Erasmus, Günlük, Kendime Not

Hep mi Gül Bahçesiydi?

Şimdi dönüp bakıyorum da neler gelmiş, neler geçmiş, nler sığmış 6 aya.. Sadece 6 ay diyip geçmeyin, insan o kadar kolay adapte oluyor ki her şeye. İlk 15 gün yaşadığım korkunun yerini rahatlık ve mutluluğa bırakışı, şehirdeki yeni hayatıma alışmamla birlikte gelen güzellikler daha dün gibi. Daha fazla zamanım olsaydı da daha fazla kalsaydım keşke. Gelen günler neler getirir bilinmez ama yeniden gitmek için can atacağımı çok net biliyorum.

Peki kaldığım tüm süre boyunca her şey güllük gülistan mıydı? Hem evet hem hayır. Şu anda bulunduğum yerden bakınca elbette her şey güllük gülistanlık görünüyor ama tabii ki benim de orada yaşadığım süre boyunca karşıma çıkan sorunlar, aniden beliren zorluklar vardı.

Gerçekten, şükürler olsun ki benim başıma kötü hiçbir şey gelmedi. Yakın arkadaş çevremin başına da çok çok kötü bir şey gelmedi. Gerçi Berkeciğimin Barcelona’da cüzdanını çaldılar, Meltemciğimin dişi ağrıdı ama onlar da geçti gitti ve onların dışında çok şükür hiçbirimiz bir şey yaşamadan döndük. Güvendeydik, özgürdük, kendimizi ve etrafımızı keşfediyorduk. Bu sözleri okumak size nasıl geliyor bilmiyorum ama gerçekten özgürdük arkadaşlar. Bu yüzden oraya bu kadar kolay adapte olduk ve o yüzden bu kadar içselleştirip oralı gibi olduk. Gecenin 4’ünde kadın olarak bir yerden bir yere rahatça yürümek inanılmaz bir his! Ne giydiğinize karışılmadığı, gönül rahatlığıyla istediğinizi giydiğiniz, yolunuz kesilmeden istediğiniz yere gittiğiniz, rahatsız edilmeden istediğiniz şeyi içtiğiniz bir yerde olmak… Ahh ahh işte bu hissi tekrar yaşamak için her şeyimi verebilirim. Kadın olduğunu, insan olduğunu, özgür olduğunu, kimseye verecek hesabın olmadığını hatırlamak öyle muhteşem ki! Başka şekilde tanımlayamam.

Başka insanlar için belki dil bilmemek, yemek konusunda tutucu olmak gibi şeyler çok büyük zorluklar olabilir ama benim için bunlar zaten problem değildi. Gitmeden önce İtalyanca öğrenmiştim, İngilizce ile de pek problem yaşamıyorum. İtalyanca bilmeyenler için Perugia zor bir yer değil hem, hemen hemen herkes İngilizce de konuşabiliyor. Zaten dil bilmeden herhangi bir yere doğru yola çıkmanızı önermeyebilirim. Her ne kadar teknoloji gelişmiş de olsa, o adımı atıp atmamanız konusunda cesaretlendirici olamayabilirim. Yemek konusunda da İtalyan yemeklerine aşık ve değişik lezzetlere açık bir insan olarak sorun yaşamadım. Ama bu konuda da sorun yaşayanları gördüm.

Benim için zorluklardan biri paraydı. Türkiye’de bir şekilde kazandığın parayı orada harcayınca gerçekten mini mini hesaplar yapmak zorunda kalıyorsun. “Bunu almaya şu anda ihtiyacım var mı?” Orada çalışıp bir kazanca sahip olsanız gözünüze batmaz tabii ki ama belli ve limitli bir parayla gidince elbette bir şey alırken iki kere hatta üç kere düşünmeniz gerekebiliyor. Bir de ev masrafı var, fatura masrafı var, market-pazar masrafı var. Var da var =)

Bir diğer zorluk olarak, ev arkadaşlığı canımı sıktı diyebilirim. Hatta para hesaplarından daha çok sıktığını söyleyebilirim. Pek detay vermek istemiyorum ama eve çıkacağınız zaman o evi kiminle paylaşacağınızı iyi düşünmeniz, iyice tartmanız lazım, sadece bunu söyleyebilirim. Yabancılarla eve çıkmaktan da çekinmeyin, Türk’ün Türk’e yaptığını kimse kimseye yapmıyor bence. Günün birinde çok yanlış bir psikopata, pardon bir kişiye çok fazla ve çok gereksiz emek verdiğinizi görüp üzülebilirsiniz. O kişinin her zaman mı manyak bir psikopat olduğunu yoksa sonradan mı dönüştüğünü düşünüp durabilirsiniz. Sayılı günlerinizi gerçekten ondan kurtulmak için sayarak geçirmeyin sonra. İnanın bana ben yaşadım, o evden çıkmak ve sonra kendi evime dönmek hiç bu kadar rahatlatıcı olmamıştı ❤ Sanırım paradan da büyük problemim buydu. Orada her şeye dayanabilirdim de o evde yaşamaya devam edemezdim sanırım diyorum ve bu kısmı burada bitiriyorum.

Etrafım insanlarla dolu olsa da yaşadığım bir diğer zorluk da İstanbul’daki yakın arkadaş çevremi özlemiş olmaktı. Bir derdim bir sıkıntım olduğunda elbette Meltem ve Damla her zaman yanımdalardı ama yine de bir Sakiş’in tavsiyesini almak bir Nagiş’in sesini duymak isterdim. Ayrıca ailem de burnumda tütüyordu. Uzakta olduğum için insanları 4 kat daha fazla özlüyordum. Bunun çaresi de para tabii, çok param olsa 2-3 ayda bir Türkiye’ye gelsem, ne özlem kalırdı ne başka bir şey tabii =)

Ve tabii soğuk hava. Azılı düşmanım. Hiç bir zaman sevemedim, hiçbir zaman barışamadım. Of diyorum başka da bir şey demiyorum. Perugia’nın etrafı dağlarla çevrili olduğu ve pek kar yapmayan bir bölgede yer aldığı için inanılmaz soğuktu. Ben bir yaz insanı olduğum için bu durumdan ekstra etkilendim. Kaç kat pijama giyip yattığımı hatırlamak istemiyorum şu an.

Onun dışında gerçekten her şey güllük gülistanlık mıydı derseniz, evet her yer ama her yer gül bahçesiydi derim size.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 94. Gün

Aslında niyetim tam 90. günde yolculuğumu yarıladığımda bunları yazmaktı ama yine yetişemedim tabi ki =)

Zaman ne çabuk geçiyor, bunu farketmek çok korkunç bir duygu yaratıyor. Endişe, sabırsızlık, korku ne ararsanız arka arkaya geliyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışmak da daha büyük stres yaratıyor. “Nereye gidiyorum?”, “Hayatımla neler yapacağım?”, “Yoksa geç mi kalıyorum?” bütün düşünceler bu sorular etrafında dönüp dolanıyor. Halbuki bu bir illüzyon, bu gerçek bir duygu değil. Bu bir beklenti, yanlış bir üzüntü hali. Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman, bizleri arkadaşlarımızla, yakınlarımızla akrabalarımızla sanal bir yarış haline sokuyor. Bir şey görüyoruz, hemen kendimizi kıyaslıyoruz. Peki ama biz hayatta neler istiyoruz?

Burada bunu düşünecek çok zamanım oluyor. Hala tam bir yol haritası çizemedim, doğru, ama yine de ne istediğimi biliyorum. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek istiyorum. Bunun için bir düzene, bir kariyere, başka bir insana ihtiyacım olmadığını görüyorum. Toplumun dayattığı şeylerden çok uzaktayım. Yabancı olmayı, yabancı kalmayı seviyorum. Dayatmaları ve zorlamaları reddediyorum.

Burada geçirdiğim zaman zarfında kendime daha çok güvenmeyi öğrendim. Bizler her şeyi yapabilecek güçte insanlarız. “Yapamam” dediğim zamanları hatırlıyorum da, bunu bana kim söyledi? Yapamayacağımı kim öğretti? Ne ile ne kadar baş edebileceğimi kim belirliyor benden başka? Neden bu kadar korkuyorum? Hep içimdeki o öğretilmiş ses çıkıyor karşıma. “Yapamazsın” diyor, hayır efendim, YAPABİLİRİM!

Yardım almayı öğrendim burada. Her zaman kendini yok sayıp başkalarına koşan Funda olarak artık alabiliyorum. Ve en büyük yenilik: HAYIR diyebiliyorum, sınırlarımı çizebiliyorum. Bunu yaparken de utanmıyorum, çünkü sağlıklı olan bu! Yine insanların yardımına çılgınca koşuyorum elbette ama müdahil olmayı bıraktım sonunda.

Yemek yapabildiğimi gördüm. Elim de lezzetliymiş bu arada, bunu da öğrenmiş oldum.

Kadın olduğumu hatırladım mesela. Türkiye’de kadın olunamıyor, Avrupa bu konuda çok daha özgür, güvenli ve öğretici.

Gerçek korkularımla da yüzleşiyorum mesela. Buraya geldiğimden beri karanlıkta uyuyabiliyorum. Belki de kendimi güvende hissetmemle alakalıdır, bilemiyorum.

İnsanlarla tanışırken kendimi saklamıyorum, aman ne düşünürler demiyorum, rahatsız edileceğime yönelik bir korkum yok, biriyle konuşurken endişe duymuyorum.

Daha sakinim, daha huzurluyum, daha mutluyum burada. Umarım İstanbul’a döndüğümde bu halimi koruyabilirim.

Kaldı 86 gün..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 20. Gün

Artık biraz da herkesin merak ettiği soruya yönelelim. Cinsiyet farketmeden tanıdığım tanımadığım tüm insanlardan aldığım özel mesajların ortak noktası hemen hemen şu:

“İtalyan erkekleri o kadar yakışıklılar mı?”

Değiller diyip yazıyı kapatırmışım sfskjglskjgls

Yani aslında kafanızdaki yakışıklılık kavramı nasıldır ya da bu soruya spesifik bir cevap nasıl verilir bilmiyorum. Çünkü hepimizin bildiği gibi bunlar göreceli konular. Hepimizin farklı istekleri var, farklı şeylerden hoşlanıyoruz. Birimiz sarışın, mavi gözlü birini görünce yakışıklı deriz, birimiz tatlı bir gülüşü varsa, diğerimiz fitse, bir diğerimiz sempatikse, bir diğerimiz uzun boylu olduğunda vs vs vs. Örnekleri çoğaltabiliriz. Fiziksel özelliklere pek takılan bir insan değilimdir, bana çok yüzeysel gelir o yüzden şimdiye kadar burada tanıştığım adamların ortak özelliklerinden bahsedeyim, belki ortaya ortak bir şeyler çıkabilir. Koca İtalya’ya referans olamam bu kadar kısacık zamanda ama Perugia’da tanıştıklarım için bir şeyler yazabilirim belki.

Bir kere inanılmaz neşeliler.

Konuşmaya başladığınızda kahkahasız bir an bile geçmiyor. Eğlenmeyi çok seviyorlar. Çok çok sıcaklar. İçiniz ısınıyor gerçekten. Her şeyle ilgili çok komik şakalar yapıyorlar. Ama burada bilmeniz gereken en önemli şey çok azı İngilizce biliyor. Yine de en azından bildikleri kadarıyla anlaşmaya çalışıyorlar. Aynı dili konuşup, anlamaya çalışmayanlar düşünsün! (Off tam bir ergen tweetine dönmedi mi şu an yaa. Geçiyorum =D)

Çok kibarlar.

Sizi rahatsız edecek hiçbir şey yapmamaya çalışıyorlar. Her şeyi soruyorlar. Hani centilmenlik diye bir kalıp vardır ya, gerçekten hakkını veriyorlar. Çok ilgililer, anlattığınız her şeyi merakla dinliyorlar.

Çok hızlılar.

Bir bakmışsınız ki konuşurken bütün sosyal mecralardan eklenmiş, telefon numaranızı falan da vermişsiniz. Neye uğradığınızı anlamıyorsunuz genelde =D

Kendilerine çok dikkat ediyorlar.

İtalyan erkekleri her yaşta kendilerine çok güzel bakıyolar. Perugia’nın coğrafik yapısından mıdır bilemiyorum -her yer yokuş ve her yer yürüme mesafesinde- ama tanıştığım herkes çok fit. Bir gün sadece çıktığım yokuşlar ve indiğim merdivenler ile ilgili yazı yazacağım. O kadar çok yürüyoruz ki, telefonumun sağlık uygulaması bile çıldırdı bu duruma. İsteseniz de istemeseniz de burada fit bir insana dönüşeceksiniz, bu kesin.

Ayrıca bazıları çok güzel giyiniyor. Slim kesimler slim kesim olalı böyle hakkı verilmemiştir diyip bu konuyu kapatıyorum.

Sizi bir yerlere davet etmekten çekinmiyorlar.

Bu durum biraz da karşılıklı gelişiyor sanırım. “Şuraya davet edersem ne düşünür?” falan gibi kalıplara sıkışmadıklarındandır belki de, bilemiyorum. İnanılmaz samimiler ve bir anda kendinizi tatlı bir göl gezisinde ya da güzel bir kahvecide bulabiliyorsunuz. Bunu da kesinlikle sizi rahatsız etmeden ve musallat olmadan yapıyorlar. Ve sizinle ilgileniyorlarsa çok cömertler. Bu da Türk erkekleriyle olan minik bir ortak özellikleri olarak burada bulunsun.

En önemlisini en sona bıraktım. HAYIR kelimesinden anlıyorlar.

Gerçekten en güzel özellikleri bu. İstemediğinizi anladıkları anda olay kapanıyor.

Madem bu kadar merak eden var, e daha çok tecrübe kazanayım bu konuyla ilgili ben de. Kendim için değil de hani, merak edenlere yardımı olsun diye tabii =D

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.