Erasmus, Kendime Not

Daralan Ruhum, Sayılı Günler, Belirsizlikler

Dün itibariyle bayram sona erdiğine göre, sıkıntılı Erasmus yazılarıma devam edebilirim bence. Yanımda insanlar varken, kalabalıklardayken aşırı kaçan hevesimin pek de farkında değilmişim gerçekten. Bayram boyunca bir kere bile Erasmus aklıma gelmemişti, canım ailem sayesinde ❤ Bugün yine korkuyla karışık kalp çarpıntılarıyla uyanınca bir anda farkına vardım. Hala ne yapacağım belli değil. Benim gibi planlı programlı, yer yer kontrol manyağı olabilen bir insan için bunlar ölümcül darbeler gerçekten. Her sabah 7 gibi uyanmamın baş nedeni bu. Ben çalışırken bile 8’den önce uyandığım gün sayısı çok azdır, öyle diyim.

Bu ayın 14’ünde vizeye başvurduğumda ekspress kargo için ekstra ödeme yapmış ve buna göre 17’sinde vizeme kavuşmayı umut etmiştim. Ama sağolsunlar Konsolosluk’ta beni pas geçtikleri için en iyi ihtimalle 27’sinde cevabımı alacağım. Boşuna hiç ekspresse falan para vermeyin arkadaşlar. Vizem çıkmışsa eğer haftaya bugün yolcuyum. Ama hala ne kalacak yerim var, ne gidince ne yapacağım belli. Plan yok, program yok. Bunlar da bende çılgınca anksiyeteye neden oluyor maalesef. Ayrıca beş gün içinde bir ton iş tamamlamam gerekecek. Nasıl yapacağım bakalım.

Vizem çıkmamışsa sevinecek hale geldim gerçekten. 200+ TLlik seyahat sigortam, 1000+ TLlik uçak ve tren biletlerim yanacak. Kaybım paradan olacak ama daha çoğu bereketiyle gelir umarım. Sadece gidip gezip dönmek istiyorum sanırım.

Her şey aslında oldukça kolay ilerlemişti, şu son 2 ay beni psikolojik olarak bitirdi. Evrak işinden, bürokrasiden gerçekten nefret ediyorum.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Önce Şifa Bulmak, Sonra Şifacı Olmak

Kendimle ilgili keşfettiğim en önemli şey ne olabilir diye düşünüyorum dünden beri.

30’lu yaşlar, kendi bilgeliğiyle geliyor, bunu bir yere not edelim bir kere. Bir güncelleme alıyorsunuz, hayata bakışınız, tepkileriniz, kararlarınız hatta o kararları verme şekliniz değişiyor. Değil yıldan yıla, aydan aya hatta haftadan haftaya değişiyor, gelişiyorsunuz.  Kendinizi arıyor, içinize dönüyorsunuz. Ne yaşamış, nasıl bu hale gelmişsiniz ona bakıyorsunuz.

Her zaman kişisel gelişimle alakalı biriydim ama 28 yaşından sonra iyiden iyiye bu kanala girdim. Çok okudum, çok seminer gezdim. Her ekolden kişiyle tanıştım. Hepsini dinledim. En çok da kendimi dinledim. Kendi kalbimi, iç sesimi.

Kendimle ilgili çok şey buldum, bir çoğuyla yüzleştim. Bir çoğunun tozunu alabildim ama içini açamadım. Yol uzun, meşakkatli. Hemen sonuç almak niyetinde değilim, alamayacağımı da biliyorum. Çünkü kendine keşfetme yolunun, ancak son nefesimizi verdiğimizde biteceğine inanıyorum. Öyle hemen buldum bitti gibi bir sonucu yok bunun. Bunu bilerek kendinizle oynama işine girişin, uyarmadı demeyin =))

Kendimle ilgili keşfettiğim, sürekli karşılaştığım ve her bulduğumda mutlu olduğum nokta şifacılık. Bunu lütfen fiziki olarak algılamayın. İnsanların ağrıyan yerlerine dokunup fiziki olarak iyileştirme gibi bir mucizem olsa, ne olurdum biliyorsunuz =D Benim bahsettiğim şey daha ruhani bir şey. Ben hep kendimi kırdım. En büyük zararı kendime hep ben verdim. Ama kırıldığım yerden de şifa buldum, kendimi iyileştirdim. Sonra baktım ki diğer insanlara da faydam dokunuyor. Kimseler benim kırıldığım yerlerden kırılmasın istiyorum ve sevdiklerime hep diğer yolu gösteriyorum. Aynı yoldan geçerek kırılmış olan varsa ona da destek oluyorum. Şifa verdikçe ben de şifa buluyorum. Bu yol gerçek dayanışmanın yolu ve bu yol o kadar güzel bir yol ki..

Bir şey öğrendiğimde, onunla ilgili her şeyi merak ediyorum. Gerçek bir bilgi oburuyum. Okuyorum, araştırıyorum, dinliyorum. Onunla ilgili her şeyi öğreniyorum. Öğrendikçe çevreme öğretiyorum ve onlar da çevrelerine öğretsinler istiyorum. Çevreme öğrettikçe onlardan da birşeyler öğreniyorum. Böylelikle gelişme ve öğrenme döngüsü asla kırılmıyor. Bir araya gelirsek gökkuşağını oluşturabileceğimize inanıyorum. Kötülük yapabiliyorsak, kollektif bilinci bulanık zihinlerimizle kirletebiliyorsak tam tersini de yapabileceğimizi düşünüyorum. Herkesin iyiliği seçebileceğini ve dünyaya şifayı da bizim verebileceğimizi biliyorum. Belki daha sonra bu konuyla ilgili daha uzun bir şeyler yazabilirim.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Karamsar Yazılara Son -En Azından Bayram Boyunca-

Adında “Harikalar Diyarı” geçen bir blog için ne kadar karamsar yazılar oldu, farkında mısınız?

Bunlara hep kolektif bilincin neden olduğuna inanıyorum. İnsanlar geriliyor, gerildikçe bu gerilimi yayıyorlar. En sakinlerimiz bile bu ruh halinden üstüne düşeni alıyor. Bizler de bu gerilimin yayılmasına katkıda bulunuyoruz. Hepimiz kötüyü düşünmeye ve ona ayna tutmaya çok meyilliyiz. Hepimiz aslında kendimizden ve potansiyelimizden çok korkuyoruz ve bu korkunun bizi küçük, güçsüz kişilere çevirmesine izin veriyoruz.

Halbuki herbir “Bittik, yandık, mahvolduk” diye düşünene karşı, bir kişi de “oh be şükürler olsun” dese, zincir bir yerde kırılacak. Ama hiçbirimiz bunun da bir yol olduğunu göremiyoruz. İyiyi düşünmüyoruz, iyiye yormuyoruz. Bu bir kültür ya da nesilden nesile aktarılan bir kod. Bilmiyorum ama bizim artık bunu kırmamız gerek, bunu biliyorum.

Her şey kollektifin suçu değil tabii ki. Öncelikle bireysel bazda bakmak lazım. Son 2 hafta, ben de o “bittik, yandık, mahvolduk”çulardandım. Ama bitmiyoruz, yanmıyoruz, mahvolmuyoruz. Hayatta her şey bizim için ve her zaman bir çıkış yolu vardır. Bu tarz korkuları ve endişeleri besleyerek sadece kendi potansiyelimizi bulma süremizi uzatıyoruz. Dünya dönmeye, insanlar yaşamaya devam ediyor. Bu on sene sonra da böyle olacak, yüz sene sonra da bin sene sonra da. Bir şekilde yaşam devam edecek. Nasıl bir değişim, dönüşüm, evrimleşme olur bilmiyorum ama yaşamın sonsuzluğuna inanıyorum.

Kafamızı kaldırıp biraz düşünsek, bir denize baksak ya da muhteşem bir hayal kursak, her şey değişir. Deneyelim mi?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Kendime Not

Kendime Not

“İnsanlar için neler yaptığını aralıklarla belirli süzgeçlerden geçir.” Ömrümde duyduğunuz/okuduğunuz en özensiz cümle olabilir bu. Ama bu aralar kendi içimde yine bir takım sorgulama hallerindeyim ben.

Bir durum için, birilerinden bana yardım etmesini istedim. O birileri de normal şartlar altında “Benden kolumu istese veririm.” diyebileceğim birileri bu arada. -ki gerçekten veririm. Ya da verirdim diyeyim artık. Benim için önemli üç kişiden istedim bu yardımı. Hepsi çok üzüldüğünü ama yardımcı olamayacağını belirtti. Herkesin hayatı, korkusu, başedebileceği şeyler farklı tabi. Kimi evli, kiminin çoluğu çocuğu var. Bir yerde dertler, kaygılar ayrı. Bana göre korkularının esiri olmuşlar, onlara göre ben kim bilir ne durumdayım…

Hele bir tanesi var ki, en anında kayıtsız şartsız yanında oldum ama ihtiyacım olduğunda bunu ona soramadım bile. Yapmayacağından çok emindim. Hatta kim yapar diye yardım istediğimde “Ben yaparım dememi bekliyorsun galiba” dedi bana. “Yahu ben senin götünden bile korktuğunu biliyorum, senden asla istemem” diyemedim açıkça. Nasıl sinirlenip içime attıysam şu anda buraya yazıyorum bunları.

Ama bana sorsalardı gerçekten yardımcı olurdum. 4’ü içinde elimden geleni yapardım. Yapmamak lazımmış diyip kine nefrete teslim olmayacağım tabii ki. Bu yazının amacı o değil. Yazının amacı asla bana yardım etmesini beklemediğim ama yine de bir umut yardım istediğimde “tabii ki seve seve” diyen 5. kişiyi bana hatırlatması. Diğerleri kadar sevmediğim, zıtlaştığım, etrafımdan etkilenerek çoğu zaman kötü gördüğüm 5. kişinin daha fazla şey söylettirmeden olur vermesi. En önemlisi bu. Ben her zaman insanlara iyilik yapmaya, ihtiyaç anlarında yanlarında durmaya devam edeceğim. Bu karşılık bekleyeceğim bir şey değil benim için. Çünkü karma her zaman yanımızda. Yardım etmeyeceğini düşündüğüm birinden destek aldım. Bunun ötesi yok!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

 

Erasmus, Günlük, İstanbul'da Yaşamak

Erasmus’un Bedeli III

Sonunda (Bu yazı dizisinde kaç tane yazı olur bilmiyorum ama istediği kadar sonunda diyerek başlayayım, asla sonunda olmayacak, hani bunu da kafamızın bir köşesine yerleştirelim de öyle devam edelim) okuldan “evet bu bizim öğrencimizdir” ve “evet Erasmus’a gideceğiniz biliyoruz” minvalindeki belgeleri aldıktan sonra, vize telaşı başlıyor bu kez de.

Samimi fikrimi soracak olursanız, konsoloslukların bu belgeleri bu kadar umursadığını sanmıyorum. Ooo bu kadar uğraştıysa verelim vizeyi gitsin bile diyor olabilirler. Ülkeler sadece başlarına kalmayalım istiyorlar. Ne zaman döneceksin, geldiğinde nerede kalacaksın, kendini geçindirecek paran var mı? Hepsine cevap gösterebiliyorsan tamam bitti. Bir de öleceksen bizi cesedinle uğraştırma, bir sigorta yaptır birileri gelip alsın Türkiye’den. Mevzular aslında bundan ibaret bence. Ama aracı kurumlarda hikayeler çok başka. Onlarca sayfa teminat istiyorlar sizden.

Bana kalırsa dünyada sınırlar kalksın, herkes istediği yerde oturma, okuma, yaşama hakkına sahip olsun. Ama inanın bu düşüncemle yazmıyorum bunları. 32 yaşında kendi parasını biriktirip, kendi istediği okula seçilmiş bir kadın olarak emekli babamı sponsor göstermek zorunda olmam sizce de komik değil mi?

Tabi bu arada işin şanından mıdır, yapmayanı insandan saymıyorlar falan mı bilmiyorum ama bu süreçte sizi kazıklamayan kalmıyor. En son sayfası 4 TL’ye çıktı alıyordum bir yerden. 50 kuruşluk çıktıyı bana 4 TL’ye alan amca, Euro 7 Tl’nin başındayken seyahat sigortan için kuru 7,84’ten sabitleriz diyen genç, 40 TL’ye 4 tane fotoğraf çeken adam..  Bunların hepsi aynı çarpık zihniyetin ürünü. Bundan 10 sene önce sahaflarda 12 TL’lik kitap için, “öğrenciyim abi 10 TL’ye olmaz mı?” dediğimde bana “öğrenci olmasa kime satıcam” diyip iğrenç iğrenç gülen abi de bunların bir üst soyu mesela.  Zor durumdaysanız sizi daha zora sokmak isteyen birileri mutlaka oluyor ya, en çok da ona üzülüyorum.

Vizenizin evrakları başvurduğunuz ülkelere göre ufak farklılıklar gösterse de temelde aynı mantıkla isteniyor: “BAŞIMIZA KALMA!”

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.