Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 94. Gün

Aslında niyetim tam 90. günde yolculuğumu yarıladığımda bunları yazmaktı ama yine yetişemedim tabi ki =)

Zaman ne çabuk geçiyor, bunu farketmek çok korkunç bir duygu yaratıyor. Endişe, sabırsızlık, korku ne ararsanız arka arkaya geliyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışmak da daha büyük stres yaratıyor. “Nereye gidiyorum?”, “Hayatımla neler yapacağım?”, “Yoksa geç mi kalıyorum?” bütün düşünceler bu sorular etrafında dönüp dolanıyor. Halbuki bu bir illüzyon, bu gerçek bir duygu değil. Bu bir beklenti, yanlış bir üzüntü hali. Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman, bizleri arkadaşlarımızla, yakınlarımızla akrabalarımızla sanal bir yarış haline sokuyor. Bir şey görüyoruz, hemen kendimizi kıyaslıyoruz. Peki ama biz hayatta neler istiyoruz?

Burada bunu düşünecek çok zamanım oluyor. Hala tam bir yol haritası çizemedim, doğru, ama yine de ne istediğimi biliyorum. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek istiyorum. Bunun için bir düzene, bir kariyere, başka bir insana ihtiyacım olmadığını görüyorum. Toplumun dayattığı şeylerden çok uzaktayım. Yabancı olmayı, yabancı kalmayı seviyorum. Dayatmaları ve zorlamaları reddediyorum.

Burada geçirdiğim zaman zarfında kendime daha çok güvenmeyi öğrendim. Bizler her şeyi yapabilecek güçte insanlarız. “Yapamam” dediğim zamanları hatırlıyorum da, bunu bana kim söyledi? Yapamayacağımı kim öğretti? Ne ile ne kadar baş edebileceğimi kim belirliyor benden başka? Neden bu kadar korkuyorum? Hep içimdeki o öğretilmiş ses çıkıyor karşıma. “Yapamazsın” diyor, hayır efendim, YAPABİLİRİM!

Yardım almayı öğrendim burada. Her zaman kendini yok sayıp başkalarına koşan Funda olarak artık alabiliyorum. Ve en büyük yenilik: HAYIR diyebiliyorum, sınırlarımı çizebiliyorum. Bunu yaparken de utanmıyorum, çünkü sağlıklı olan bu! Yine insanların yardımına çılgınca koşuyorum elbette ama müdahil olmayı bıraktım sonunda.

Yemek yapabildiğimi gördüm. Elim de lezzetliymiş bu arada, bunu da öğrenmiş oldum.

Kadın olduğumu hatırladım mesela. Türkiye’de kadın olunamıyor, Avrupa bu konuda çok daha özgür, güvenli ve öğretici.

Gerçek korkularımla da yüzleşiyorum mesela. Buraya geldiğimden beri karanlıkta uyuyabiliyorum. Belki de kendimi güvende hissetmemle alakalıdır, bilemiyorum.

İnsanlarla tanışırken kendimi saklamıyorum, aman ne düşünürler demiyorum, rahatsız edileceğime yönelik bir korkum yok, biriyle konuşurken endişe duymuyorum.

Daha sakinim, daha huzurluyum, daha mutluyum burada. Umarım İstanbul’a döndüğümde bu halimi koruyabilirim.

Kaldı 86 gün..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük, Marvel

Macera Başladı: 72. Gün

İtalya’ya geldim diye tabii ki hobilerimden mahrum kalacak değildim. Daredevil’ın 3. sezonu düşer düşmez ben de her nerd gibi ekran başındaki yerimi aldım. İyi ki de almışım. Ne muhteşem sezon olmuş öyle be!

Bu noktada spoiler uyarımı vereyim de sonra kimseyle papaz olmayayım.

daredevil3_fhd

Bu sezonu izlemekten inanılmaz keyif aldım. Gerek ince ince işlenmiş psikolojik altyapısı olsun, gerek karakterlerin ve olayların gelişimi olsun, gerekse dövüş koreografileri olsun dizinin sezon finalini izlerken bittiğine üzüldüm bile diyebilirim.

Her şey mükemmel değildi elbette. Agent Nadeem karakteri beni sinirimden ikiye ayırdı. Her dizide böyle bir karakter koymasalar olmuyor. At gözlüklü ve ilk bakması gereken yere son bakan bir şark kurnazı dedektif. Bu kez bir arkaplan hikayesi de vermişler sağolsunlar. Tabii ki yaptığı saçmalıkları “ailesi için” yapıyor. Önce oğluna ve eşine güzel bir hayat vermek için, sonra onları kötü adamların elinden kurtarmak için.. Bu durumun bir sonunun gelmeyeceğini anlayınca da canından oluyor.

Tabii bu tarz kanser anları bir tek o yaratmıyor, Karen Page de bu senaryolardan nasibine düşeni alıyor. Gerçi mutluyum da geçen sezonlarda herkesin böyle anları vardı. Şimdi sanki hepsini Nadeem’de toplamış gibi olmuşlar. Foggy’nin kardeşini falan saymıyorum bile. Onlar apayrı bir hikaye. Karen sonra gönlümüzü on numara aldı ama onu da belirtmeden geçmeyeyim.

Gelelim bir türlü bitirmenin mümkün olmadığı Wilson Fisk ve eşrafına.. Wilson Fisk ile Matt Murdock’un karşılaştığı tüm sahneler efsaneydi ya efsaneydi. Hele o sezon finalindeki sahneler! Çok dayak döndü ama bu kez, öyle böyle değil, garibim Daredevil 3 sezonluk dayak yedi neredeyse. Kingpin’in dövüş sahneleri de her ne kadar benim için izlemesi zor olsa da çok başarılıydı. Dizinin tüm akışını çok sevdim.

daredevil3.1_fhd

Ve Daredevil 3. sezonun Anakin Skywalker’ı… “Bütünün iyiliği” adına çalışan FBI ajanı “sosyopat” Ben Pointdexter’ın, önce Kingpin’in tetikçisi sonra da Bullseye olmaya giden yolunu ilgiyle izledim. Hayatta tutunacak dalı olmayan bu adam beni derin şeyler düşünmeye sürükledi. Kötülük doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı olur? Bir kere büyük bir yara alıp travmayı atlatamayan kötü insanların iyileşmesi mümkün müdür?

Biraz daha düşünmem gerek bu konuyu sanırım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 71. Gün

Buraya geldiğimden beri inanılmaz çok yiyorum. Zaten her öğünde ya makarna var ya pizza. Nutellaları, kruvasanları, kurabiyeleri falan saymıyorum bile. Ama kiminle görüntülü konuşsam, sen zayıfladın diyip duruyorlar bana. Neyi farklı yapıyorum diye düşündüm veee diyetimi açıklıyorum =D

Olay hareket etmekmiş arkadaşlar. Ben istanbulda 5000 adım attım mı şoka giriyordum off ne kadar yürümüşüm diye. Perugia’ya geldiğimden beri telefonum 10bin adımdan aşağısını görmedi. Burada toplu taşıma kullanmıyorum, diğer insanlar da pek kullanmıyor o yüzden genelde boş oluyor ve rahat binebiliyorsunuz. Ama her yer o kadar temiz, o kadar güzel, o kadar harika manzaralarla dolu ve o kadar rahat yürüyebiliyorsunuz ki kimse toplu taşımayı tercih etmiyor.

Yollar genelde yokuş ve bolca da merdivenli ama gerçekten yürüdüğünüze değiyor. Yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara. Yazının girişindeki fotoğrafı ben çekmedim, benim çektiğim fotoğrafların çözünürlüğü içime sinmedi, o yüzden internetten buldum. Merdivenlerin bitiminde uzakta gördüğünüz o sarı binaya çok yakın yaşıyorum ve inanın bu KOOCAAAAAA merdivenleri günde kaç kere inip çıktığımı kendim bile bilmiyorum. Sürekli hareket halinde olduğum için de zayıflıyorum anladığım kadarıyla. İstanbul’da olsam, bir yerden bir yere yürümek zaten eziyet, toplu taşıma ayrı eziyet, her şey ayrı eziyet. Böyle düşünmeye başlayınca gerçekten dönmek istemiyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 70. Gün

Yine istemeden verdiğim bir aradan sonra buraya bir soruyla dönüyorum.

Erasmus’ta aşk yaşanır mı sizce?

Perugia’daki 2 aylık gözlemlerime dayanarak söylüyorum, yaşanamaz. Belki daha uzun süre kalacak olsanız falan tamam da 6 aylığına kalbinizi açtığınıza değmez bence. Çok mu pragmatik bir bakış açısı oldu? Yanlış ifade etmek de istemiyorum aslında.

Zeynep ile Andrey’in ilişkisi bile bittiyse, tüm ilişkiler biter bence burada. Gerçi ikisi de çoktan başka denizlere yelken açtılar ama ahahahah. Fotoğraftaki çiçeklerin biri Andrey’den, diğeri Marco diye çok alakasız ve hikayesi bizimle devam etmeyen bir çocuktan ama ortak özellikleri ikisinin de Zeynep’e gelmiş oluşu ❤ Burda gençler çok hızlı azizim, yeni nesil bizim gibi değil, biz böyle miydik hey gidi! =D

Tabii ki çok güzel hikayeleri olanlar da var. Erasmus’ta aşık olup yıllarca devam ettirmiş olan var, evlenip çoluğa çocuğa karışmış olan var, ayrılmış ama hala arkadaş olup sevgiyle anan var. Var da var. Güzel örnekler her zaman her yerde var.

Biraz yaşla da alakalı bence. Ben mesela gerçekten birine kalbimi açarsam diye ödüm kopuyor. Eğlenmesine çok şahane eğlenebiliyorsun burada ama iş duygusal bap kurmaya gelince sıkıntı başlıyor. Bir de İtalya’da olmak ve karşındakilerin İtalyan olması durumu var tabii. Adamlar yanyanayken harikalar ama evinize dönünce hafıza kaybına uğramış gibiler, aramak sormak yok. İtalyan erkeklerine dair edindiğim en büyük negatif izlenim budur. Ve mesela sizi bir yere davet ediyorlar, sizinle bir plan yapıyorlar ya, arkası yok. O gün planı yaptı mı yaptı tamam sonrasında unutuyor o planı. Mesela bize bir akşam yemeği yapma sözü verildi, bizimle markete gitme sözü verildi, bana Spello’ya bir gezi teklif edildi, başka bir arkadaşa akşam bir şeyler içmek teklif edildi, bir başkasına yine bir Spello gezisi teklif edildi. Ama bu kadar. Devamı yok. Sen yazmasan, adam yazıp “Napıyoruz akşam” diye sormuyor. Sen yazarsan da çok büyük ihtimalle ekildiğini öğreniyorsun ahahahaha. Çok enteresan adamlar. O yüzden birlikteyken çok eğlenip, bir sonraki gün için bile yaptıkları tekliflerini kabul etmemek gerekiyor bence =D

Sevgilisi olup başka ülkeden buraya gelen adam da sapıtıyor, kadın da. İtalya o anlamda çok garip memleket. Biraz da genişler o anlamda. Duygusal olarak çabuk bağlanan biri değilseniz ya da herhangi bir düzenli ilişki peşinde değilseniz burası aşırı eğlenceli. Ama saydığım özelliklere sahipseniz, kalbinizi özenle korumanız lazım. Çünkü özellikle erkekleri kalp nasıl çalınır konusunda uzmanlık yapmış gibiler. O kadar güzel şeyler söylüyorlar, o kadar büyük jestler yapıyorlar ki, karşı koymak elde değil.

Önümde kalan aylarımı merakla bekliyorum. Günler neyi gösterecek bilmiyorum ama umarım çok güzel şeyler gösterir ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 62. Gün

İtalya’ya gelince en çok yapmak istediğim şey gezmekti. Hala öyle aslında, bir şey değişmiş değil. 2 ay içerisinde Assisi’ye, Pisa’ya, Floransa’ya ve Bologna’ya gidebildim.

İtalya’nın her yeri ayrı güzel. Her bir kültürel yapıyı çok güzel korumuşlar. Kendi yapılarına önce kendileri saygı duyuyorlar, sonra gelen konuklardan saygılı olmasını bekliyorlar. Sonuçta ihtiyaçları olan saygıyı eksiksiz alabiliyorlar.

Floransa_fhd

İçerinde en sevdiğim yer Floransa oldu. Bu Floransa’ya ilk gidişim değil ve nedense o şehre aşığım. O kadar güzel ki. Bir de hayalim var, Floransa’da yaşamak ve bir dondurmacıda çalışmak istiyorum. Minik bir evim olsun, bir Vespa alayım, işe falan onunla giderim diyorum. Akşamları da Piazzale Michelangelo’ya gidip bir kadeh şarabımı ya da Spritz’imi içeyim diyorum. Hayat bu olsun yani ❤ Bazen bu hayalimi insanlara anlattığımda dalga geçiyorlar. Çünkü illa çok BÜYÜK hayallerim olmalı, en azından o dondurmacının sahibi olmalıyım, hatta dondurmacı zinciri açmalıyım! Ne saçma hayat!

Bologna_fhd

Bologna’nın yeri ayrı, tüm sosyal aktiviteleriyle, tarih kokan yapılarıyla, hareketliliği ve yerleşim alanıyla tam bir öğrenci şehri. Perugia gibi değil, Perugia biraz kasaba gibi kalıyor onun yanında. Bologna’ya gidip tanıdık markaları görünce, İtanbul’da yaşadığımı hatırladım. Perugia’da yaşadığım yerin yakınında hiç AVM yok, dolayısıyla AVM kültürünü unutmuşum. Zaten sevmezdim ama farkettim ki yokluğunu hissetmemiş, varlığını hiç de özlememişim. Güzel ve uyguna yiyip içmek için de Bologna çok uygun.

Pisa_fhd

Assisi’den daha önce bahsetmiştim, Pisa ise o kadar sarmadı beni ne yalan söyleyeyim. Kuleden ibaret ve turist dolu. Fiyatlar ise bu anlattığım yerlerin arasında en yükseği. En komik kısmı ise Türkçe bilen esnaflardı. “Hadi bakalım Demet Akalın”, “Falan filan İnterMilan”, “Gel abla”, “Batan geminin malları bunlar” gibi deyimleri öğrenmişler, Türk olduğunuzu anlayınca peşinizi asla bırakmıyorlar.

En kısa zamanda yeni yerler gezip yepyeni şeyler görmek istiyorum ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.