Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 5. Gün

Yurtdışında bir yere gittiğinizde en önemli sorunlardan biri de telefon hattı. Bir kere interneti olması gerek, belki biraz dakikası, belki sms’i vs vs. İtalya’ya geldiğimde her bulduğum öğrenciye en az on kez GSM operatörleri ile ilgili sorular sormuşumdur muhtemelen.

Mesela TRE diye bir operatör var, inanılmaz güzel tarifeleri var ama kendi vatandaşlarına. Yani henüz belli bir yerimiz yurdumuz, bir banka kartımız ya da herhangi bir şeyimiz olmadığı için TRE’yi es geçmek durumunda kaldık.

ILIAD diye başka bir GSM operatörü var. Ayda 7 Euro’ya 40 GB internet veriyor. Ama Perugia’da sadece bir satış alanı var, o da bulunduğum yere oldukça uzaklıkta bir süpermarketin otomatında. TRE bin tane belge isterken, Iliad’ın otomattan alınmasını çok anlamamış olsak da o kadar uzağa gitmek istemedik.

En çok bilinen ve en kaliteli olduğu söylenen TIM, Turkcell’den farksız. 30 GB açılış ücreti istiyor, ilk 3 ay 30 GB, sonraki 3 ay 10 GB internet veriyor ve bunlar için aylık 10 Euro daha istiyor. Ayrıca hattı en yakın 4 gün sonra açabileceğini söylüyor. Sessizce terkettik orayı.

Vodafone’dan bahsetmiyorum bile..

Sonunda seçimimizi Wind’den yana kullandık. Yine açılış için ücret istediler tabii. Kapıyı 30 Euro ile açtılar ama biz arkadaşlarımızdan 25 Euro olduğunu duymuştuk diyince satıcı geri adım attı. 25 Euro açılış bedeli sonrası, her ay 20 GB internet + 1000 dk İtalya içi konuşma aldık ve bunlar için aylık 9 Euro ödeyeceğiz. Benim hattı geç takmam sonucu ertesi gün açıldı ama Zeynep’in hattı 2 saat içinde açılmıştı. En azından günlerce beklemedik.

Şimdi bunları da telefonumdan laptopa bağladığım o internetten yazıyorum. Çünkü yurtta hala Wi-Fi yok (Offf). Her gün yarın hallolacak diyorlar. İtalyanlar için Avrupa’nın Türkleri dendiğinde pek inanmamıştım. Keşke inansaymışım.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 4. Gün

Bugünün konusu ev arama.

Kirli, soğuk ve uzak olma konularından sonra yurtta uzun süre kalamayacağımı anlayınca ev bakmaya başladım. Zaten Erasmus Koordinatörü olan kadın da yetişkin olduğum için yurtta belli süre kalmamı önermişti. Aslında önermek bir yana, beni baya korkutmuştu diyelim.

Aslında ev aramak eğlenceli, bir sürü insanlar tanışıyorsunuz. Ayrıca ne olursa olsun şu an yine tuzum kuru, akşam kalabileceğim bir yer var. Olmadı hostele gidebilirim, olmadı “severler!” diyip eve dönebilirim. Ama gerçekten ihtiyacım olsa sokaklarda ağlardım sanırım. Şu an çok muhtaç olmadığım için işin geyiğindeyim tabii.

Öncelikle şunu söyleyeyim gördüğüm kadarıyla Perugia’da yaşam inanılmaz rahat. Yani insanlar burada kolaylıkla ev ve araba sahibi olmuşlar. Turist olarak gelsem doya doya yer içer gezerim ama daha geniş fotoğrafta turist olmayı planladığım için dikkatli harcama yapmaya çalışıyorum. Yine de bizim öğrencilerimiz ile onların öğrencilerinin sahip olduklarını karşılaştırdığımda üzülüyorum. Bizler neden böyle yaşayamıyoruz?

Evleri Facebook üzerinden bulmaya çalışıyoruz. Öğrencilere ve çalışanlara ev kiralamak için bir çok grup açmışlar. İlk tanıştığımız kişi çok tatlı ve genç bir adamdı. Bize evi gösterdi, üstüne aldı bizi gezdirdi, geldi yurttaki odamızı kolaçan etti, sonra tekrar gezdirdi, bıraktı etti falan. Baya eğlendik onunla. Hatta ben “Türkiye’de olsak kesin yürümüştü, ne kibar çocuk! Demek ki İtalya’da bu işler böyle” diye düşünmüştüm.  Çünkü ben Türk gruplarına yazdığımda ya yardım etmiyorlar ya yardım etmek ayağına asılıyorlar ya da yardım umurlarında olmuyor, vakit kaybetmeden asılıyorlar. Genelde işler böyle yürüyor hepiniz bilirsiniz. Bu çocuk da ertesi gün Zeynep’e çıkma teklif etti ama çok tatlı bir şekilde ve itici olmadan, zorlamadan. Böyle bir dünya mümkünmüş kadınlarım!

Ev bulmadaki temel sorun şu ki, bütün ev sahipleri 1 yıllık kontrat yapabilecekleri kiracı arıyorlar. Bizse 6 aylığına buradayız. O yüzden sıkıntı yaşıyoruz. Bu konuda siz gidince kalacak 2 kişi bulun diyen de oldu, ev sahibine yalan söyleyin, 1 sene kalacağız diyin 5. ayda sözleşmeyi fesh edin ve gidin diyen de. Burada da insanların birbirini kazıklama sevdası tam gaz devam ediyor anlayacağınız.

Bir ara dinlenmek için bir merdivene çöktüğümüzde torunu ile birlikte yaşlı bir kadın geldi. Size yardım edelim mi dedik, istemedi. Ne yapıyorsunuz, öğrenci misiniz diye sordu. Evet ev arıyoruz, diyince benim kızım öğrencilere ev kiralıyor, bekleyin birazdan gelir dedi. Kızı geldiğinde tanışırken ismimi söylediğimde, Funda, evet, seni hatırladım, Facebook’tan ev için yazmıştın bana değil mi dedi. İnanılmaz bir hafıza! Tabi yine patladık o ayrı, o da şu bir yıl olayını tekrarlayıp durdu. Ama Ekim ayında bir şansımız olabilirmiş. ekim itibariyle kimse 1 yıllık kontrat için gelmiyormuş, belki ev sahipleri 6 aya da ikna olur dedi.

Çalışmalarım sürecek!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.

 

Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 2. Gün

Yurda gelip yerleştikten sonra diğer öğrencilerle tanışmaya başladım.

Önce yurdu anlatayım. Yurt, saatte bir gelen ekspres otobüsü bulursanız merkeze yarım saat uzaklıkta. İtalya’da kurallar ve disiplin güneye gidildikçe daha çok bozuluyor dolayısıyla tam bir saati saatine duraktan geçme durumu yok. Bugün bazı bölgelerde otobüs yoktu mesela. Anlayana kadar anamız ağladı. Pazar günleri hayat duruyormuş gerçekten. Açık dükkan bulmak çok zor. O yüzden telefon hattı da alamadım, diğer işlerimi de halledemedim. Ama en azından şehir merkezini gezmiş, etrafı bir kolaçan etmiş oldum.

Neyse yurt diyordum. Yurt baya açık bir yerde ufak bir göle yakın olduğundan merkezden daha soğuk. Odamız hemen bahçeye açıldığı için soğuktan baya etkileniyoruz. Dün gece inanılmaz üşüdüm. Yazlık pijamamı da, mevsimlik pijamamı da giyemedim. Kasım ortası giyerim dediğim pijama geçtim hemen.

Odada Zeynep’le kalıyorum. İki kişi için çok küçük olan odamız aşırı pis aynı zamanda. Elbette bir otel konforu beklemiyorum ama bu kadar pis olmak zorunda mı? Tavanda ayak izi var. Ne yapmışlardı bizden öncekiler acaba? Yatak kıl içinde. Evden getirdiğim nevresim takımı olmasa bitiktim gerçekten. Her yerin kırık dökük olmasını normal karşılıyorum zaten. Umarım en yakın zamanda kendime kalacak başka bir yer bulabilirim.

En azından günlüğü 5 euro diye mutluyum. Ne kadar az Euro harcarsam o kadar mutlu olurum bence ahahaha.

Yurtta tanıştığım ilk kişilerin hepsi Türk. Biz aceleci milletiz ya ondan erken geldik sanırım. Bir 40 kişi falan olacakmışız burada. Bizden başka Ruslar, Çinliler ve “beyaz olmayan İtalyanlar” var bu yurtta. Kendilerince düşük gördükleri milletleri ayrıştırmışlar. Sürekli zaten “EU Citizen (AB Vatandaşı Olanlar)” ve “Non-EU Citizens (AB Vatandaşı olmayanlar)” şeklinde ayrımcılıkla karşılaşıyorsunuz.

Yurdun yanında büyük sayılabilecek, BİM klasmanında bir market var. En kısa zamanda çevreyi de keşfetmeye başlayacağım tabi. Şu büyük işler bir bitsin de.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.
Erasmus, Günlük

Macera Başladı: 1. Gün

Siz siz olun, gideceğiniz yere doğru yol alırken tüm ayrıntıları düşünmüş olun. Genel olarak öyle bir insanımdır aslında ama bu Erasmus işinin başından beri tüm akışım karman çorman oldu. Planlayarak yaptığım tek bir işlem, aldığım tek bir karar yok.

Bir kere biletimi ucuz olsun diye çok saçma sapan bir şekilde aldım. Bilet fiyatları gerçekten inanılmaz yüksekti. Kapitalizmin gözü kör olsun, bir şeyi herkes isteyince inanılmaz kıymete biniyor. Perugia’ya gitmek için uçak biletimi Pisa’ya aldım. En ucuzu bu yöndü. 892 TL verdim, üstüne bir de iki tren aktarması yapacağım 21 Euroluk tren bileti aldım. Yaklaşık 1100 TL gibi bir fiyata yol işini hallettim. Çünkü en son aynı bilete baktığımda sadece uçak biletinin 3200 + TL gibi bir fiyata yükseldiğini gördüm.

Yani normal zaman olsa Pisa’ya inip bu noktadan Perugia’ya geçmek çok mantıklı, gezerek görerek gidilebilir ama 36 kilo valizim varken ve daha önce gitmediğim bir yere giderken bunu yapmak pek de mantıklı olmadı tabii. O bavulun 36 kilo olma macerası dillere destan zaten. Ama ona biraz sonra geçeceğim. Sadece uçak ve trenle değil, hesapta olmayan şekilde otobüs ve minimetro adı verilen başka bir toplu taşıma aracıyla da yolculuk yaptım. Oldukça enteresan bir deneyimdi. Neredeyse kilomun yarısı kadar belki de daha ağır bir yükle, sabah 8’de İstanbul’da başlayan yolculuğum akşam 8’de Perugia’da son buldu. Yardım edenlerden korktum, etmeyenlere sövdüm. İstanbul’da yaşama kafasıyla gidersek dünyanın her yerinde sorun yaşarız sanırım. Yardım etmeye kalkışan insanların bana tecavüz edeceğini, boğarak öldüreceğini ya da en azından paramı çalıp kaçacağını düşünmekten kimseden yardım alamadan geldim bu 12 saatlik yolu. İskelet sistemim de bana sövüyor şimdi.

Şimdiye kadar gitmiş olduğum her yere sırt çantasıyla gidebilmemle ünlüyümdür. Ama bir yere daha önce hiç 6 aylığına gitmemiştim.  Onun vermiş olduğu gerginliği alıp cebimize koyalım. Bu gerginliğe Perugia’nın iklimini hiç bilmediğim bir yer olmasını ekleyelim. Yazın son günleri, bahar, mevsim, geçişi ve kış olarak o 6 ayı bölelim falan diye düşünürken, Erasmus Whatsapp grubuna gelen “Perugia’nin soğuğu hiçbir şeye benzemez. -5 burada -20 hissedilir” mesajlarını katalım. Ne koysam, ne koymasam, ama yazlık da olsun ama ince pijamamı sakın unutmayayım, laptopu da ekleyeyim, ilaç da koyayım, ilk gün aç mı kalayım endişeleriyle süsleyelim. Onu da yapalım bunu da koyalım aman bu da böylemiymiş derken benim eşyam oldu mu size 36 kilo!

Daha Atatürk Havalimanı’nda beni yormaya başlayan bavulum, 12 saat boyunca ağırlaştıkça ağırlaştı. Siz siz olun daha sistematik hareket edin. Vizemin çıkmasından umudu kesmeyip işlemlerime erken başlasaydım muhtemelen benim de başıma böyle bir şey gelmezdi.

Ama bir yandan da mutluyum biliyor musunuz? Kimseye minnet etmeden, yine kendi başımın çaresine kendim baktım! Kendi çapımda bir survivor’ım bence ben.

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2018 – Tüm Hakları Saklıdır.