Erasmus, Günlük, Kendime Not

Döngüden Çıkamamak..

Çılgın bekleyiş yine başladı. Ben yine bana verilen düzeltmeleri yaptım, yine tezimi bitirdim, yine hocama mail attım. Bakalım bu kez beni görmezden gelmesi ne kadar sürecek…

Umarım bu kez beni utandırır da tezi kabul eder, ben de en kısa zamanda gidip tezimi sunarım ve artık mezun olurum. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, gerçekten sorun yaşamak istemiyorum artık. Bir daha da gerçekten Türkiye’de akademiye bulaşmak istemiyorum. Bıktım ya, canıma okudular. Ne akademik ne idari personel olarak kalmak istemediğim gibi, öğrenci de olmak istemiyorum artık. Cidden tiksindim. Sadece şu tezi vereyim ve mezun olayım istiyorum.

Kimbilir benim gibi kaç tane hevesi kırılmış, isteği kaçırılmış öğrenci vardır…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Geziler, Kendime Not

Gezilerim: 2. Bölüm

Gezilerimi yazmaya karar verdiğimde, her pazar gününe bir yazı denk getirmek şeklinde niyet etmiştim. Uzun uzun yazmak bir çok hikaye anlatmak istemiştim. Ama bir yandan tezim, bir yandan düğünler, diğer yandan da tembelliğim buna izin vermedi =)) Keşke daha önce bu yazıları yazmaya başlasaymışım ama! Zaman geçtikçe anılar soğuyor, yaşananlar unutuluyor. Keşke her şeyi zamanında belgeleseymişim kendim için. Neyse bakalım geç olsun, güç olmasın. İkinci bölüm ile devam edelim.

20181213_173739

Bu haftaki rotamız İspanya! Roma’dan Barcelona’ya 10 Euroya uçak bileti aldığımı biliyor muydunuz? 5 Euroya 10 Euroya uçak bileti alabiliyorsunuz arkadaşlar. Evet aşırı konforlu bir uçakta gitmiyorsunuz ama 10 Euro ya! 1 Saat konforunuzdan vazgeçiverin, ne olacak! O paraya Çanakkale’ye zor gideriz, öyle söyleyeyim. İnsanlar bu nedenle özellikle Avrupa’da çok gezebiliyorlar. İspanya’da ne kadar fazla İtalyan ile karşılaştık sayamadım bile. Çok güzel geziyorlar gerçekten…

İspanya’da Barcelona ve Madrid’i gezebildim. Her ne kadar Perugia’da, Happy Bar’ın karşısında yaşamış olmak, İspanyollar’dan soğumama neden olduysa da sanırım beni İspanya’dan kimse soğutamaz. O ne güzel bir memlekettir öyle! Valencia’sı, Sevilla’sı, Malaga’sı özellikle içimde kalmış olsa da umarım en kısa zamanda yolum tekrar oralara düşer de görmek istediğim her şehri görmüş olurum. Gönül isterdi ki Valencia’yı, Malaga’yı, Sevilla’yı da gezeyim hatta Portekiz’e geçeyim, Lizbon’u Porto’yu da göreyim ama bir türlü zamanımı ayarlayamadım. Bir sonraki sefere diyelim!

IMG-20181213-WA0081.jpg

Barcelona gerçekten harika bir şehir. Şehre ayrı, tarihine ayrı, mimarisine ayrı, havasına suyuna yemeklerine ayrı aşık oldum. Madrid’i de beğendim ama günün sonunda bir Barcelona değil! İspanya’ya gitmeden önce kendi Erasmus’unu orada yapmış bir arkadaşımı aradım. Ne dersin, önerilerin nedir diye ona sordum. “Yani Barcelona 3-4 günde gezilir ama Madrid maksimum 48 saattir” dedi. İyi ki her zamanki gibi burnumun dikine gidip kendi bildiğimi yapmışım. Bu kadar az kalsam kendimi asla affetmezdim sanırım. Bu yüzden bir daha kimseden bu kadar öznel bir konuda görüş almayacağım. Uygun fiyata konaklama yapılacak yerler, ulaşım araçları, yemek tavsiyeleri alabilirim belki ama gezilecek yerler konusunda bir daha kimseye sormayacağım. Barcelona için bana 10 gün bile yetmezdi büyük olasılıkla! O kadar güzel, o kadar güzel ki!

20181215_153720

Bir kere şehrin simetrisine bayıldım. Yürüyorsunuz yürüyorsunuz yollar bitmiyor, girdiğiniz sokağın hangisi olduğunu bile anlamıyorsunuz. Tam benim sevdiğim gibi. O kadar çok sokağına girdim çıktım o kadar çok caddesinde kayboldum ki anlatamam! La Rambla’sı ayrı, Barceloneta Plajı, ayrı Barri Gotic ayrı güzeldi. Gaudi’nin eserlerinden bahsetmiyorum bile. La Sagrada Familia, Casa Mila, Casa Batllo, Park Güell dediniz mi zaten biraz araştırsanız, her yerden ulaşabilirsiniz. Yalnız içlerini gezmek istiyorsanız kesenin ağzını açmanız lazım, belirtmeden geçmeyeyim. Benim favori alanım, Barceloneta Plajı oldu. Saatlerce oturup dalgaları dinledim, o kadar yenileyici ve güzel bir etkisi oldu ki anlatamam. Dilerdim ki 5 dakikada bir şal satan gençler etrafımı sarıp rahatsız etmesin ama yine de onlara rağmen her şey çok güzeldi.

IMG_20181215_133945_034

Barcelona’nın bir diğer güzel kısmı da parklarıydı. Bildiğimiz, aklımıza gelen anlamda bir park anlayışları yok. Yukarıdaki fotoğraf mesela, La Ciutadella parkından. İçinde her şey var, isterseniz yürüyün, isterseniz kitap okuyun, isterseniz etkinliğinizi yapın, isterseniz çocuklarınızla zaman geçirin. Her etkinlik için muhteşem bir alan. Yapılan bir etkinliğe ucundan kıyısından dahil olduğumu da ekleyeyim burada. Mevzu dünyaya bir iz bırakmaksa, elbette bunu en doğru kişiden yana durup yapacaktım!

20181215_133153

Dünyanın çeşitli yerlerinden insanların doldurduğu bu pankarta ben de ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en önemli sözlerinden biri olan “Yurtta sulh, cihanda sulh”ü yazarak destek oldum. Hayata bir iz bırakacaksak, doğru kişinin doğru izini bırakmalıyız diye düşünüyorum.

Barcelona’nın bu muhteşem güzelliklerini gördükten sonra Madrid’i burası ile kıyaslayacak bir şey yazmam mümkün değil. Madrid’in de kendi güzellikleri var ama bir seçim yapmam gerekirse oy hakkımı Barcelona’dan yana kullanırım. Elbette diğer ülkelere göre biraz daha pahalı bir ülke ama her şeyiyle çok güzel. Mutfağını biraz abartı bulduğumu söyleyebilirim. Belki de İtalya’dan oraya gittiğim için böyle hissettim, bilemiyorum ama ne paella’sı ne churros’u ne de tapası beni o kadar çekmedi. Ama içkilerine bayıldım. Tinto de Verano’su olsun Sangria’sı olsun gerçekten çok lezzetliydi. Yine olsa da yine içsem ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Bu Tez Biter mi?

Hava o kadar güzel ki!

Şu an tezimle uğraşmak yerine yapmak istediğim onlarca şey var.

Gezebilirim, şehir dışına yolculuk yapıp arkadaşlarımı ziyaret edebilirim, matımı alıp yoga yapabilirim, sinemaya gidebilirim, öğlen şarabı içebilirim, bunları evde de yapabilirim ya da kendime güzel bir yemek hazırlayabilirim. Ama ben tezimin şu son revizesini yapmak zorundayım…

Artık o kadar sıkıldım ki, bitsin de kurtulayım istiyorum. Akademiden nefret ettim ya, kusmak istiyorum o derece. Yaşadıklarımı buraya yazamıyorum. Ne olur ne olmaz şimdi tam mezuniyet arifesindeyim, topuğuma sıkmayayım. Bunu düşünmek bile üzücü farkında mısınız? Olay benim tezimle alakalı değil çünkü, kimi tanıdığımla ya da kiminle iyi geçindiğimle alakalı. Ben bu tezi kırk kere bitirirdim de ne bir tanıdığım var, ne de biriyle bu nedenle iyi geçinmeye niyetim…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

 

Erasmus

Erasmus Öğrencilerinin Güvenli Sığınağı: ESN

ESN yani Erasmus Students Network, pek bir şey bilmeden, bir ülkeden başka bir ülkeye giden Erasmuslu öğrencilerin hayatını olabildiğine kolaylaştıran bir oluşum. Tamamı öğrencilerden oluşan ve öğrencilerin öğrencilere yardım ettiği bu birliğin ortak özelliği, üyelerinin genel olarak kendi Erasmus dönemlerini geride bırakmış olmaları. En azından ESN Perugia için bu durum böyleydi. Kendi tecrübelerini, şehirlerine yeni gelen öğrencilere aktarıp, kimin neye ihtiyacı varsa orada oluyorlar.

Gördüm ki Erasmus olan her şehirde bir ESN oluşumu var. İstanbul dahil! Bana da onlara katılmam için bir mail attılar ama yardımcı olabileceğimi sanmıyorum. Hayattan parti dolu bir 6 ay çaldım, o bana yetti =)) Organize ettikleri partilerden bahsetmeyi en sonra bırakacak olursam eğer, ESNcilerin Erasmuslu öğrencilere ettikleri yardımın gerçekten ucu bucağı haddi hesabı yok. Oraya ilk gittiğimiz günden itibaren, evimizi bulmamıza bile yardım ettiler.  Hangi taksi durağını kullanacağımızdan nerede yemek yiyeceğimize, nerede kahve içeceğimizden nerede dövme yaptırabileceğimize, hangi hastaneye nasıl gidebileceğimizden alacağımız ilaca, faturamızı ödeyeceğimiz dükkandan alacağımız GSM operatörüne, postane için dolduracağımız belgelerden gezerken kullanacağımız ulaşım araçlarına kadar, aklınıza gelebilecek her konuda hayatın her alanında yanımızda oldular.

Bir şehirde yabancı olmanın en zor kısmı o şehrin yerlisi gibi yaşamayı bilmemektir. ESNciler de bu noktada devreye girip defalarca hayatımızı kurtardılar. Çöpü hangi sokağa atacağımı bile onlardan öğrendim.

Erasmus’un en eğlenceli partilerini borçlu olduğu oluşum ESN, düzenlediği kaynaştırma toplantıları ile de kimsenin yalnız kalmamasını, herkesin kendi arkadaş grubunu bulmasını sağlıyor. İlk partileri kaçırmayanlar kendi arkadaş ortamlarını kuruyorlar. Sona kalanlar gerçekten herkes dağıldığı için üzülebilirler, ilk etkinlikleri gerçekten kaçırmamak lazım. 

ESNcilerin etkinlikleri sadece bunlarla da kalmıyor. ESN Pisa mesela, muhteşem trekkingler, şarap, dondurma tadımları, klas etkinlikler düzenlerlerdi. Perugia’da otururken içim giderdi. ESN Perugia ise leş partileri ile ünlüydü. Gerçi ikinci dönemde şu an yaptıkları etkinlikleri kıskançlıkla takip ediyorum, harika etkinlikler yapıyorlar. İtalyan sineması geceleri, bowling turnuvaları, şarap tadımları, açık mikrofon geceleri, trekkingler, geziler.. Havalar da güzelleşti tabii, insanların da pek suçu yok. Hem bize de İtalyanca kursu açmışlardı, bizi de çevre şehirlere gezilere götürmüşlerdi, diğer ESNler ile birlikte toplu etkinlikler yapmışlardı. Haklarını o kadar da yemeyeyim.

Ve partiler.. Sabahlara kadar eğlendiğimiz, sabahlara kadar dans ettiğimiz çılgın ERASMUS partileri. Temalı Chocoparty (istemediğiniz kadar nutella ve krema), Zooparty (her yerde hayvan kostümlü/makyajlı insanlar) gibi partiler, temasız partiler, mekan mekan gezilen ve birer içki içilen PUBCRAWLlar derken eğlencemizin çoğunluğunu ESN’e borçluyuz.

Yine de bu kadarla kalmıyor biliyor musunuz? Anlaşmalı olduğu, indirim aldığımız mekanlar vardı. ESN’e bağlı olarak 10 Euro vererek çıkardığımız ESN Card bize hem Ryanair, Flixbus gibi ulaşım araçlarında, hem büyük restoranlarda hem de günlük takıldığımız kafe/barlarda indirim sağladı.

Yardım etmek, yardım görmek, böyle büyük bir şeyin içinde olmak harika bir histi. Hiçbir ESN Perugialı’nın bu yazıyı okumayacağını, okuyamacağını biliyorum ama yine de bu onlara bir teşekkür yazısı olsun istiyorum ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Hep mi Gül Bahçesiydi?

Şimdi dönüp bakıyorum da neler gelmiş, neler geçmiş, nler sığmış 6 aya.. Sadece 6 ay diyip geçmeyin, insan o kadar kolay adapte oluyor ki her şeye. İlk 15 gün yaşadığım korkunun yerini rahatlık ve mutluluğa bırakışı, şehirdeki yeni hayatıma alışmamla birlikte gelen güzellikler daha dün gibi. Daha fazla zamanım olsaydı da daha fazla kalsaydım keşke. Gelen günler neler getirir bilinmez ama yeniden gitmek için can atacağımı çok net biliyorum.

Peki kaldığım tüm süre boyunca her şey güllük gülistan mıydı? Hem evet hem hayır. Şu anda bulunduğum yerden bakınca elbette her şey güllük gülistanlık görünüyor ama tabii ki benim de orada yaşadığım süre boyunca karşıma çıkan sorunlar, aniden beliren zorluklar vardı.

Gerçekten, şükürler olsun ki benim başıma kötü hiçbir şey gelmedi. Yakın arkadaş çevremin başına da çok çok kötü bir şey gelmedi. Gerçi Berkeciğimin Barcelona’da cüzdanını çaldılar, Meltemciğimin dişi ağrıdı ama onlar da geçti gitti ve onların dışında çok şükür hiçbirimiz bir şey yaşamadan döndük. Güvendeydik, özgürdük, kendimizi ve etrafımızı keşfediyorduk. Bu sözleri okumak size nasıl geliyor bilmiyorum ama gerçekten özgürdük arkadaşlar. Bu yüzden oraya bu kadar kolay adapte olduk ve o yüzden bu kadar içselleştirip oralı gibi olduk. Gecenin 4’ünde kadın olarak bir yerden bir yere rahatça yürümek inanılmaz bir his! Ne giydiğinize karışılmadığı, gönül rahatlığıyla istediğinizi giydiğiniz, yolunuz kesilmeden istediğiniz yere gittiğiniz, rahatsız edilmeden istediğiniz şeyi içtiğiniz bir yerde olmak… Ahh ahh işte bu hissi tekrar yaşamak için her şeyimi verebilirim. Kadın olduğunu, insan olduğunu, özgür olduğunu, kimseye verecek hesabın olmadığını hatırlamak öyle muhteşem ki! Başka şekilde tanımlayamam.

Başka insanlar için belki dil bilmemek, yemek konusunda tutucu olmak gibi şeyler çok büyük zorluklar olabilir ama benim için bunlar zaten problem değildi. Gitmeden önce İtalyanca öğrenmiştim, İngilizce ile de pek problem yaşamıyorum. İtalyanca bilmeyenler için Perugia zor bir yer değil hem, hemen hemen herkes İngilizce de konuşabiliyor. Zaten dil bilmeden herhangi bir yere doğru yola çıkmanızı önermeyebilirim. Her ne kadar teknoloji gelişmiş de olsa, o adımı atıp atmamanız konusunda cesaretlendirici olamayabilirim. Yemek konusunda da İtalyan yemeklerine aşık ve değişik lezzetlere açık bir insan olarak sorun yaşamadım. Ama bu konuda da sorun yaşayanları gördüm.

Benim için zorluklardan biri paraydı. Türkiye’de bir şekilde kazandığın parayı orada harcayınca gerçekten mini mini hesaplar yapmak zorunda kalıyorsun. “Bunu almaya şu anda ihtiyacım var mı?” Orada çalışıp bir kazanca sahip olsanız gözünüze batmaz tabii ki ama belli ve limitli bir parayla gidince elbette bir şey alırken iki kere hatta üç kere düşünmeniz gerekebiliyor. Bir de ev masrafı var, fatura masrafı var, market-pazar masrafı var. Var da var =)

Bir diğer zorluk olarak, ev arkadaşlığı canımı sıktı diyebilirim. Hatta para hesaplarından daha çok sıktığını söyleyebilirim. Pek detay vermek istemiyorum ama eve çıkacağınız zaman o evi kiminle paylaşacağınızı iyi düşünmeniz, iyice tartmanız lazım, sadece bunu söyleyebilirim. Yabancılarla eve çıkmaktan da çekinmeyin, Türk’ün Türk’e yaptığını kimse kimseye yapmıyor bence. Günün birinde çok yanlış bir psikopata, pardon bir kişiye çok fazla ve çok gereksiz emek verdiğinizi görüp üzülebilirsiniz. O kişinin her zaman mı manyak bir psikopat olduğunu yoksa sonradan mı dönüştüğünü düşünüp durabilirsiniz. Sayılı günlerinizi gerçekten ondan kurtulmak için sayarak geçirmeyin sonra. İnanın bana ben yaşadım, o evden çıkmak ve sonra kendi evime dönmek hiç bu kadar rahatlatıcı olmamıştı ❤ Sanırım paradan da büyük problemim buydu. Orada her şeye dayanabilirdim de o evde yaşamaya devam edemezdim sanırım diyorum ve bu kısmı burada bitiriyorum.

Etrafım insanlarla dolu olsa da yaşadığım bir diğer zorluk da İstanbul’daki yakın arkadaş çevremi özlemiş olmaktı. Bir derdim bir sıkıntım olduğunda elbette Meltem ve Damla her zaman yanımdalardı ama yine de bir Sakiş’in tavsiyesini almak bir Nagiş’in sesini duymak isterdim. Ayrıca ailem de burnumda tütüyordu. Uzakta olduğum için insanları 4 kat daha fazla özlüyordum. Bunun çaresi de para tabii, çok param olsa 2-3 ayda bir Türkiye’ye gelsem, ne özlem kalırdı ne başka bir şey tabii =)

Ve tabii soğuk hava. Azılı düşmanım. Hiç bir zaman sevemedim, hiçbir zaman barışamadım. Of diyorum başka da bir şey demiyorum. Perugia’nın etrafı dağlarla çevrili olduğu ve pek kar yapmayan bir bölgede yer aldığı için inanılmaz soğuktu. Ben bir yaz insanı olduğum için bu durumdan ekstra etkilendim. Kaç kat pijama giyip yattığımı hatırlamak istemiyorum şu an.

Onun dışında gerçekten her şey güllük gülistanlık mıydı derseniz, evet her yer ama her yer gül bahçesiydi derim size.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.