Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 60. Gün

Sonunda neredeyse 50 gün önce başvurduğumuz oturma izni randevumuz için “Questura” dedikleri yere gittik.

Zeynep’in randevusu 8.14’te benimki 8.28’deydi. 8.14 nedir ya? Çok komik değil mi? Erkenden kalktık gittik ve gördük ki o birimin açılış saati 8.14müş! Tabii ki hiçbir şey zamanında başlamadı. Şaşırdınız mı?

Bu kısmı sizin için yazıyorum değerli Perugia’yı seçmiş sevgili Erasmus öğrencileri! “Questura”ya gittiğinizde yanınızda mutlaka 4 fotoğraf, sağlık sigortanız ve pasaportunuzun aslı bulunmalı. Yoksa yandınız! Hele de bizim gittiğimiz saate randevu verirlerse, etrafta hiçbir şey olmadığı için çok çok uğraşırsınız. 4 fotoğrafın sadece ikisini kullanıyorlar ama yine de sizin yanınızda bulunsun. Sağlık sigortam tek kopya olduğu için fotokopi çektirmemi istediler, açık hiçbir yer bulamadık. İstanbul’da en son çıktı başına benden 4 lira alan amcayı aramadım tabii ama bu da enler arasında yer alabilir maceramda bence.

Memurlar kesinlikle İngilizce bilmiyor bir kere, baştan anlaşalım ve biraz da kafadan kırıklar. Bazı yönlerden (!) gerçekten bize benziyorlar. Oldum olası bu evrak işlerini sevmem zaten, gidip gelip bize bu konuda en benzeyen ülkeye düştüm =D Ayrıca benimle ilgilenen kadını başkaları da çıldırttı. 50 yaşlarında bir kadın geldi, “Massimo” diye birini arıyormuş, Massimo nerde diye diye benim kadını çıldırttı. Kadın en sonunda geldi, Massimo’ya telefon almış, bunu bırakacaktım dedi. Massimo belli ki genç, kanı kaynıyor falan. Ortada yok tabii! Benim memur kadın “Annesi misiniz?” diye sorunca ben bile gerildim. Değil tabi, annesi olsa böyle mi gelir? Sonra kadın da yüzü asık şekilde ortamı terketmek zorunda kaldı…

Dosyaları teslim ettikten sonra size verilen kağıtla parmak izi vermeye gitmeniz gerekiyor. Orada çok tatlı ve ilgili bir kadın vardı, asla hakkını yiyemem. Parmak izi verir vermez, geri dönüp size verdikleri kağıdı iade etmeniz gerekiyor. Bunu da yapınca işiniz bitiyor. Ama biz bununla yetindik mi? ASLA!

Aklımızda bin tane soru vardı. “Biz bunu nereden takip edeceğiz?” “Ne zaman haber alabiliriz?” “Şimdi biz taşındık ya, ama yurdun adresini vermiştik, bir şey olur mu?” Zeynep’in elinde bana verilmeyen bir kağıt vardı, o neydi, gerekli miydi mesela falan diye diye kendimizi başka bir ofiste bulduk. Çok şükür burada baya iyi İngilizce konuşan bir memur vardı. Bize o yardım etti. Kadın tüm sorularımıza teker teker güzelce cevap verdi. Adresimizi taşımamız konusunda her şeyi çok güzel anlattı.

Adres taşıma konusu başlı başına olaydı. Ev sahibimize ilişkin bilgileri vermemiz gerekiyordu. Zeynep adama mesaj attı ama kapı duvar. Ben tabii inanılmaz tedbirli bir insan olduğum için, kontratımız dosyalarımın arasındaydı. Her şeyi oradan bakıp doldurduk. Ve ANTİKRİMİNAL birimine gidip teslim ettik. Baya zili çalıp içeri giriyorsunuz ve zili çaldığımızda kapıdaki 4 adamın bize bakışlarını görmeliydiniz. Ufacık tefecik kızlar, yollarını kaybetmiş gibi napıyorlar burada der gibi bakıyorlardı. Orası daha bambaşka ve komik bir hikaye ama önce bunu bitireyim. Bizim enteresan ev sahibimiz, tırsmış bir şekilde ona haber vermeden hiçbir şey yapmamızı istediğini söyleyen bir mesaj atmış. Tabii biz eve dönerken attığı için bir hükmü yok. Bu adam kesin usülsüz kiraladı bu evi bize, o yüzden bu kadar tıstı adım gibi emindim. Daha sonra Zeynep, Andrey’inn ev sahibine mesaj atınca durum ortaya çıktı. Biz burada oturduğumuz için bunun ev sahibi tarafından yetkililere bildirilmesi gerekiyormuş. Bu adam kesin bunu da yapmadı. Tesadüfe bakın ki eve gelince emlakçımız yarın görüşmek için bize mesaj attı..

Bakalım bu iş daha nerelere uzanacak..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.