Günlük, Kendime Not, İstanbul'da Yaşamak

TEZ ÇIKMAZI – Bölüm II

Çıkmaz haline gelmiş tezimin hikayesine devam edelim mi? Bence edelim. Aynı durumda olanlar varsa onlar da gelsinler hatta, dertleşelim. En son yeni tez hocamda kalmıştık. Oradan devam edeyim.

Yeni tez danışmanımın, ilk yüksek lisans tez öğrencisiydim. Ah bu konu hakkında anlatmak istediğim neler var neler, ama yazmam, yazamam. Hep gazeteci olmak istemişimdir biliyor musunuz? Neredeyse 20 sene önce Aydın Doğan Lisesi’nin kapısından ilk girdiğimde amacım gerçek bir gazeteci olabilmekti. O zamanlar gazetecilik çok erdemli ve eğlenceli bir meslekti. Şimdi her şey o kadar hızlı değişti ki ne gazeteciliğin erdemi kaldı, ne de gazetecilik yapmak için üniversite bitirme gereksinimi. Herkes kendi mecrasında gazeteci şu an ama hiçbirimiz yazmak istediklerimiz konusunda özgür değiliz. Kıçı kırık bir akademik meseleyi yazarken bile bin kez düşünüyorum şu anda. Bana geri dönüşü olur mu diye…

Kasmalar, kasıntılar, tacizler, yazan hariç kimsenin bir cümlesini bile okumadığı tez taslakları, “kaynakça”na girmek için pusuda bekleyen ve seninle alakası olmayan çakallar, fotokopicilere çıktı almak için harcanan servet derken sunum günüm geldi çattı. Yoluma taş koyan olur mu diye düşünmekten mideme kramplar girmişti. Öyle ya, arka planda neler neler dönüyordu, bu işten tertemiz çıkabilecek miydim çok merak ediyordum. Bir hocadan da oldukça şüpheliydim. Bana o kadar fazla düzeltme vermişti ki doğruya doğru başta inanılmaz hayal kırıklığına uğramıştım ve bana red oyu vereceğini düşünmüştüm. Bunları düşüneceğime hocanın verdiği düzeltmeleri yapmaya odaklandım, tezimin her bir kelimesini resmen yuttum. İçinden en ufak bir tanım bile sorsalar, alıntılarla cevaplayacak haldeydim. Annemle birlikte bütün gün dua ediyorduk. Bazı mevzulardan dolayı bu iş artık bir gurur meselesi haline gelmişti benim için.

Sonunda erkenden kalkıp, ikramlıklarım, sunumlarım ve tüm dosyalarımla birlikte kendimi okulda buldum. Heyecandan bayılmak üzereydim. Tez danışmanımla buluştum. Saat 11.00’de olan sunumuma 11.40 gibi başlarken hem gergindim hem de en kötü -benden önce sunumunu bitiren genç arkadaş gibi- düzeltme ve ek zaman verirler diye kendimi sakinleştirmiştim. Ucunda ölüm yoktu ya, zaten maksimum 13 Eylül’e kadar enstitünün öğrencisiydim. En fazla atılırdım.

Neyse… Sonunda sunumumu bitirdim, hocalarım beni dışarı çıkardı. Yeniden içeri çağırdıklarında ufak tefek düzeltmeler için öneriler verip 3 evetle uğurladılar ahahahaha. Sonra tabii bir tanesi ufak çakallıklar peşindeydi ama ses etmedim. Sonrasında da bir takım evrak koşturmacaları oldu. Aradığım binalar taşınmış, insanlar izne çıkmış falan. Mükemmeldi (!) her şey gerçekten. Ama şükürler olsun ki artık bitti. Bu hafta gidip mezuniyet belgemi alacağım.

Bu yazıyı baya yazı dizisi haline getirip, 7 yıl boyunca karşılaştığım tüm usülsüzlükleri tek tek anlatmak istedim aslında. Ama okuduğum forumlarda, içinde bulunduğum Facebook gruplarında hemen herkesin benzerlerini yaşamış olduğunu görüyorum. Bu yazıya yazmak isteyip de yazamadığım ama şahit olduğum o kadar fazla usülsüz davranış oldu ki, bir daha bırakın doktora falan yapmayı akademiye dair hiçbir şey duymak istemiyorum. En azından uzunca bir süre. İnsanların şevkini kırıp, liyakati olmayanlara etiket dağıtmak dışında bir işlevi kalmamış. Geçen gün üniversitelerin verdikleri ilanlara bakıyordum. İngilizce Edebiyatı bölümüne, radyo sinema televizyon mezunu birini arıyorlardı biliyor musunuz? Gördüğüm tek absürd şey bu değil tabii, fotoğrafçılık bölümüne işletme mezunu falan da arıyorlar falanlar filanlar. İlanlardaki tek eksik, açıldığı kişinin ismi… Gel de üniversite eğitimine güven, gel de akademide kalmak iste hadi…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Advertisements
Günlük, Kendime Not

TEZ ÇIKMAZI – Bölüm I

Çok uzun zamandır buralarda yokum. Çünkü tüm zamanımı ve enerjimi tezimin bitmesine adadım. Türkiye’nin genelinde bu iş nasıldır ya da İstanbul’daki tüm üniversiteler böyle midir bilmiyorum ama gerçekten çok yoruldum. Bıktım. Tükendim. Üniversitenin önünden bile geçmek istemiyorum. Akademiye girmemin önüne geçmek isteseler ancak bu kadar başarılı olabilirlerdi. Üniversitede 7 sene çalışınca insandaki akademik kariyer hayalleri zaten birer birer kırılıyor, ama tezini bitirmeye çalışan biri sadece akademik kariyerden değil, hayattan bile soğuyor. Odasında yaşlandıklarınız mı yoksa umrunda olmadıklarınız mı daha kötü diye sorarsanız kesinlikle EGOSU İSTANBUL’DAN BÜYÜK OLANLAR DERİM. Onlar apayrı bir kategori, en üstte incelenmeliler. Ben onları en son anlatacağım, mümkünse savunmamı yaptıktan sonra….

Şöyle düşünün bu benim 7. senem. KOSKOCA 7 sene. Çalışıyor olmama rağmen, tüm derslerimi ilk senede hem de pek fena olmayan derecelerle verdim. Ama tez zamanı gelince ilgilenen kimse olmadığı için -DANIŞACAĞIM KİMSE olmadığı için- ve de o zamanlar atılma olmadığı için biraz ara vermek istedim. Yıllar içerisinde ciddi şekilde 4 kere teze dönmek istedim. 4’ünde de danışman hocam beni tezden soğutmayı başardı. Konular buldum, başlıklar değiştirdim, olmadı. Danışmanıma bir türlü ulaşamadım. Aradım, açmadı. Mail attım, cevap vermedi. Facebook’tan yazdım, gördü ama cevap yazmadı. Ben de bana asla dönmeyen “sevgili danışmanım”ın ders günlerini öğrendim. Bir sabah okula gidip 2 saat ders verdiği amfinin önünde bekledim. Kapıdan çıkıp da beni gördüğünde bana söylediği ilk şey “randevu aldın da mı geldin, işim var benim!” oldu. Hocam size ulaşamıyorum, başka ne yapacağımı bilemedim dedim. Mail at benden haber bekle dedi. Mail attım, ama o yine aylarca hatta yıllarca mail atmadı.

Peki tez hocamla neden böyle bir ilişkim var? Buna vereceğim cevap için bir hikaye anlatmam lazım. O da çoook uzun bir hikaye, belki başka bir zaman yazarım. Ama özetle mevzu şu, danışmanım tüm öğrencilerinden fayda görmeyi hatta onları sağmayı seven bir adam. Ben de haksız yere kimseye fayda sağlamayı sevmeyen hatta böyle durumlardan nefret eden bir insanım. Çalıştığım birim itibariyle benden birtakım “iyilikler” istedi, ben de yapmadım. Zira istesem bile yapamazdım, çünkü orası en azından o dönemler için “Dingo’nun Ahırı” değildi ve kafama göre birinin işlerini göremezdim. O da bu olaydan sonra beni sildi sanırım ki asla benimle ilgilenmedi. Hiçbir zaman resmi olarak kendisini de değiştiremedim çünkü bu konuyu kime danışsam, o hoca bu olayı kişisel algılar, jürine gelir, sorun yaşarsın dedi. Bu nedenle tez danışmanımı değiştiremedim.

Böyle böyle 7. yılıma geldik. 7. yılımda işten ayrılıp teze dönünce, üstüne bir de Erasmus’a gidince, ben tekrar danışmanımla iletişime geçmeye çalıştım. Alttan aldım, çok kibardım, ona ne kadar ihtiyacım olduğunu yazdım, elimden geleni yaptım. İki kez maillerime döndü sanırım, ki o zamana kadar bile 5bin kez mail atmıştım ona herhalde skgjlsgkjsj Dilimin akademik olmadığını söyleyip alakasız düzeltmeler verdi. Düzeltmeleri yaptıkça gönderdim, başka düzeltmeler verdi. Öyle ki “değiştir bu başlığı bu başlık olmamış” dediği başlığı, kendi önerdiği başlıkla değiştirdim gönderdim. Bir kaç ay sonra attığı mailde yine “bu başlık olmamış, bu ne değiştir bunu” dedi. Türkçe bölümünde görevli arkadaşlarımdan tezimi okumalarını rica ettim, dürüst olmalarını istedim. Bilin bakalım ne oldu? Akademik dilimi başarılı buldular…

Ben bu danışmanla ne yapacağım diye kendimi yerken aylar geçiyordu. Yaz içerisinde mezun olmam gerektiği söylenmişti ve zamanım azalıyordu. Sonunda okula gitmeye karar verdiğimde Nisan ayının son haftasıydı. Beni okulda gören arkadaşlarım “seni kime vermiş?” diye sordular. “O ne demek ya?” dedim. “Bilmiyor musun, hoca emekli oldu, sizleri de başka danışmanlara dağıttı” dediler. Bu durum Şubat ayında falan belli olmuş. Düşünsenize, üç aydır deli gibi iletişime geçmeye çalışıyorum. Kapı duvar…. Yahu insan insafa gelmese bile, yeter beni taciz etme, yeni hocan bu, git onu taciz et demez mi? Artık bana dert olma demez mi?

Hemen yeni danışmanımı öğrendim, gidip tanıştım ve durumumu anlattım. Çok tatlı, çok iyi niyetli bir insandı ama çalışma konusunda iyi bir ekip olamayacağımızı çünkü onun zayıf olacağını düşündüm. Yine de derin bir nefes alıp tezimi gönderdim. Bu arada eski danışmanımdan o hafta haber aldım. Ama bana yardımı olsun diye değil tabii ki! Emeklilik yemeği için açılmış bir Whatsapp grubuna eklemiş beni. Katılım durumu belirtip IBAN gönderilen bir gruba yani…..

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük, Kendime Not

Döngüden Çıkamamak..

Çılgın bekleyiş yine başladı. Ben yine bana verilen düzeltmeleri yaptım, yine tezimi bitirdim, yine hocama mail attım. Bakalım bu kez beni görmezden gelmesi ne kadar sürecek…

Umarım bu kez beni utandırır da tezi kabul eder, ben de en kısa zamanda gidip tezimi sunarım ve artık mezun olurum. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, gerçekten sorun yaşamak istemiyorum artık. Bir daha da gerçekten Türkiye’de akademiye bulaşmak istemiyorum. Bıktım ya, canıma okudular. Ne akademik ne idari personel olarak kalmak istemediğim gibi, öğrenci de olmak istemiyorum artık. Cidden tiksindim. Sadece şu tezi vereyim ve mezun olayım istiyorum.

Kimbilir benim gibi kaç tane hevesi kırılmış, isteği kaçırılmış öğrenci vardır…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.
Günlük, Kendime Not

Bu Tez Biter mi?

Hava o kadar güzel ki!

Şu an tezimle uğraşmak yerine yapmak istediğim onlarca şey var.

Gezebilirim, şehir dışına yolculuk yapıp arkadaşlarımı ziyaret edebilirim, matımı alıp yoga yapabilirim, sinemaya gidebilirim, öğlen şarabı içebilirim, bunları evde de yapabilirim ya da kendime güzel bir yemek hazırlayabilirim. Ama ben tezimin şu son revizesini yapmak zorundayım…

Artık o kadar sıkıldım ki, bitsin de kurtulayım istiyorum. Akademiden nefret ettim ya, kusmak istiyorum o derece. Yaşadıklarımı buraya yazamıyorum. Ne olur ne olmaz şimdi tam mezuniyet arifesindeyim, topuğuma sıkmayayım. Bunu düşünmek bile üzücü farkında mısınız? Olay benim tezimle alakalı değil çünkü, kimi tanıdığımla ya da kiminle iyi geçindiğimle alakalı. Ben bu tezi kırk kere bitirirdim de ne bir tanıdığım var, ne de biriyle bu nedenle iyi geçinmeye niyetim…

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

 

Günlük, Kendime Not

Sürekli Erteleme Hastalığı

Siz de sürekli bir şeyleri erteliyor musunuz? Ha bugün yaparım ha yarın yaparım derken, listeleriniz üstü çizilmemiş maddelerle dolu halde mi kalıyor? Dünyama hoş geldiniz o halde.

Son yıllarda, gittikçe sıklaşan bir şekilde bir şeyleri erteliyorum. Biliyorum bugün işimi yapsam, yarın diğer şeylere rahat rahat zaman ayırsam daha iyi olacak ama bir türlü bu düşünceyi hayata geçiremiyorum. Bir bakıyorum çok alakasız ve önceliği olmayan başka başka şeylerle uğraşıyorum. Yapmam gereken şeyin yüzüne bile bakmıyorum. Zaman geçiyor.

İşte her şeye isim bulma tanrıları buna da bir isim vermişler, “procrastination” demişler. “Sürekli erteleme”. İş yerindeyken bununla asla karşı karşıya kalmadım, bir kere bile işimi ertelemedim, iş benim için her zaman ilk plandadır çünkü. Ama kendimle ilgili bir şeyde, özellikle de tezimde bunu çok yaşadım. Tez yazacağıma dizi izledim, tez yazacağıma bulaşık makinesi yerleştirdim, tez yazacağıma normal zamanda asla aklıma gelmeyecek arkadaşlarımla buluştum, tez yazacağıma koleksiyon yaptım, tez yazacağıma kütüphanemi düzenledim vs vs vs şeklinde asıl yapmam gereken şeyin yani tezimi yazma işimin önüne bir ton şey koydum.

Şimdi yine aynı durumdayım. Yıl bitmeden tezimi teslim etmem lazım, yoksa atılıyorum artık. Bunun için hocamın verdiği düzeltmeleri bitirmem gerekiyor. Ama mesela gördüğünüz gibi oturdum kısa da olsa, yarın sabah 10.00’da yayınlanacak olan bu yazıyı bloğa yazıyorum. Saat şu anda 19.39 ve bu saate kadar tezimle ilgili hiçbir şey yapmadım. 4 gündür belki daha fazladır ulaştığım sonuçları yazmaya başlamam gerekiyor. Hala hiçbir şey yazmadım. Bu yazıyı yazdıktan sonra da yemek yiyeceğim, belki sonra duş alırım. Sonra yoruldum diye bir bölüm dizi izlerim. Sonra kayıt olduğum İngilizce programının canlı dersine katılırım derken uyku vaktim gelir. Hadiiii bugün de tezim için hiçbir şey yapamamış olurum. Bir gün daha uçtu ellerimden. Bu kalıbı nasıl kırabilirim bilmiyorum. Teslim günüm yaklaştıkça kendimi sıkışmış hissediyorum boşu boşuna.

“The best way to get something done is to begin” diye bir alıntı görmüştüm geçenlerde.  “Bir şeyi yapmanın en iyi yolu başlamaktır” anlamına geliyor bu. Çare başlamak, ama nasıl?

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.