Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 78. Gün

Perugia’ya gelip eve çıkacak olanlara tavsiyeler (Vol.1):

  • Lütfen araştırmanızı çok iyi yapın. Biz çok acele etmek durumunda kaldık. Evden memnunum ama yine de daha iyisi olabilirdi.
  • Öncelikle 6 ay kalacaksanız işiniz çok zor. Çünkü ev sahipleri burada 1 yıllığına gelen öğrencilere ev vermeyi tercih ediyor. Çok gezmeniz, çok insanla tanışmanız lazım. 6 ay kalacak olan bazı arkadaşlar, 1 yıl kalacaklarmış gibi davranarak yalan söylemeyi tercih ettiler. 1 yıl kalacağınızı taahhüt ettiğiniz bir evin kirası daha uyguna geliyor, ev sahibi bir çok kıyak da yapıyor. Genelde sözleşmeye evi boşaltacaksanız 2-3 ay öncesinden söylemeniz maddesi ekleniyor. O yüzden Şubatta çıkacak arkadaşlar, ev sahipleriyle bu ay yüzleşecekler. Ev sahiplerinin tepkilerini çok merak ediyorum.
  • Emlakçılar, kalacağınız ay kadar kiranın %10’unu bir demede alıyor, o yüzden umarım araya emlakçı girmeden ev bulabilirsiniz.
  • Özellikle eğer kış dönemi kalacaksanız, evin konumuna, ısı yalıtımına, penceresinin güçlü olmasına dikkat edin. Etrafı boş olmayan, aksine dipdibe bir sürü odadan oluşan sokaklardaki evlerden seçin. Perugia gerçekten çok soğuk, ben Ocak’ta giyerim diye getirdiğim her şeyi şu an giyiyorum. Korkunç bir durum. Kışın donarak ölmezsek iyidir.
  • Evin ışık alması bir başka önemli nokta. Bizim evimiz inanılmaz karanlık oluyor. Adam bize evi günün en ışıklı anında gösterince biz farkedemedik tabii. Ama karanlık ev depresif yapar gençler, evden çıkasınız gelmez. O yüzden mümkün mertebe aydınlık evlere bakın.
  • Merkeze konumu da çok önemli ama sakın ama sakın bar etrafında oturmayın. Bizim evin karşısındaki bar, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün dolu. 12’den sonra oluyorsa bile gece 2’den sonra müşterisi inanılmaz bol. Çünkü o saatlerde açık olan çok az yer var Perugia’da. İnsanlar sarhoş olup kapımızın önüne işiyorlar. Sesler, bağırışlar, şarkılar da cabası. Ertesi gün bir işiniz varsa yandınız. O yüzden uyku düzenim çok değişti burada. Ben de aşağı inip onlarla muhabbet ediyorum. Hepsi dağılınca eve gelip uyuyorum. Günümü de ona göre düzenliyorum. Diğer türlü bu kadar İspanyol ile mücadele etmem mümkün değil.
  • Size faturaları üstünüze almanız gerektiğini söyleyecekler, inanmayın. Ev sahibinizle de halledebiliyorlar, boşuna para vermeyin. Bir de evlerin fiyatlarını iyi gözlemleyin. 50 Euro verip her şey dahil bir evde oturabilecekseniz fırsatı kaçırmayın.
  • Faturaları sayaç sisteminden takip ederek ödeyebiliyorsunuz. Ama kat sayıları gerçekten değişken, ortalama falan alıyorlar. Çok saçma bir sistem. Su faturası 2 ayda bir geliyor, gaz ve elektrik de biraz o şekilde. Su bir ay 4 katsayısı ile çarpılmış, bir ay 5,25 ile. Gerçekten anlam veremediğim şeyler de görüyorum burada.
  • “Condominio” dedikleri bir çeşit aidat var, biz ödemiyoruz çünkü apartmandan ziyade bir aile evi bizimki, zaten ne merdiveni temizleyen var ne ışığı değiştiren =)
  • Evin eşyalı oluşuna da dikkat edin. Bazı evler de lambanın ampulü bile yok. Bir kira kadar da eve harcama yapmanıza gerek yok.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Biraz daha tecrübelendikçe yine yazacağım. Takipte kalın!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 77. Gün

Burada çöplerin çılgınlar gibi ayrıştırıldığını biliyor muydunuz?

Eve taşınana kadar ben bilmiyordum. Plastikler, camlar, kağıtlar ve organikler ayrı ayrı poşetlere konulup ayrı ayrı atılıyor. Bir turşu kavanozu düşünün, altı cam poşetine, üstü plastik ya da alüminyum oluşuna göre diğer poşete atılıyor. Her kategorinin belli bir poşeti var, atılması için belli günleri var. Mesela her aklınıza geldiğinde evdeki plastikleri atamıyorsunuz. Benim bulduğum lokasyon için salı ve cumartesi günleri plastik günleri. Organik çöpleri her gün atabiliyorsunuz ama camlar, plastikler ve kağıtlar için belli günlere uymanız gerekiyor. Örneğin camlar için çarşambayı beklememiz gerekiyor. Çöp poşetleri belediye tarafından veriliyor ve çöp arabası geldiğinde bir kod sistemi ile çöplerinizi atabiliyorsunuz. Size önceden verilen anahtarlık gibi bir cisim var, onun mutlaka yanınızda olması gerekiyor. Bunun dışında çalışanlar çok kibar ve güler yüzlü. Ayrıca yardımseverler. İtalya’nın en sevdiğim tarafı bu oldu. DERT YOK, TASA YOK, HERKES EĞLENCESİNDE ABİİİİİİ!

Bu çöp ayrıştırma ve belli günlere uyma olayının artı yanları olduğu gibi eksi yanları da var. Mesela kağıt çöplerin günü perşembe ve biz 3 perşembedir çöp saatinde evde değiliz. Evet çöp saati var, canımız her istediğinde de atamıyoruz çöpü. Bizim sokağımıza gelen çöp arabasını beklememiz gerekiyor. O da 18.55 – 19.15 arası bizim sokakta oluyor. Evimizde 4 poşet kağıt çöpü var. Umarım bu hafta atabiliriz.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 76. Gün

Hayatımda ilk kez bu kadar sık kütüphaneye gidiyorum desem inanır mısınız?

Türkiye’deyken ihtiyacım mı olmadı yoksa kalabalık mı gözümü korkuttu bilemiyorum ama burada her şey daha farklı benim için. bir kere kütüphaneler inanılmaz rahat ve çok sistematik.

Fotoğraflarda gördüğünüz kütüphane, “Biblioteca Umanistica” ismiyle anılıyor. Gitmeyi en sevdiğim kütüphane burası. Bunun dışında her fakültenin kendi kütüphanesi olduğu gibi, şehrin belirli yerlerine dağılmış ders çalışma alanları var. İnsanın çalışası geliyor gerçekten.

kütüphane3_fhd

Öğrencilere ücretsiz ve kaliteli bir internet bağlantısı da sağlıyorlar. Öyle her önüne gelen giremiyor tabi, önce uygulamasını yüklemeniz ve kendinizi uygulamaya tanıtmanız gerekiyor. Sonra size verilen QR kodunu kapıdaki cihaza okutup girebiliyorsunuz. Sınav zamanı çok dolu oluyor tabii. bu hafta tüm öğrenciler çalışacak yer aradığı için, Umanistica’da yer bulmak çok zorlaştı. Bu sistemin hem güzel hem kötü bir tarafı daha var. Kapasitesi belki 300 kişilik ama sistemde 150 olarak tanımlamışlar. Dolayısyla siz kahve almak için turnikeden dışarı çıktığınızda arkanızdan başka kişiler girmiş ve turnikeden 150 kişi geçmişse, birileri çıkana kadar kapıda beklemeniz gerekiyor ve bunu içeride tüm eşyalarınızın olması bile değiştirmiyor. Şarjınız mı bitti? Giremezsiniz! Telefonunuz yanınızda yok mu? Giremezsiniz! Mezun mu oldunuz? Giremezsiniz! İçerinin kapasitesi tanımlanmış kişi sayısına mı ulaşmış? Mümkünatı yok GİREMEZSİNİZ!

Ayrıca tüm kütüphaneler ve çalışma odaları inanılmaz aydınlık ve sıcak. Evden çok burayı tercih etmemin bir sebebi de bu. Diğer sebebi ise evde olduğumda içimden domestik bir kadının çıkması ve bana sürekli iş çıkarması. Hımm bulaşık birikmiş, hımm evi mi süpürsem, hımm burası tozlanmış mı acaba şeklinde yok yere kendime iş uydurmaya başlıyorum. O yüzden kendimi toparlar toparlamaz kütüphaneye gidip işlerimi halletmek beni çok mutlu ediyor.

Darısı tezime başlamamın başına…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 71. Gün

Buraya geldiğimden beri inanılmaz çok yiyorum. Zaten her öğünde ya makarna var ya pizza. Nutellaları, kruvasanları, kurabiyeleri falan saymıyorum bile. Ama kiminle görüntülü konuşsam, sen zayıfladın diyip duruyorlar bana. Neyi farklı yapıyorum diye düşündüm veee diyetimi açıklıyorum =D

Olay hareket etmekmiş arkadaşlar. Ben istanbulda 5000 adım attım mı şoka giriyordum off ne kadar yürümüşüm diye. Perugia’ya geldiğimden beri telefonum 10bin adımdan aşağısını görmedi. Burada toplu taşıma kullanmıyorum, diğer insanlar da pek kullanmıyor o yüzden genelde boş oluyor ve rahat binebiliyorsunuz. Ama her yer o kadar temiz, o kadar güzel, o kadar harika manzaralarla dolu ve o kadar rahat yürüyebiliyorsunuz ki kimse toplu taşımayı tercih etmiyor.

Yollar genelde yokuş ve bolca da merdivenli ama gerçekten yürüdüğünüze değiyor. Yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara. Yazının girişindeki fotoğrafı ben çekmedim, benim çektiğim fotoğrafların çözünürlüğü içime sinmedi, o yüzden internetten buldum. Merdivenlerin bitiminde uzakta gördüğünüz o sarı binaya çok yakın yaşıyorum ve inanın bu KOOCAAAAAA merdivenleri günde kaç kere inip çıktığımı kendim bile bilmiyorum. Sürekli hareket halinde olduğum için de zayıflıyorum anladığım kadarıyla. İstanbul’da olsam, bir yerden bir yere yürümek zaten eziyet, toplu taşıma ayrı eziyet, her şey ayrı eziyet. Böyle düşünmeye başlayınca gerçekten dönmek istemiyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 70. Gün

Yine istemeden verdiğim bir aradan sonra buraya bir soruyla dönüyorum.

Erasmus’ta aşk yaşanır mı sizce?

Perugia’daki 2 aylık gözlemlerime dayanarak söylüyorum, yaşanamaz. Belki daha uzun süre kalacak olsanız falan tamam da 6 aylığına kalbinizi açtığınıza değmez bence. Çok mu pragmatik bir bakış açısı oldu? Yanlış ifade etmek de istemiyorum aslında.

Zeynep ile Andrey’in ilişkisi bile bittiyse, tüm ilişkiler biter bence burada. Gerçi ikisi de çoktan başka denizlere yelken açtılar ama ahahahah. Fotoğraftaki çiçeklerin biri Andrey’den, diğeri Marco diye çok alakasız ve hikayesi bizimle devam etmeyen bir çocuktan ama ortak özellikleri ikisinin de Zeynep’e gelmiş oluşu ❤ Burda gençler çok hızlı azizim, yeni nesil bizim gibi değil, biz böyle miydik hey gidi! =D

Tabii ki çok güzel hikayeleri olanlar da var. Erasmus’ta aşık olup yıllarca devam ettirmiş olan var, evlenip çoluğa çocuğa karışmış olan var, ayrılmış ama hala arkadaş olup sevgiyle anan var. Var da var. Güzel örnekler her zaman her yerde var.

Biraz yaşla da alakalı bence. Ben mesela gerçekten birine kalbimi açarsam diye ödüm kopuyor. Eğlenmesine çok şahane eğlenebiliyorsun burada ama iş duygusal bap kurmaya gelince sıkıntı başlıyor. Bir de İtalya’da olmak ve karşındakilerin İtalyan olması durumu var tabii. Adamlar yanyanayken harikalar ama evinize dönünce hafıza kaybına uğramış gibiler, aramak sormak yok. İtalyan erkeklerine dair edindiğim en büyük negatif izlenim budur. Ve mesela sizi bir yere davet ediyorlar, sizinle bir plan yapıyorlar ya, arkası yok. O gün planı yaptı mı yaptı tamam sonrasında unutuyor o planı. Mesela bize bir akşam yemeği yapma sözü verildi, bizimle markete gitme sözü verildi, bana Spello’ya bir gezi teklif edildi, başka bir arkadaşa akşam bir şeyler içmek teklif edildi, bir başkasına yine bir Spello gezisi teklif edildi. Ama bu kadar. Devamı yok. Sen yazmasan, adam yazıp “Napıyoruz akşam” diye sormuyor. Sen yazarsan da çok büyük ihtimalle ekildiğini öğreniyorsun ahahahaha. Çok enteresan adamlar. O yüzden birlikteyken çok eğlenip, bir sonraki gün için bile yaptıkları tekliflerini kabul etmemek gerekiyor bence =D

Sevgilisi olup başka ülkeden buraya gelen adam da sapıtıyor, kadın da. İtalya o anlamda çok garip memleket. Biraz da genişler o anlamda. Duygusal olarak çabuk bağlanan biri değilseniz ya da herhangi bir düzenli ilişki peşinde değilseniz burası aşırı eğlenceli. Ama saydığım özelliklere sahipseniz, kalbinizi özenle korumanız lazım. Çünkü özellikle erkekleri kalp nasıl çalınır konusunda uzmanlık yapmış gibiler. O kadar güzel şeyler söylüyorlar, o kadar büyük jestler yapıyorlar ki, karşı koymak elde değil.

Önümde kalan aylarımı merakla bekliyorum. Günler neyi gösterecek bilmiyorum ama umarım çok güzel şeyler gösterir ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.