani centilmenlik diye bir kalıp vardır ya, gerçekten hakkını veriyorlar. Çok ilgililer, anlattığınız her şeyi merakla dinliyorlar.

Çok hızlılar.

Bir bakmışsınız ki konuşurken bütün sosyal mecralardan eklenmiş, telefon numaranızı falan da vermişsiniz. Neye uğradığınızı anlamıyorsunuz genelde =D

Kendilerine çok dikkat ediyorlar.

İtalyan erkekleri her yaşta kendilerine çok güzel bakıyolar. Perugia’nın coğrafik yapısından mıdır bilemiyorum -her yer yokuş ve her yer yürüme mesafesinde- ama tanıştığım herkes çok fit. Bir gün sadece çıktığım yokuşlar ve indiğim merdivenler ile ilgili yazı yazacağım. O kadar çok yürüyoruz ki, telefonumun sağlık uygulaması bile çıldırdı bu duruma. İsteseniz de istemeseniz de burada fit bir insana dönüşeceksiniz, bu kesin.

Ayrıca bazıları çok güzel giyiniyor. Slim kesimler slim kesim olalı böyle hakkı verilmemiştir diyip bu konuyu kapatıyorum.

Sizi bir yerlere davet etmekten çekinmiyorlar.

Bu durum biraz da karşılıklı gelişiyor sanırım. “Şuraya davet edersem ne düşünür?” falan gibi kalıplara sıkışmadıklarındandır belki de, bilemiyorum. İnanılmaz samimiler ve bir anda kendinizi tatlı bir göl gezisinde ya da güzel bir kahvecide bulabiliyorsunuz. Bunu da kesinlikle sizi rahatsız etmeden ve musallat olmadan yapıyorlar. Ve sizinle ilgileniyorlarsa çok cömertler. Bu da Türk erkekleriyle olan minik bir ortak özellikleri olarak burada bulunsun.

En önemlisini en sona bıraktım. HAYIR kelimesinden anlıyorlar.

Gerçekten en güzel özellikleri bu. İstemediğinizi anladıkları anda olay kapanıyor.

Madem bu kadar merak eden var, e daha çok tecrübe kazanayım bu konuyla ilgili ben de. Kendim için değil de hani, merak edenlere yardımı olsun diye tabii =D

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Kaygı, Korku, Kurgulama

1 seneden fazla hatta neredeyse 2 senedir kendim için meditasyonla ve mindfulness ile ilgileniyorum. Okuyorum, dinliyorum, nefes çalışıyorum. Hatta temel mindfulness için eğitim sertifikası bile aldım. Kısaca elimden gelen her şeyi yapıyorum diyelim.

Hayatımda her şeyi oturtmuştum kendimce. Her bir ses, her bir görüntü, her bir olay karşısında daha hazırlıklı olacağımı düşünüyordum. En azından hazırlıklı olamasam da tüm gücümle ve dirayetimle sakinliğimi koruyacağımı, olgun ve mantıklı davranacağımı düşünüyordum. Yanılmışım. Hiçbir şeye hazırlıklı olamıyorsunuz. Şu son iki ay beni gerçekten çok yıprattı, bu süreçte en çok kendime şaşırdım.

Bu kadar sıkı sıkıya tutup bırakamadığım şey neydi? Beni bu kadar korkutup katatonik hale getiren? Neyden bu kadar korktum da kendime güvenemedim? Bilemiyorum. Hala üzerine düşünüyorum.

Bir önceki yazımda Louise L. Hay’den bahsetmiştim. Bakın “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabında benim ağrılarımla ilgili neler diyor:

Eller

Yönüm değişiyor, hayatım değişiyor ve ben bu hayatıma sıkı sıkıya tutundum, konfor alanımdan çıkmaktan ödüm kopuyor.

Burada bitmiyor tabii, bakın parmaklar için neler diyor:

Parmaklar

İşaret parmağım başta olmak üzere, baş parmağım ve yüzük parmağım ağrılar içinde. Bugün sağ elimin başparmağı da ağrımaya başladı.

Hayatta her şey bizim için ve bizimle ilgili. Bir olay olduğunda, başımıza bir şey geldiğinde sebepleri için çok uzağa bakmamıza gerek yok, kafamızı azıcık çevirsek yeter. Bunları biliyorum, bilsem de böyle örnekler yüzüme yüzüme çarpıyor zaten ama hala yüzde yüz hayatıma uygulamakta güçlük yaşıyorum.

Kendimizle olan iletişimimizi asla kesmememiz, hatta bu iletişime ara bile vermememiz gerekir. Yarından itibaren günlük meditasyonlara geri dönüyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

Tezimi Neden Bitiremedim?

Lisanstan mezun olup işe girdiğimde yüksek lisans yapmak aklımda yoktu. Okuldan o kadar sıkılmıştım ki artık çalışmalı ve okuldan olabildiğine uzaklaşmalıydım. Yaklaşık bir sene sonra beraber çalıştığım biri, “Ya sen baya başarılısın neden yüksek lisans yapmıyorsun?” diye sordu. Ben de kendime “Evet ya ben neden yüksek lisans yapmıyorum ki?” diyip hemen başvuru çalışmalarına başladım. Güzel puanlar alıp, İstanbul Üniversitesi’ne kabul edildim. Derslerimi hemen verdim. Dönem bile uzatmadım. Gerçekten ders konusunda baya başarılı ve disiplinli bir öğrenciyimdir.

Dersler bitince tez konusu seçmem gerekti. Uçsuz bucaksız bu denizdeki ilk ve en büyük hatam, esasen ilk hedefim akademisyenlik olmadığı için, bu konu hakkında pek de kafa yormamış olmaktı. Çünkü siz şimdiki düzene bakmayın, gerçekten akademisyen olmak, gerçekten bilim üretmekle alakalı bir şey. Gerçekten fikirleriniz olmalı, çok çalışmalısınız ve literatüre bir şeyler katmalısınız. Ve benim açımdan ne iş yaparsam yapayım, o işi hakkıyla yapmak çok önemli. Böyle bir ortamda benim konu seçmem çok vaktimi aldı. Kolay ve pratik şekilde yazarak zaman kaybetmeden bitirebileceğim bir konu da seçebilirdim. Ama tabii ki zor olanı ve çok çalışmam gerekeni seçtim. Bu kez de işin neresinden başlayacağımı çözmem çok vakit aldı.

Bir tez yazmakla ilgili en önemli noktayı söyleyeyim size. En ufak parçalarını bulana kadar parçalayın (atomlarına kadar ayırın=)) ve tamamen adım adım planlayın. Ben yine denize balıklama atlamayı tercih ettiğim için bir sene kadar da bu bocalamalarla zaman kaybettim.

Sonra üniversitede burada yazamayacağım tuhaf durumlar oldu, birçok insan gitmeye, kalanlar da yerlerini sağlamlaştırmak amacılığıyla kraldan çok kralcılığa soyunmaya başladılar. Tez konum böyle bir ortamda ne pişmeye ne servis edilmeye uygun değildi. Yine bir yıl kaybettikten sonra bir kez daha yolumu değiştirmeye karar verdim.

Yeni tez konum daha basit bir şeydi. Çalıştığım iş yeri ile de bağlantılıydı. Bari buraya bir faydam dokunsun diye başlamıştım. Ama bu kez de içimdeki çalışma aşkının benden koşarak uzaklaşmaya başladığını farkettim. İşlerim yoğunlaşıyor, tezime vakit ayıramıyordum. Ayıracak vaktim olsa bencillik ve tembellik yapıp o vakti kendime ayırıyordum. Tezim bana bakıyor, ben tezime bakıyorum. Bir ay gaza gelip çalışıyorsam, 6 ay tezime uzaktan bakıyordum. Sonra tekrar çalışmak istesem yine en başından her şeyi okumaya başlıyordum.

Yüksek lisans yapmaya başkalarının tavsiyesiyle başlamıştım ama gençlere yardım etme, yol göstericileri, mentorleri olma fikri içten içe hoşuma gitmişti. Heveslenip hayaller kurmaya başlamıştım ama akademisyenlerle çalışıyor olduğum her bir gün beni yavaş yavaş bu isteğimden soğutuyordu. Gereksiz çıkışlar, kaprisler, inmeyen dinmeyen egolar, açgözlülük, başkasının sırtından geçinme, kendi işini asistanlarına yaptırma falan derken, akademisyenlerin bambaşka bir yüzünü gördüm. En gencinden en yaşlısına gerçekten hiçbir faydası olmadan koltukları işgal eden hocalar var maalesef. Bu da beni yüksek lisans yapmaktan iyiden iyiye soğutan başka bir etkendi.

Derken derken böyle 7 senem geçti. Bu yıl haziran ayına kadar tezimi savunmuş olmazsam, atılıyorum. Yani en iyi ihtimalle mart ayına kadar bir taslak çıkarıp hocalarıma sunmam gerekiyor. Onu da vizem çıkarsa eğer İtalya’da yapmayı planlıyorum =) Benden nefret ettiğini düşündüren, beni görmezden geldiğini hissettiren tez hocamla bunu nasıl başaracağım hiçbir fikrim yok. Bu da çook başka bir hikaye, belki bir gün onu da yazarım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

Yol Ayrımı

Madem ne olacağını öğrenmeme aşağı yukarı 24 saat kaldı, ben de gidemezsem ve gidersem yapabileceklerimi buraya not alayım. Böylelikle iki duruma da ne kadar hazır olduğumu görmüş olurum. Ayrıca vakit de biraz daha geçmiş olur.

Gidemezsem Yapabileceklerim

Bu ihtimal gerçekten rahatlatıyor beni. Dün de dediğim gibi, o parayı kaybetmeye razıyım. Hevesim o kadar kaçtı, o kadar her şey belirsizlikle süslendi ki inanılmaz yoruldum. Yıllarca Erasmus Ofisi’nde çalışan bir arkadaşım her Erasmus öğrencisinin bu durumu yaşadığını, bu ruh hallerinden geçtiğini ve bir kere gidince kesinlikle dönmek istemediğini söylüyor. Ona inanıyorum. Belki de dönmek istememekten korkuyorum bilemiyorum. 6 ay sonrasının Türkiye’sinin nasıl olacağını bilen var mı? Neye döneceğim bile belirsiz. Akıl sağlığımı nasıl koruyacağım bilemiyorum. Neyse bunları şimdi düşünmeyeceğim. Şimdi gidemezsem neler yapabilirim onlara bakacağım.

  • Kendime bir masaj ısmarlayacağım.
  • Güzel bir tatil yapacağım. Bu sene Bodrum’a gidemedim, bunun için üzülüyordum.
  • Memlekete gidip büyüklerimi göreceğim.
  • Mutlaka yurtdışı turu yapacağım, mutlaka.
  • Dansa devam edeceğim.
  • Pilatese/Yogaya devam edeceğim.
  • Yeni bir dil öğrenmeye başlayabilirim.
  • CVmi yenileyip iş başvurularında bulunacağım.
  • Tezimi bitireceğim.

Gidersem Yapabileceklerim

İşte bu kısım tam bir muamma. Derslerimi verdiğim için tezimi çalışacağım. O yüzden öyle sürekli okula gitmemi gerektirecek bir tempom olmayacak. Düşündüğümden daha çok boş zamanım olacak.

  • Tezimi bitireceğim.
  • O sırada İtalya’yı gezerek İtalyan kültürünü öğrenebilirim diye düşünüyorum.
  • Çalışma iznim varsa bir yerlerde çalışabilmeyi umuyorum. Hem de para kazanmış olurum. Maaşlı bir iş olursa şahane olur ama staja da varım diyorum!
  • Kazanacağım paralarla da gezeceğim alanlar sadece İtalya ile sınırlı kalmasın istiyorum. Avrupa’yı da keşfedeyim, gezmediğim yer kalmasın istiyorum.

Kendimi alternatif evrenlere eğilen bir filmin başrol oyuncusuymuş gibi hissediyorum. Ne karar verirsem diğer tarafı tamamen kaybedeceğim. Belki oradan devam eden başka bir alternatif evren var ama onu hiçbir zaman göremeyeceğim. 

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Kendime Not

Daralan Ruhum, Sayılı Günler, Belirsizlikler

Dün itibariyle bayram sona erdiğine göre, sıkıntılı Erasmus yazılarıma devam edebilirim bence. Yanımda insanlar varken, kalabalıklardayken aşırı kaçan hevesimin pek de farkında değilmişim gerçekten. Bayram boyunca bir kere bile Erasmus aklıma gelmemişti, canım ailem sayesinde ❤ Bugün yine korkuyla karışık kalp çarpıntılarıyla uyanınca bir anda farkına vardım. Hala ne yapacağım belli değil. Benim gibi planlı programlı, yer yer kontrol manyağı olabilen bir insan için bunlar ölümcül darbeler gerçekten. Her sabah 7 gibi uyanmamın baş nedeni bu. Ben çalışırken bile 8’den önce uyandığım gün sayısı çok azdır, öyle diyim.

Bu ayın 14’ünde vizeye başvurduğumda ekspress kargo için ekstra ödeme yapmış ve buna göre 17’sinde vizeme kavuşmayı umut etmiştim. Ama sağolsunlar Konsolosluk’ta beni pas geçtikleri için en iyi ihtimalle 27’sinde cevabımı alacağım. Boşuna hiç ekspresse falan para vermeyin arkadaşlar. Vizem çıkmışsa eğer haftaya bugün yolcuyum. Ama hala ne kalacak yerim var, ne gidince ne yapacağım belli. Plan yok, program yok. Bunlar da bende çılgınca anksiyeteye neden oluyor maalesef. Ayrıca beş gün içinde bir ton iş tamamlamam gerekecek. Nasıl yapacağım bakalım.

Vizem çıkmamışsa sevinecek hale geldim gerçekten. 200+ TLlik seyahat sigortam, 1000+ TLlik uçak ve tren biletlerim yanacak. Kaybım paradan olacak ama daha çoğu bereketiyle gelir umarım. Sadece gidip gezip dönmek istiyorum sanırım.

Her şey aslında oldukça kolay ilerlemişti, şu son 2 ay beni psikolojik olarak bitirdi. Evrak işinden, bürokrasiden gerçekten nefret ediyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.