Erasmus

Erasmus Öğrencilerinin Güvenli Sığınağı: ESN

ESN yani Erasmus Students Network, pek bir şey bilmeden, bir ülkeden başka bir ülkeye giden Erasmuslu öğrencilerin hayatını olabildiğine kolaylaştıran bir oluşum. Tamamı öğrencilerden oluşan ve öğrencilerin öğrencilere yardım ettiği bu birliğin ortak özelliği, üyelerinin genel olarak kendi Erasmus dönemlerini geride bırakmış olmaları. En azından ESN Perugia için bu durum böyleydi. Kendi tecrübelerini, şehirlerine yeni gelen öğrencilere aktarıp, kimin neye ihtiyacı varsa orada oluyorlar.

Gördüm ki Erasmus olan her şehirde bir ESN oluşumu var. İstanbul dahil! Bana da onlara katılmam için bir mail attılar ama yardımcı olabileceğimi sanmıyorum. Hayattan parti dolu bir 6 ay çaldım, o bana yetti =)) Organize ettikleri partilerden bahsetmeyi en sonra bırakacak olursam eğer, ESNcilerin Erasmuslu öğrencilere ettikleri yardımın gerçekten ucu bucağı haddi hesabı yok. Oraya ilk gittiğimiz günden itibaren, evimizi bulmamıza bile yardım ettiler.  Hangi taksi durağını kullanacağımızdan nerede yemek yiyeceğimize, nerede kahve içeceğimizden nerede dövme yaptırabileceğimize, hangi hastaneye nasıl gidebileceğimizden alacağımız ilaca, faturamızı ödeyeceğimiz dükkandan alacağımız GSM operatörüne, postane için dolduracağımız belgelerden gezerken kullanacağımız ulaşım araçlarına kadar, aklınıza gelebilecek her konuda hayatın her alanında yanımızda oldular.

Bir şehirde yabancı olmanın en zor kısmı o şehrin yerlisi gibi yaşamayı bilmemektir. ESNciler de bu noktada devreye girip defalarca hayatımızı kurtardılar. Çöpü hangi sokağa atacağımı bile onlardan öğrendim.

Erasmus’un en eğlenceli partilerini borçlu olduğu oluşum ESN, düzenlediği kaynaştırma toplantıları ile de kimsenin yalnız kalmamasını, herkesin kendi arkadaş grubunu bulmasını sağlıyor. İlk partileri kaçırmayanlar kendi arkadaş ortamlarını kuruyorlar. Sona kalanlar gerçekten herkes dağıldığı için üzülebilirler, ilk etkinlikleri gerçekten kaçırmamak lazım. 

ESNcilerin etkinlikleri sadece bunlarla da kalmıyor. ESN Pisa mesela, muhteşem trekkingler, şarap, dondurma tadımları, klas etkinlikler düzenlerlerdi. Perugia’da otururken içim giderdi. ESN Perugia ise leş partileri ile ünlüydü. Gerçi ikinci dönemde şu an yaptıkları etkinlikleri kıskançlıkla takip ediyorum, harika etkinlikler yapıyorlar. İtalyan sineması geceleri, bowling turnuvaları, şarap tadımları, açık mikrofon geceleri, trekkingler, geziler.. Havalar da güzelleşti tabii, insanların da pek suçu yok. Hem bize de İtalyanca kursu açmışlardı, bizi de çevre şehirlere gezilere götürmüşlerdi, diğer ESNler ile birlikte toplu etkinlikler yapmışlardı. Haklarını o kadar da yemeyeyim.

Ve partiler.. Sabahlara kadar eğlendiğimiz, sabahlara kadar dans ettiğimiz çılgın ERASMUS partileri. Temalı Chocoparty (istemediğiniz kadar nutella ve krema), Zooparty (her yerde hayvan kostümlü/makyajlı insanlar) gibi partiler, temasız partiler, mekan mekan gezilen ve birer içki içilen PUBCRAWLlar derken eğlencemizin çoğunluğunu ESN’e borçluyuz.

Yine de bu kadarla kalmıyor biliyor musunuz? Anlaşmalı olduğu, indirim aldığımız mekanlar vardı. ESN’e bağlı olarak 10 Euro vererek çıkardığımız ESN Card bize hem Ryanair, Flixbus gibi ulaşım araçlarında, hem büyük restoranlarda hem de günlük takıldığımız kafe/barlarda indirim sağladı.

Yardım etmek, yardım görmek, böyle büyük bir şeyin içinde olmak harika bir histi. Hiçbir ESN Perugialı’nın bu yazıyı okumayacağını, okuyamacağını biliyorum ama yine de bu onlara bir teşekkür yazısı olsun istiyorum ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Macera Başladı: 94. Gün

Aslında niyetim tam 90. günde yolculuğumu yarıladığımda bunları yazmaktı ama yine yetişemedim tabi ki =)

Zaman ne çabuk geçiyor, bunu farketmek çok korkunç bir duygu yaratıyor. Endişe, sabırsızlık, korku ne ararsanız arka arkaya geliyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışmak da daha büyük stres yaratıyor. “Nereye gidiyorum?”, “Hayatımla neler yapacağım?”, “Yoksa geç mi kalıyorum?” bütün düşünceler bu sorular etrafında dönüp dolanıyor. Halbuki bu bir illüzyon, bu gerçek bir duygu değil. Bu bir beklenti, yanlış bir üzüntü hali. Sosyal medyada geçirdiğimiz zaman, bizleri arkadaşlarımızla, yakınlarımızla akrabalarımızla sanal bir yarış haline sokuyor. Bir şey görüyoruz, hemen kendimizi kıyaslıyoruz. Peki ama biz hayatta neler istiyoruz?

Burada bunu düşünecek çok zamanım oluyor. Hala tam bir yol haritası çizemedim, doğru, ama yine de ne istediğimi biliyorum. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek istiyorum. Bunun için bir düzene, bir kariyere, başka bir insana ihtiyacım olmadığını görüyorum. Toplumun dayattığı şeylerden çok uzaktayım. Yabancı olmayı, yabancı kalmayı seviyorum. Dayatmaları ve zorlamaları reddediyorum.

Burada geçirdiğim zaman zarfında kendime daha çok güvenmeyi öğrendim. Bizler her şeyi yapabilecek güçte insanlarız. “Yapamam” dediğim zamanları hatırlıyorum da, bunu bana kim söyledi? Yapamayacağımı kim öğretti? Ne ile ne kadar baş edebileceğimi kim belirliyor benden başka? Neden bu kadar korkuyorum? Hep içimdeki o öğretilmiş ses çıkıyor karşıma. “Yapamazsın” diyor, hayır efendim, YAPABİLİRİM!

Yardım almayı öğrendim burada. Her zaman kendini yok sayıp başkalarına koşan Funda olarak artık alabiliyorum. Ve en büyük yenilik: HAYIR diyebiliyorum, sınırlarımı çizebiliyorum. Bunu yaparken de utanmıyorum, çünkü sağlıklı olan bu! Yine insanların yardımına çılgınca koşuyorum elbette ama müdahil olmayı bıraktım sonunda.

Yemek yapabildiğimi gördüm. Elim de lezzetliymiş bu arada, bunu da öğrenmiş oldum.

Kadın olduğumu hatırladım mesela. Türkiye’de kadın olunamıyor, Avrupa bu konuda çok daha özgür, güvenli ve öğretici.

Gerçek korkularımla da yüzleşiyorum mesela. Buraya geldiğimden beri karanlıkta uyuyabiliyorum. Belki de kendimi güvende hissetmemle alakalıdır, bilemiyorum.

İnsanlarla tanışırken kendimi saklamıyorum, aman ne düşünürler demiyorum, rahatsız edileceğime yönelik bir korkum yok, biriyle konuşurken endişe duymuyorum.

Daha sakinim, daha huzurluyum, daha mutluyum burada. Umarım İstanbul’a döndüğümde bu halimi koruyabilirim.

Kaldı 86 gün..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 84. Gün

Burada da kendime bir dans kursu buldum.

Dans etmeyi gerçekten çok sevdiğimi ve çok istediğimi geçen sene keşfetmiştim. Türkiye’de yaklaşık 1 yıl kursa gittikten sonra buraya dönünce, dans etmeyi inanılmaz özlemeye başladım. Çılgın gibi Latin Partisi ararken, Facebook’ta bir dans kursu buldum. Hemen mail attım. Anında cevap verdiler.

Dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Kübalı Berthy ve aşırı yetenekli sevgilisi İspanyol Toni ile tanışma hikayem böyle başladı. Beni kibarca bir deneme dersine davet ettiler. İzlemek yasak, dans etmek zorundasınız. O kadar hoşuma gitti ve o kadar eğlendim ki, bir sonraki hafta hemen kursa kaydoldum.

Ben “yeni başlayanlar” sınıfına gitmiştim, derste dans edince “orta seviye” sınıfa geçmemi istediler. Henüz “ileri seviye” sınıf açmamışlar. Belki farklı adımlar vardır diye hem başlangıç hem orta seviye derslerine birden gidiyorum.

İstanbul’daki kursumda yaş ortalaması düşüktü, burada da tam tersi oldukça yüksek. İnsanlar gerçekten yaşamayı seviyorlar. 50 yaş üstü çiftler falan var, beraber gelmişler, beraber öğreniyorlar, beraber eğleniyorlar. Harika bence!

Geçen hafta onlarla beraber partiye de gittim. Beni arabalarına aldılar. Önce partiye götürdüler, sonra evime bıraktılar. Buradaki bu olayı seviyorum. Kimse gocunmuyor, herkes bir şekilde yardım ediyor. Gün yağmurlu mu, gel ben seni eve bırakırım; partiye mi gideceksin, gel ben seni götürürüm; süpermarkete mi gideceksin, otobüsle uğraşma gel beraber gidelim. Muhteşem ya gerçekten bayılıyorum!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 83. Gün

Ah Happy Bar..

Perugia’ya ilk gelip de bu evi bulduğumuzda bize kimse Happy Bar’dan bahsetmemişti. Evimizin tam karşısındaki Happy Bar, Perugia’daki en leş barlardan bir tanesi. Alkolü leş, sahibi leş, içi leş.. İnsanlar zaten dışarısında takılıyorlar sürekli.

Perugia’da en baba yer bile en geç 02.00’de kapandığı için Happy Bar bir yasal boşluk bularak biraz da alavere dalavereyle açık kalıyor. Bunu da gizli yapıyor. Gerçi aslında herkes biliyor ama alan memnun satan memnun durumu olduğu için kimse kimseye karışmıyor.

İspanyollar da doğuştan leş oldukları için (Bunu ben demiyorum, neredeyse tüm Perugia diyor) buraya bayılıyorlar. Her gece (Pazar ve Pazartesi hariç) Happy Bar’ın önünde toplanıyorlar sabahın ilk ışıklarına kadar içip, şarkı söyleyip, dans ediyorlar. Öyle ki bazen 03.00’te FUTBOL oynadıkları bile oluyor!

Bu durum bizi deli ediyordu tabii. İçip içip sokağımıza hatta kapımızın önüne işeyenler mi dersiniz, sokağa gelip “işini” yapan torbacılar mı dersiniz ne ararsanız buradaydı. Mücadele ettiğimiz de oldu. Mesela ev arkadaşım çişini yapmaya gelenlerin üstüne su dökme konusunda üstad oldu. Bense yeterli sabra sahip olduğum zamanlarda aşağı inip onlarla partilemeyi tercih ettim. En azından ses yüzünden değil de eğlendiğim için uyuyamadım ahahahah. Bir de oranın merdivenlerinde bir anım var ki.. Bakalım zaman geçtikten sonra onu nasıl hatırlayacağım. Aşağıdaki fotoğrafı sabah 5 sularında, bar kapanıp da kimse kalmayınca çekmiştim. Ortam bu yani, bar dedikleri şey bu….

IMG_20180923_044355_801

Ama tabii mahalleli için aynı durum geçerli değildi. Bazıları polisi aramayı tercih ediyordu. Polis de gelip 5-10 dakika takılıp gidiyordu. Bu böyle devam etti. Ta ki bugün Facebook’uma gelen bu etkinlik davetini görene kadar. Happy Bar kapanıyor! Bir devir bitiyor. Artık rahat rahat uyuyabileceğim. Kapıya mı işediler derdi bile bitiyor! Nasıl mutluyum anlatamam. Konuyla alakalı bir şarkı bile yazdım:

“Bye bye Happy Bar,
Bye Bye Spanish Guys,
Hello peaceful nights,
I think i’m gonna cry-y”
fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Filmler, Günlük

Macera Başladı: 82. Gün

Dün bir film gösterimine katıldım.

Erasmus’a geldim diye her gün partileyecek değilim ya! =)

Normal bir barın alt katını film gösterimleri, konserler ve belli etkinlikler için güzel bir salon haline getirmişler. 15 günde bir film gösterimi yapıyorlar. İlk filmleri Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak” filmiydi. (Nuri Bilge Seylan şeklinde telaffuz edebiliyorlar =)) Ona katılamamıştım ama bu kez Yorgos Lanthimos’un “Alpeis” filminin gösterimine katılabildim. Film gösterimleri ücretsiz, sadece film boyunca yiyip içtiklerinizi ödüyorsunuz. Evet film seyrederken yiyecek ve içki tüketebiliyorsunuz ve inanın bunu kimseyi rahatsız etmeden de yapabiliyorsunuz. Birden sinema salonlarındaki gürültülü şekilde patlamış mısır yiyen insanları düşünmeyin lütfen.

sinema_fhd.jpg

Film gerçekten muhteşemdi. Kalkıp da filmin tüm konusunu açık etmek istemiyorum ama ilerleyen günlerde aklımdakileri buraya dökecek başka bir yazı yazmak istiyorum. Film, hayatını kaybeden insanların yerine geçmeyi işe dönüştüren bir grup insanın hikayesini, benlik yitimi ve başkalarına hayatına olan özlem gibi kavramlarla inanılmaz güzel harmanlayarak anlatmış. Gerçekten çok sevdim.

Bir sonraki film, bir müzisyenin hayatını anlatacak dediler. Heyecanla bekliyorum bakalım şapkadan ne çıkacak.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.